Hayallerle gurbet acısını dindirmek

Yeni bir arabam olmuştu. İlk ve son yeni arabamdı. Arabaya ilk bindiğim günden itibaren onda en sevdiğim şey kesinlikle bir yerden bir yere rahatlık içinde varmak değildi. Arabayı, işe, alışverişe veya uzaktaki bir dosta giderkenki sürede dinlediğim türküler ve şarkılarla yolculuğun tadını çıkarmam için kullanıyordum sanki. Yoksa, arabayla on beş dakikada gittiğim işe yarım saat içinde tamvayla da ulaşabiliyorum.

Zira müzik ve müzik dinleme zevkinin herkeste farklı olduğu ortamda ne zaman müzik dinlemeye kalksam, evde itirazlarla karşılaşıyorum. İşte onun için ver elini arabaya. Kısaca türküye ve şarkıya kaçıştır bu. Ne yapayım? Evde müziği açtığımda bir taraftan oğlum, diğer taraftan kızım bağrışmaya başlıyorlar “babaaaa!”. Eşim ise dinlenmek için sessizliği tercih ediyor. Kulaklık takıp dinlemenin de evdekilerle iletişimsizlik ve kabalık anlamına geldiğini düşünüyorum. Evimiz de zaten topu topu iki oda, bir salondan oluşuyor. Bana mutfak düşüyor. Mutfak, benim için sadece yemeğimi yediğim, suyumu ve çayımı içtiğim yer anlamına geliyor. Müzik dinlediğim yer de orası. Oradan çıkan ses, sadece diğer odalarla sınırlı kalmıyor, komşuların da kulaklarına kadar gidiyor. Japon komşularımız klasik müzik dinleyicisi, söz etmiyorlar. Mutfaktan gidecek sese itiraz da aynı “babaaa!”. Japon komşuları anlamıyorum, ne dediklerini de bilmiyorum. O halde doğru araba…

Doğru araba ama ben arabanın direksiyonunu, debriyajını, frenini yeni yeni öğrenmeye başlamıştım. Arabada koltuk ısıtıcısı olduğunu bir yıl sonra, o da ağustos sıcağında tesadüfen fark etmiştim. Beni aslında orası burası pek ilgilendirmiyordu. Beni ilgilendiren otomobil içinde müzik dinlemekti. Yeni satın aldığım müzik çalışmalarını doyasıya dinlemek için atlardım arabaya, ver elini sokaklar, caddeler. Türkü şarabı içmiş gibi sarhoş halde eve dönerdim.
Bazı eserleri dinlerken hep hayallere dalardım. Bazen ulu dağlardan birinin zirvesinde, bazen bir ovada, bazen dağlarında hayvanlarını otlattığım yaylalarda, bazen ise kendilerini yıllarca görmediğim ve kaybettiğim arkadaşlarımla olurdum. O hayallerin mutluluğunda sarhoş olurdum, da eşim halimi görür, kaza yapacağımdan korkar, müzik çalarımı kapatır ve radyoyu açardı. Kulaklarımın alıştığı melodi yerine, pek de sevmediğim şeyler dinlemek zorunda kalırdım.
Hayal kurarak, mutlu olduğum eserlerden birisi de Cahit Berkay’ın birkaç kuşağı kucaklayan ”Selvi Boylum Al Yazmalım” filmine yapmış olduğu müziktir. O melodiyi ciddi ciddi ve can kulağıyla, yüreğimle dinlediğim günler arabayı yeni aldığım döneme rast gelmişti. O dönem araba benim için bir Cahit Berkay’ın ölümsüz eseri ”Selvi Boylum Al Yazmalım” melodisi, bir de boyun fıtığı ile özdeşleşmişti. Bir tarafta ”Selvi Boylum Al Yazmalım”, diğer tarafta ise sağlık sorunum vardı.
Yeni müzik çalarlar da ne kadar iyiler! İstediğin eseri tekrar tekar dinlemek olanağı sunuyor. Bir zaman sonra ”Selvi Boylum Al Yazmalım” dinlemek de hayallerim arasına girdi. O eseri dinlerken hep aynı hayale dalar oldum. Kendimi, Ankara’dan, Kayseri üzerinden köyüme gider gibi hissederdim. Bahçelerinde en güzel elmaları yetiştirdiğimiz köyüme bir türlü varamazdım, ”Selvi Boylum Al Yazmalım” bittiği anda bir rüyadan uyanmış olurdum. Kavrulmuş bozkır, kara toprağından griye, ondan kızıla dönüşerek güzelleşen toprak, yol boyunca arabalarla yarışan telgraf direkleri, insanın kemiklerine kadar hissettiği sıcaklık, uçsuz bucaksız gibi görünen ovalar, dağlar, taşlar ve buram buram kokan çiçekler. Melodinin bitmesiyle, rüyamdan gerçek yaşama dönerdim. Bütün hayallerimi bu şarkının beş dakikayı geçmeyen süresine sığdırırdım. Hayallerimin bitmemesi için de müzik çaların düğmesine basar, melodiyi başa alırdım.

Sabah işe arabayla gitmek, akşam işten arabayla dönmek sadece iki güzel türkü dinlemek anlamına gelirdi benim için. Yıllar yılı da böyle oldu. Gurbeti yurt tuttuğum sürede nice güzel deyiş, ağıt, türkü, uzu hava ile mutlu oldum. Bu da benim tek lüksüm oldu.

Bir defasında ”Selvi Boylum Al Yazmalım’’ ile ilgili hayalimi bir sohbette bir hanıma anlatmış ve ”Bu dünyadan göçmeden önce, Ankara- Sivas yolunda bu eserle araba kullanarak yolculuk etmek hayalimdir” demiştim. Nedendir bilmem ama hanım üstüne alındı. “Sen, ben ve bu eser Türkiye yollarında ne güzel olur” dedi. Hayırdır bile demeden “ben arabada müziğimle yalnız olmak istiyorum” demiş bulundum. Hanımın bozulduğunu hissettim. Ancak elimde değildi, ”Selvi Boylum Al Yazmalım”ın melodisiyle arama kimsenin girmesini istemezdim. Benim de kendime göre bir ”Selvi Boylum Al Yazmalım’’ı dinleme hayalim var. Bu şekilde gurbetin acısını kendimce dindirmeye çalışıyorum. Daha sonra öğrendim ki, o hanım kendisini ”Selvi Boylum Al Yazmalım’’ın Asya’sına, yani Kadir İnanır ağabeyimizin aşkına benzetirmiş. Aşk, Kadir ağabeyin de olsa hiç küçülttürülür mü?

Şimdi, pek de gerekli olmayan bu yazıyı neden yazdığımı soracak okurlarım olacaktır. Dahası, yayın kurulu üyelerimiz “Dalai Lama, Avusturya’daymış. Çin, Avusturya’yı onun ziyaretinden dolayı uyarıyormuş. Avusturya’nın iki parlamento başkan yardımcılarından birisi, aşırı sağcı politikacı 90 yaşındaki kadını vakıf kurdurtarak dolandırmış, bunları yazmak varken sen ne yazıyorsun” diyerek kulağımı da çekebilir. Çok da gerekli olmayan bu yazıyı sadece on yıl öncesini hatırlayarak yazdım. On yıl önceki boyun fıtığı rahatsızlığım şu günlerde beni yeniden buldu da, geçmişi hatırlayarak yazdım. Kulağım çekilse de yazdım işte. Yazmak böyle bir şey işte, kimisi Silivri’de yıllarca yatmayı göze alarak yazar, kimi de kulağının çekilmesini göze alarak…

Kadim.uelker@gmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.