Gerçeği yok olurken neden sahte Yörük göçleri yapılıyor!

YUSUF YAVUZ / AÇIK GAZETE – Sarıkeçililer Derneği Başkanı Pervin Savran, Belediyelerin yüksek maliyetlerle Yörük festivali yapmasının doğru olmadığını savunan Savran, “Gerçeği yok olurken sahte Yörük göçleri yapmaya neden ihtiyaç duyuluyor?” diye konuştu.

Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin organizasyonu ile 6-8 Mayıs tarihleri arasında yapılması planlanan Uluslararası Antalya Yörük Türkmen Festivali’yle ilgili ihale dosyasında protokol-halk ayrımı yapılmasına yönelik tepkiler sürüyor. Konuyla ilgili görüşünü dile getiren Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran, Belediyelerin yüksek maliyetlerle Yörük festivali yapmasının doğru olmadığını savunarak, “Gerçeği yok olurken sahte Yörük göçleri yapmaya neden ihtiyaç duyuluyor? Her şeyin sanallaştığı bir dönemde neden bu kadar para harcayarak sanal göç yapmaya çalışıyorlar? Yok oluşun ‘kültür’ diye ambalajlanıp insanımıza sunulması ne kazandıracak. İşin parasal yönü beni çok ilgilendirmiyor ama asıl manayı yitiriyoruz. Burada neyi kutlayacağız? Neyin şenliği yapılacak? Yörüklerin ürettiği peynirin uluslararası bir kazanımını mı kutlayacaklar? Bir düğün olur, bayram olur, bir işi başarırız onu kutlarız. Burada neyi başardık da kutlamasını yapacağız? Yörüklerin hangi sorununa çözüm bulundu da bu kadar doğal yaşama zarar verme pahasına kutlama yapılacak ben bunun cevabını merak ediyorum” dedi.

Kış ayların Mersin’in Aydıncık ve Gülnar ilçesi sahillerinde, yaz aylarını ize Konya ve Karaman yaylalarında geçiren Sarıkeçili Yörükleri’nin yerleşik yaşama geçmeyen son topluluğu modern yaşamın getirdiği tüm zorluklara rağmen var olma mücadelesi veriyor. Göç yollarındaki sorunlar, orman idaresinin ve kamu otoritesinin baskısına her yıl giderek artan iklim krizine bağlı kuraklık ve ot stresi de ekleniyor. Dünyanın birçok ülkesinde benzer bir üretim kültürünü sürdüren topluluklar devletlerin koruması altına alınırken Sarıkeçililerin sorunları yıllardır görmezden geliniyor. Konuyla ilgili yazımızı okumak için: (https://gazeteciyazaryusufyavuzblog.wordpress.com/2021/06/20/avrupa-cobanlari-korumaya-aldi-turkiye-bir-yoruk-cadirina-sahip-cikamadi/)

Bir yandan da geçmişte Yörük kültürünün canlı olduğu bölgelerde son 20 yıldır yaygınlaşan yayla şenlikleri de giderek kentlerde siyasilerin miting alanına dönüşmeye başladı. Belediyelerin de bu işe dâhil olmasıyla birlikte mütevazı Yörük şenlikleri milyonlarca liralık dev bütçelerin ayrıldığı festivallere dönüştü. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği, 6-8 Mayıs 2022 tarihleri arasında yapılması planlanan festival de bunlardan biri. Ancak özel bir şirketten hizmet alımı yoluyla yapılması planlanan festivalin ihale şartnamesindeki ayrıntılar, Yörüklerin tepkisini çekiyor.

MÜTEVAZI ŞENLİKLERİNİN YERİNİ DEV BÜTÇELİ FESTİVALLER ALDI

Yurt içi ve yurt dışı olmak üzere toplam 360 uçak bileti, 2700 kişilik 5 yıldızlı otel dâhil konaklama hizmeti, 13 bin kişilik yemek alımı gibi detayları içeren ihale şartnamesinde, protokol ve halk için ayrı tribün, protokol üyelerine ve halka dağıtılmak üzere ayrı ebatlarda iki ayrı Yörük yağlığı temin edilmesinin istenmesi dikkat çekiyor.

