Hayatımızdaki fırsat

Yıllar önce tanımıştım Kaya ve Melek’i, Anadolu’nun ücra köşelerinde bulunan bir köyünden gelmişlerdi. Kaya zor yürüyor ve zor konuşuyordu. Kelimeler Kaya’nın ağzında yuvarlanıyor ve dukaklarının arasından bir türlü çıkmak bilmiyordu. Her ikisinin de yüzü gülüyordu. Bu durum da kendilerini olduğundan fazla sempatik kılıyordu. Bundan cesaret alarak Melek’e eşinin yürümekte ve konuşmakta neden zorlandığını sordum.

Melek’in gülen yüzü birden kedere bürünmüştü. Anlaşılan yarasına dokunmuştum. Henüz çok gençlerdi. Zeynep Türkiye’den yeni gelmişti. Küçük bir ev bulmuşlardı. Kendilerine bir akrabaları aracılık ederek ev bulmuşlardı. 90’lı yıllarda Viyana’da ev bulmak aslanın ağzındaydı. Ev piyasası oldukça berbat durumdaydı. Ev piyasasında üç seçenek bulunmaktaydı; Bu olanakların birincisi belediyenin sosyal konutları, ikincisi kooperatif evleri ve üçüncüsü ise serbest piyasa evleriydi. Vatandaşlığına bakılmaksızın, Avusturya’da her çalışandan sosyal konut yapımının finanse edilmesinde kaynak olan ev fonuna para kesilmesine rağmen kooperatif ve belediyenin sosyal konutlarında yabancı kökenlilere ev verilmemekteydi. Geriye sadece piyasadaki evler kalmaktaydı. İşte o zorlu yıllarda yıkık dökük, ışığı, suyu, tuvaleti olmayan en kötü “evler” için kira sözleşmeleri imzalanıyor, yasal olmayan hava paraları ödeniyordu. Hiç de azımsanmayacak paralardı ödenen hava paraları. Bunun için bankalardan krediler alınıyordu. Daha sonra ise uzun sürelere yayarak o krediler geri ödemek için çalışılıyordu.
İşte Kaya ve Melek de anlatılana göre böyle bir ev bulmuş ve iki çocuklarıyla yaşamaya çalışıyorlardı. Temizlik işçinde çalışan her ikisi de mutlu da görülüyorlardı. Kendi yağlarında kavruldukları görülüyordu.

Bundan sonrasını ise bütün üzüntüsüyle Melek anlattı, ben ise onu durdurmadan dinledim. Kaya da yanımızda eşini dinliyordu. Bir gün kendilerine ev bulmakta yardımcı olan akrabaları boksör Cemil bunları ziyarete gelir. Kaya’ya “Evi boşalt, burası benim” der. “İki çocuk, bir de hanım, nereye gideyim, burası benim, kirasını ben ödüyorum” derse de fayda etmez. Boksör Cemil anlamaz ve anlamak istemez de aileyi, çıkacaksın der başka bir şey demez. Kaya da çıkmayacağını söyler.

Öyle mi der, Boksör Cemil ve Kaya’yı eline alır. Bu ne kindir, bu ne düşmanlıktır, bu ne hırstır; vurur, vurur, vurur, vurur.. Ayıptır günahtır, insana bu zulüm yapılmaz diyecek kimse de yokturdur. Hıdır artık kendinden geçmiştir. Hem de kendi köylüsü Boksör Cemil Kaya’ı öldü diye bırakır ve gider. Kaya daha sonra hastaneye kaldırılır. İki ay sonra mıdır, yoksa üç ay sonra mıdır, Kaya kendine gelir ve gözlerini hastanede açar. Hatırlayabildiğini anlatmaya çalışır. Bütün ayrıntıları anlatamaz.

Kendine geldikten sonra, kendisine ne türlü tedavi uygulanacağından haberdar edilir Kaya. Zamanla ayaklarını, kollarını hareket ettirmeye başlar, ayağa kalkmaya çalışır. Yürümeyi yeniden öğrenecektir. Eşinin de yardımıyla birkaç ay sonra yürümeye başlar ve hastaneden de çıkartırlar, yapacağımız artık bu kadardır derler ve sonraki tedaviler için hastaneye gelmesini söylerler.

