Gazeteciliğin Karanlık Günü

Şu gazetecilik denilen belayı başımıza icat ettiklerinden beri, bize dur durak, rahat ve huzur yok!
Gazetecilik, ebediyen lanetli bir iştir; in aeternum damnatus!
Zaten, kiminle evlenirdiniz diye meslekleri genç hanımların önüne sıraladığınız zaman gazeteci en dibi buluyor; gözde meslek, IT-Information Technology denilen enformasyon teknolojisi ve bilgisayar mühendisliğidir…
Şimdiki kızlar akıllı!
Gazeteci milletinin başına, pişmiş tavuğun başına gelmedik şeyler gelir!
Geçtiğimiz haftanın ilk günü, geçen Pazartesi, Mısır’daki mahkeme Al Jazeera televizyon ve haber kanalının 3 muhabirini kısa süreli bir yargı neticesinde, ağır hapis cezalarına çarptırmıştır.
Mahkeme kararı ne ilktir, ne de son olacaktır; kabaca 100 yıllık gazetecilik tarihi dava dosyaları, cinayet ve suikastler, linç ve afarozla doludur.
Türkçeye uygun yazarsak adlarını, Kanada vatandaşı olan Muhammet Fehmi ve iki gazeteci arkadaşı, Bahir Muhammet ile Peter Greste onar yıldan az olmamak üzere ağırlaştırılmış cezaya mahkum edilmişlerdir.
Suçları, İslamcı rejim yanlısı haber yapmak, eski-sâbık ve hâlen yargılanan Mısır Cumhurbaşkanı Morsi’nin arkaladığı, Mısır’ın ve Ortadoğu’nun başına bir asırdır çörekleniş Müslüman Kardeşler Örgütü lehinde görüş beyan etmektir.
Katar Şeyhi Hamid bin Thamer al Thani’nin 1996’da kuruluşuna çil çil altın saçtığı Al Jazeraa haber kanalı, bugün CNN ve BBC gibi ciddi yayın organlarıyla aşık atacak düzeyde profesyonel iş çıkarıyor; gerisindeki Arap sermayesi ve hacıağa şeyhliklerin parası bir yana…
Sonuç olarak Al Jazeraa, The New York Times ve Cumhuriyet gazetesi, Açık Gazete ve Huffington Post neyse, işte odur… Hasılı bir basın kuruluşudur.
Ceza kesinleşip gazeteci dostlarımız mahkûmiyet alınca, Mısırlı olup Kanada pasaportu taşıması Muhammet Fehmi’yi bir ânda uluslararası gündeme taşıdı. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry telefona atılıp hemen muhatabı olan Mısır Dışişleri Bakanını aradı; çiçeği burnunda, yeni seçilmiş Mısır Cumhurbaşkanı, General Sisi telefona tenezzül etmedi.
Ancak Sisi, ¨Mısır’da adalet bağımsızdır, biz darbeyle gelip sonradan seçilmiş bütün devlet başkanları gibi mahkemelere karışamayız!¨ diyor, bu ikiyüzlülüğün mimarı olan diğerlerinden geri kalmıyordu; onlardan birisinin faşist cuntacı Kenan Evren olduğunu da hatırlatanlar çıkıyordu.
Katar Şeyhi ve petrol parasına dayalı Al Jazeera hatırına Obama bir telefon açamaz mıydı, muhatabına?

Elbette telefon dediğin şey zırt diye karşı tarafın telefonu zilini çaldıran bir şeydir; bunu yapabilirdi. Fakat Obama’nın bu meseleye bulaşmak istemediği açıktı.
Zaten ceza alanlardan Fehmi’nin Kanada vatandaşı olmaklığı nedeniyle Kanada Başbakanı Stephen Harper‘ın bu mevzuya el atması gerekiyordu.
Heyhat, Kanada Başbakanı oralı bile değildi, bir tek ses etmediği gibi, görmezden geldi.
Kanada’nın en ciddi gazetesinde, The Globe and Mail‘de, Al Jazeera’nın eski yayın yönetmenlerinden bayan Deborah Kelly‘nin ateş püsküren yazısını da görmezden geldiğini sanıyoruz.
Deborah, ¨Gazeteciliğin kara günü¨ diye nitelediği dava neticesini, Başbakana hatırlatıyor, ondan duruma müdahale etmesini istiyordu.
Ne var ki, Kanada kendi vatandaşı olmakla beraber ömrünü Arabistan’da geçiren Muhammet Fehmi için sadece dışişleri düzeyinde bir tezkere yayımladı, açıklama yaptı, durumu güyâ kınadı.
Bundan çıkan sonuç şöyle anlaşılmalıdır ki, Kanada meseleye doğrudan müdahil olmak istememiştir.
Üç gazetecinin ürettiği işleri, yazdıklarını, yayımladıklarını tam olarak bilmiyoruz!
Belki açıktan açığa, bizim asla haz etmediğimiz Müslüman Kardeşler Örgütü lehine lakırdı etmişlerdir; olmaması gerekir, lakin olabilir.
Aydınlık ve Akit gazetelerine tahammül göstermemiz gibi bir basın ahlakıyla karşı karşıyayız.
Bu ahlak, ¨Sen altın ol, suya düşsen paslanmazsın, zira teneke değilsin ki!¨ mantığına dayanır…
Bizim derdimiz, tasamız, söz söyleme-haber iletme özgürlüğünün her koşul altında korunmasıdır.
Kanada ve ABD basınında, söz söyleme özgürlüğüne indirilen çekiç darbesine karşı sessiz kalınması bugünlerin önemli haber ve yorumları arasında yer alıyor.
Hemen her gazete ve yayın organı, radyosundan televizyonuna kadar bu mevzuya zaman ayırmaktadır; boşa kürek çekilmektedir.
Eski Yunan’dan kalma Drakon Yasalarına atfen, drakonian-gaddarca/merhametsizce vurgusunu 3 gazeteci meslektaşımız adına kullanmak, davanın boyutlarını açıklıyor.
Napolyon‘un bir kederli sabah saatinde söylediği gibi, ¨Gerçek cesaret sabahın 3’ünde ayakta durabilmektir!¨
Mısır’daki yeni Ptolemi Sülalesi mirasçısı olup, Süveyş Kahramanı Cemal Abdül-Nasır gibi apoletini kıravatla değiştiren Sisi’nin sabahın üçü olunca sen ve ben gibi ipek pijaması içinde ter döküp dökmediğini de bilmiyoruz.
Belki çişe kalkıyor, gazını çıkarıyor, hatta akşamdan kalma mide hazımsızlığıyla geğiriyordur.
Bunlar insanlık hâlidir; Ecco Homo…
O hâlde, cezaevine tıkılan 3 gazetecinin de çişi geldiğini hatırlaması gerekir.
Şimdi, Kanada ve ABD basını topu taca atmak yerine, General-Cumhurbaşkanı Sisi’ye pas etmiştir.
Sisi’de iş bitiyor; son adres orası…

_____________________

msenol34@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen − 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.