PERVİN SAVRAN: ‘SEMBOLİK ETKİNLİKLERİNDEN KAÇINIYORUZ’

Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği Başkanı Pervin Savran, sembolik Yörük göçlerini içeren etkinliklerden kaçındıklarının altını çizerek şunları söyledi: “Biz konar-göçer hayvancılığın kalkınması konusunda alan çalışmaları yürüttük. Göç yollarımızın koordinatlarını alarak harita üzerine işaretletiyoruz. Şimdilerde de göçebe hayvancılığın doğaya olan etkileri üzerine bir çalışma yapıyoruz. Yolda Derneği ile birlikte yürüttüğümüz çalışma kapsamında göçebe hayvancılık karbon üretiyor mu, kullanılan gübre, mazot nedir, doğaya başka kirleticilerle zarar veriyor mu diye araştırıyoruz. Önümüzdeki günlerde ise Akdeniz ülkelerinden gelecek bilim insanlarıyla Mersin bölgemizdeki yana ormanlarda bir çalışma yapacağız. 7 Nisan’da ise Aydıncık’ta Sarıkeçili çadırlarına ziyaretler yapılacak, misafirlerimizi çadırda ağırlayacağız.

‘BURADA NEYİ BAŞARDIK DA KUTLAMASINI YAPACAĞIZ?’

Biz maddi ve manevi birçok zorlukla baş ederek geleneksel kültürümüz olan göçebe keçi yetiştiriciliğinin karbon ayak izini hesaplarken, iklim krizine ne kadar olumsuz bir etkimiz oluyor diye düşünürken bir başka yerde bu kadar uçak bileti, 5 yıldızlı oteller ve bunca karbon üreten etkinlikleri doğayı yok etmeye hizmet eden girişimler olarak görüyoruz. Burada kültür yok, ticaret var. Burada neyi kutlayacağız? Neyin şenliği yapılacak? Yörüklerin ürettiği peynirin uluslararası bir kazanımını mı kutlayacaklar? Bir düğün olur, bayram olur, bir işi başarırız onu kutlarız. Burada neyi başardık da kutlamasını yapacağız? Yörüklerin hangi sorununa çözüm bulundu da bu kadar doğal yaşama zarar verme pahasına kutlama yapılacak ben bunun cevabını merak ediyorum.”

‘YOKOLUŞUN KÜLTÜR DİYE AMBALAJLANIP SUNULMASI İNSANIMIZA NE KAZANDIRACAK’

Belediyelerin yüksek maliyetlerle Yörük festivali yapmasının doğru olmadığını savunan Savran, “Gerçeği yok olurken sahte Yörük göçleri yapmaya neden ihtiyaç duyuluyor? Her şeyin sanallaştığı bir dönemde neden bu kadar para harcayarak sanal göç yapmaya çalışıyorlar? Yokoluşun ‘kültür’ diye ambalajlanıp insanımıza sunulması ne kazandıracak. İşin parasal yönü beni çok ilgilendirmiyor ama asıl manayı yitiriyoruz. Nasıl ki ormanlarımız, zeytin ağaçlarımız yok edildi, şimdi de kültürümüz yok oluyor” dedi.

İÇİNDE YAŞADIĞIMIZ DOĞADA PROTOKOL DÜZENLEMESİ YOK

Festival şartnamesinde yer verilen protokol-halk ayırımına da değinen Pervin Savran, “Ben 63 yaşındayım. Bugüne kadar hep bu tür ağalığa, beyliğe, protokollere karşı durduk. Bizim içinde yaşadığımız doğanın böyle bir düzenlemesi yok. Bırakın insanları, biz doğadaki tüm canlıların eşit haklara sahip olduğunu biliriz. Mesela ben keçinin sahibi olarak protokolüm diyelim, böyle olduğum için dört tane canavarı öldürme hakkına sahip değilim. Bu tür protokoller göz boyamadır. Biz yağlıkla, kefiye ile Yörüklük olmayacağını söyledik hep. Bu yapılanlar koskoca bir servetin yok oluşudur. İnsanların emeğinin, kazancının yok edilişidir” dedi.

