Haftanın Filmi: Can Dostum

IMDB: 8,5 (91. sırada)
Rotten Tomatoes: % 80
Manalı Filmler: 8,0

Bir sanatçının çok popüler olması, hele hele ününü yıllarca koruyup farklı kuşaklara da kendini sevdirebilmesi için iki şart gerekir: Hem zanaatçı, hem de sanatçı olarak belli bir seviyenin üstüne çıkabilmesi ve ait olduğu toplumun bilinçaltında bir karşılığı bulunması… Aynı şekilde bir eserin çok popüler olması da benzer şartlara bağlıdır, ama bunlar içinde en önemlisi toplumsal bilinç ve bilinçaltına denk düşmesidir.

“Can Dostum” ülkesi Fransa’da 20 milyona yakın bilet keserek gişe rekorlarını alt üst etti (halen gelmiş geçmiş en yüksek gelire sahip ikinci film konumunda). Her öğesiyle “kendini iyi hisset” filmi olarak düzenlendiği için insanların bilincinde hangi özleme karşılık geldiği belli: Sağlam, hiç kimsenin veya hiçbir gücün bozamayacağı bir dostluk kurma isteği… Böylece onaylanmak, hiç olmazsa bir kişinin sizi tanıması, özelliklerinizi, beğenilerinizi öğrenmesi, anlaması… Sosyal bilinçaltındaki yeri ise daha ilginç: Belli ki Fransızlar bir uzlaşma ve ateşkesin, hatta mümkünse toplumsal barışın yakıcı özlemini duyuyorlar.

Filmin iki ana karakteri bu “çatışan” iki kesimin simgesi: Ülkeyi yöneten, toplumsal sorunları çözemeyen, hatta çoğunlukla onların kaynağı konumunda olan burjuvaziyi temsil eden Philippe, çok zengin bir beyaz (boynundan aşağısı felçli olduğu için tekerlekli iskemlede yaşaması bu açıdan çok ilginç). Onun bakımını üstlenen, ona yarenlik eden Driss ise varoşlarda büyümüş, suça bulaşmış, Senegal kökenli bir zenci (2007’de Paris’i alt üst eden kişiler gibi o da “dış kökenli”). Ama özünde iyi biri, hümanist ve dost canlısı… Muhteşem bir evde yaşayan Philippe, sınıfının tipik özelliklerine sahip: Örneğin sanattan anlıyor, resim koleksiyonu yapıyor. Driss ise birlikte gittikleri operada kahkahalarını tutamıyor, Beethoven veya Mozart yerine Earth, Wind & Fire dinlemeyi yeğliyor. Ona göre iyi müziğin temel şartı dans etme imkanı vermesi.

Dans (hızlı araba kullanmak, kadınlara kur yapmak vs ile birlikte) Driss’in yaşamayı çok seven biri olduğunu gösteriyor. Aralarında sağlam bir dostluk kurulmasını sağlayan da bu: Driss patronunu güldürüyor, yaşamına heyecan katıyor, içindeki yaşama sevincinin tekrar alevlenmesini sağlıyor…

Bu tür bir öykünün seyircinin hoşuna gitmesi doğal. Hele de filmin başında “gerçek olaylardan alınan ilhamla yapıldığı” yazıyor ve arka jenerikte gerçek kişiler de gösteriliyorsa. Fakat yönetmenler bununla da yetinmemiş, gişe başarısını garantilemek amacıyla iki önemli tedbir almışlar: Hastabakıcı karakterini zenci yapmışlar ve romantik komedi şablonlarını dostluğa uygulamışlar. Zıt özelliklere sahip iki kişi tanışıyor, ilk başta biraz didişiyor, zamana yakınlaşıyor, birbirlerini çok seviyorlar. Her şey harika giderken ayrılmaları gerekiyor, derken tekrar buluşuyorlar.

Bu anlamda “Can Dostum” hiçbir süprizi olmayan, gayet sıradan bir film. İyi yazılmış, çekilmiş ve oynanmış, ama çok da yüzeysel. Traş sahnesi veya yamaç paraşütü sekansı gibi hoş anlar içeriyor ama bu yönetmenlerin sonraki eserlerini heyecanla beklememize yol açacak bir özelliği de yok.

Dolayısıyla filmin asıl güzelliği, Fransızların kalbini fethetmesi. Herhangi bir manası olmayan aksiyonlar veya yeniyetmelere seslenen basit komediler yerine böyle bir dostluk filminin gişe şampiyonu olması, doğaldır ki insanı mutlu ediyor.

Intouchables / The Intouchables / Can Dostum

Senarist ve yönetmenler: Olivier Nakache, Eric Toledano
Yapımcılar: Jean-Jacques Annaud, John H. Williams, Iain Smith
Oyuncular: François Cluzet (Philippe), Omar Sy (Driss), Anne Le Ny (Yvonne), Audrey Fleurot (Magalie), Clotilde Mollet (Marcelle), Alba Gaïa Kraghede Bellugi (Elisa)
2011 Fransa yapımı, 112 dakika
Gösterim tarihi: 11 Mayıs 2012

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.