Önce kısa mesafeli yerlere, daha sonra da uzun mesafeli yolları eşinin refakatinde gidip gelmeye başlar. İşte bu ilk dışarı çıkmalarından birisi de benim yanıma gelmesi olduğunu belirtmiştiler. Melek eşininin çalışmasının olanaksız olduğunu, ne yapması gerektiğini soruyordu. Yakın çevresinden birileri “emeklilik için başvursun Kaya” demiş. Ne öneririm diye sormaya gelmişler. Bilerek sebep olunan kazada işçinin birisini sakat bırakmışlardı da, sakat bırakan kazaya uğrayanı hastanede ziyarete gitmiş. Orada kendisine “bu şansını kullan ve emekliliğe başvur” demişler. Ağız birliği etmişcesine iki farklı çevreden aynı sözcükler dile gelir. Boksör Cemil’in yakın çevresi de dile Kaya’ın emekli olma fırsatını kullanması dile getirilir.
Yapması gerekenleri açıkladıktan ve başlarından geçenleri de anlattıktan sonra gittiler. Birkaç ay sonra bana yine gelmişlerdi. Kaya’nın emekli olduğuna dair karar ellerine geçmiş, onu açıklamamı istiyorlardı. Avusturya’da emeklilik mevzuatına göre 30’una bile varmadan yardımcı işçi olarak çalışan Kaya’nın yaşında malulen emekli olmak için kötürüm veya ölümcül hasta olmak gerekir. Kaya’nın köylüsü ve akrabası onu öyle bir dövmüştü ki, ona bir de malulen emeklik „hediye emişti“.

Yürümekte ve konuşmakta zorlanan Kaya’ı bir daha görmedim. Eşi çalıştığı firmalarla ilgili sorunlardan dolayı bir iki defa daha geldi. Her defasında Kaya’yı sordum. Hep “İyidir, ne yapsın zavallı” diye cevap verdi.

Geçenlerde Kaya’nın eşi Melek yine geldi. “Çocuklarım okuldalar, okuyorlar, inşallah bir meslek sahibi olurlar” diye çocuklarından bahsetmeye başladı. “Kocamın emeklilik parasının idaresini ben üstlensem çocuklarımın bakımı elimden alınır mı acaba” diye soruyordu. Neden böyle düşündüğünü sorduğumda, “bana böyle dediler” diye cevap verdi. “Abi, bir de bana eşinden ayrıl, onun emeklilik parası sana gelir diyorlar” dedi. Kimler bunu kendisine önerdiğini sorunca, bazı danışma merkezlerinde sosyal çalışma uzmanı olarak çalışanların olduğunu belirtti. Melek anlattı ben dinledim. “Günah, üç çocuğumun babası o” ifadesinden sonra bu arada üçüncü bir çocuk daha yaptığını öğrendim.

Eşinin emeklilik parasının idaresini neden istediğini sorduğum da bana “Kaya artık her şeyi unutmaya başladı, emekli maaşı geldiği zaman kahvane arkadaşları arıyorlar ve onu çağırıyorlar, elinde ne var ne yok harcattırıyorlar” cevabını verdi. Kısaca emeklilik parası bitene kadar Kaya’yı çağırıp, yiyip içiyorlarmış, parasının bitiminden sonra ne arayan ne de soran olmuyormuş. Bunun için de emeklilik parasını kendi üzerine almak istiyormuş.

Kapımın önünde Kaya’nın gelip geçtiğini görüyorum. İçeri çağıralım istiyorum. “Yok” diyor “onun olduğu ortamda bunları soramam” diyor. Sorulara birlikte cevaplar aramaya çalışıyoruz. Daha sonra kafasında başka bir tereddütü olmadığından kalkmaya hazırlanıyor. Kalkıyor, kapıya kadar kendisine eşlik ediyorum. Kaya’ya selam veriyorum, nasıl olduğunu soruyorum. Yine yıllar önceki gülümseyen cemali ile “İyiyim ağabey, buna da şükür” diyor.

Hayatının en güzel yıllarında yemiş olduğu dayağın izleriyle yaşıyor Kaya. Gözden kaybolana kadar arkalarından bakıyorum, Kaya eşinin yürüyüş temposuna ayak uydurmaya çalışken çok zorlandığını görüyorum. 80 ve 90’lı yılların Viyana ev piyasasın zorlukların kimisini parasından, kimisini ise sağlığından ettiğini söylüyorum kendi kendime, yerime geçip bir sonraki kişiyi alıyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.