‘BİZE YAZI GEÇİREBİLECEĞİMİZ YAYLA GÖSTERİN DEDİM, GÖSTERİ EKİBİNİZ VAR MI DEDİLER’

Antalya’daki festivale katılması için kendisini de aradıklarını dile getiren Pervin Savran, “Bize ‘gösteri yapacak ekibiniz var mı?’ dediler. Benim gövde gösterisi yapacak zamanım yok. Ama insanlığa yararlı olacak birkaç cümle bir şey söyleyebileceksem, bir katkım olacaksa ancak o zaman orada olurum dedim. Bize yazı geçirebileceğimiz bir yayla gösterin; iki üç aileyi de alıp çadırımla, keçilerimle, develerimle geleyim dedim. Festivalin böyle bir amacı olmadığını söylediler. Bu işleri sembolik olarak yapanlar, şirketler, siyasiler, kurumlar ortada yokken bizler hep vardık ve bundan sonra da var olmaya devam edeceğiz. Biz bu tür olaylarla uğraşmak istemiyoruz. Bu tür etkinliklerden yıllardır uzak duruyorum. Bizim tek derdimiz varlığımızı sürdürürken içinde yaşadığımız doğayı nasıl daha iyi koruyabiliriz” diye konuştu.

GELENEKSEL GÖÇÜ SÜRDÜREN YAKLAŞIK 150 AİLE KALDI

Türkiye’den Sarıkeçili Yörükleri ile Yolda Girişimi gibi doğa koruma örgütlerinin de aralarında olduğu uluslararası koruma örgütlerinin ortak çabaları sonucunda 2026 yılının BM tarafından ‘Uluslararası Meralar ve Geleneksel Hayvancılık Yılı’ ilan edilmesine de değinen Savran, “Dünyanın farklı bölgelerinde bizim gibi göçebe yaşayan topluluklarla birlikte verdiğimiz mücadelenin sonucu bu kazanım sağlandı. Türkiye de bu karara imza koydu. Artık bu kadim kültürün daha ne kadar nefes alabileceğine kafa yoruyoruz. Biz yağlık peşinde değiliz. Sarıkeçililerden yaklaşık 150 aile kaldı göçerliği sürdüren. Bu kültürü korumak ve yaşatmak için çalışmalar yapılmalı” diye konuştu.

2026 MERALAR VE GELENEKSEL HAYVANCILIK YILI GÖZARDI EDİLMEMELİ

Türkiye’de geleneksel konar-göçer keçi yetiştiriciliğini sürdürme çabası veren son Yörük topluluğu olan Sarıkeçililerin Türkiye’nin de imza koyduğu Somut Olmayan Kültürel Miras Projesi (SOKÜM) kapsamına alınarak yaşam alanlarının ve kültürlerinin korunması için hazırladıkları dosyanın UNESCO’ya sunulmak üzere Kültür ve Turizm Bakanlığı’na sunulduğunu anımsatan Savran, “Bizim edindiğimiz bilgilere göre dosyamız yıllardır bürokrasinin isteksizliği yüzünden sürüncemede bırakılıyor. Dosyamızda bir eksiklik olmadığını söyleyen konunun uzmanları, bir türlü işleme konulup sonuç alınamamasının ülkemizin konuya bakışına yönelik politikalardan kaynaklandığını söylüyorlar. Tıpkı Somut Olmayan Kültürel Miras Sözleşmesi’nde olduğu gibi 2026’daki Uluslararası Meralar ve Geleneksel Hayvancılık Yılı konusunda da konunun göz ardı edilmesini istemiyoruz” dedi.

 

 

2594480cookie-checkGerçeği yok olurken neden sahte Yörük göçleri yapılıyor!
Önceki haberÇavuşoğlu: Rus oligarklar Türkiye’ye gelebilir
Sonraki haberSanatın (tiyatronun) barışa katkısı
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

10 + ten =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.