“Hayvansal ruh”

“Hayvansal Ruh: Bireysel Psikoloji Ekonomiyi Nasıl Şekillendirir ve Bunun Küresel Kapitalizm Açısından Önemi Nedir”. George Akerlof “University of California, Berkeley” de ünlü bir profesördür. Akerlof 2001 yılında Nobel ödülü ile de mükafatlandırılmıştır. İşte bu ünlü yazar, Yale üniversitesi profesörlerinden, kendisi kadar ünlü Robert J. Shiller ile birlikte, yukarıda adını verdiğim kitabı yazdı. Üstelik de, bu kitaba Robert M. Solow gibi, yine Nobel sahibi ünlü bir kişi ve benzerî ünlülerce methiyeler düzmüşler. Kitabın içeriği, yaklaşık olarak, şu: Keynes’in işaret etmiş olduğu, insanın doymak bilmez hırsının küresel krize neden olduğu, şeklinde özetlenebilir.

Yüzyılımızın ikinci büyük krizinden geçerken, bu krizi açıklamada âdeta birbirleri ile yarışa girmiş olan ünlü akademisyenler, sıcağı sıcağına yayınladıkları kitaplarında ya kriz sürecini hikâye etmişler, ya da, belki daha ilginç olsun diye, tüm oluşumu insanların hayvansı davranışına atfetmişler. Ama, hiçbir yapıtta krizin organik nedeni ile ya da ekonomik ajanların hayvansı davranışların nedeni üzerinde durulmamış. Sanki, kriz göktaşı gibi uzaydan dünya kapitalizminin üzerine düşmüş, ekonomik ajanların ifade edilen hırslarınının da sistem içinde oluşan toplumsal ortamda değil de, mutlak bir boşlukta oluşmuş!

Herkes her hangi bir toplumsal olayı hikâyeleştirebilir ve bu süreçte istediği senaryoyu da kullanabilir. Ama, bir akademisyenin yazdığı ve benzer nitelikli akademisyenlerin yücelttiği bilimsel nitelikli bir eserin bu denli gerçekten kopuk ve uçuk olması kabul edilebilir olarak görülemez! Ancak, maalesef gerçek tam da bu! Bu durumda, önce kısaca kitabın yaklaşım yanlışını, ikinci olarak da, nasıl oluyor da Nobel ödüllü bir akademisyen ile aynı derecede ünlü başka bir akademisyenin böylesi bir maceraya atıldığını özetlemek istiyorum.

Bir defa, bazı istisnalar dışında, aç olmadıkça ya da bir tehlike sezinlemedikçe çevreye saldıran bir hayvan olmadığı gibi, anormal derecede şişman, yâni obez bir hayvandan söz edilemez. Kazandıkça çevreye saldırmak huyu hayvanlara değil, kapitalizm ruhuna bürünmüş insana mahsustur. İktisat psikolojisi bu alanla ilgilenmekte ve bireylerin kararlarını boşlukta oluşturmadığı, ekonomik sistemin dürtüleri altında kişilik oluşturduğunu savunmaktadır. Hal böyle olunca, sisteme bakmadan, insanların hayvansı tutkuya kapıldığını iddia etmek, en azından hayvanlara hakaret olur! Diyelim ki, insanlar gerçekten hayvansı tutkularla hareket etmiş ve krize yol açmıştır! Peki, bu durumda sistemin denetleme kurumlarının davranışını nasıl açıklamalı! Bu görüşü uluslar düzeyine çektiğimizde, emperyalizmi de ulusların hayvanlaştığı şeklinde mi açıklayacağız! Bu açıklama yanlış olmaz, sanırım!

Kitabın yazarlarının amaçlarına geldiğimizde, kısaca şunu söylemekle yetineceğim ki: sistem analizine girmeden, bireysel davranışları krizin sorumlusu gibi göstermek, tereddütsüz, sistemi aklamak ve devamını sağlamaktan öte bir anlam taşımaz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + 14 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.