Her yaz biraz Susuz Yaz’dır

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI – Şimdi küresel ısınma var, bahanemiz hazır; kuraklığı sel felaketi, yangını deli yağmurlar kovalıyor. 

Bugün kar tipisi geliyor, ardından kavruk yaz sıcağı…

Bunlar eskiden de olurdu, bu kadarı olmazdı belki ama yine olurdu.

Biz duymaz, bilmezdik! 

Şimdi internet dünyasındayız, orada çıt çıksa buradan işitiliyor.

Eski zamanların yazları da hani az kurak geçmezdi, toprağın cayır cayır yandığı, sarı sıcaklarda damarlara ayrılıp çatladığını hatırlarız. 

Öyle zamanlar olurdu ki hikâyesi bile yazılır, filme çekilir, bir de üstüne kavgası dahi yapılırdı. 

Türk sinemasının ünlü Susuz Yaz filmi bunlardan biriydi, mesela…

Kitapların dünyası yollara benzer; kavşağı, büyük caddeleri, kaldırım ve köşe başlarıyla trafik ışıkları olan bir kentin işlek yolları gibidir, hiç umulmadık yerde trafik polisleri de karşınıza çıkar. 

Kim bilir hangi kitabı okuyordum da birden kendimi Amerikan güncel edebiyatın Latino kadın yazarlarından Esmeralda Santiago ile karşı karşıya buldum. 

Daha öncesinde hiç okumadığım bir yazardı; muhtariyeti -özerkliği olan bir Amerikan toprağında, Puerto Rico’da doğmuş, çocuk yaşlarında ailesiye New York’a göç etmişti. 

Türkçeye ¨Türk Sevgili¨ başlığıyla çevrili, özgeçmişe dayalı bir hatırat kitabı var; fakat bundan evvel ¨Almost a Woman~Neredeyse Bir Kadın¨ başlığıyla 1998’de yayınladığı başka bir özgeçmiş kitabı bulunuyor. Ben onu okudum.

Türk Sevgili’nin bu kitaptan birkaç yıl sonra yayınlandığına bakılırsa, ¨Neredeyse Bir Kadın¨ eserinde zaten bahsettiği Türk sevgilisinin ilgi çekmesi üzerine, onu biraz daha anlatmak istemiş. 

Öyle ya, Puerto Ricolu İspanyol kıvraklığında bir genç kız, olgun bir sinemacı erkek, üstelik Türk; azıcık Oryantalizm biraz fantezi; işte aşk!

Esmeralda yirmili yaşlarında, 1970’li yılların başı olan o tarihlerde yaşadığı bir aşkı bir büyük samimiyet, açık sözlülük ve dürüstlük içinde anlatıyor. Sevişmeleri, birlikte yıkanışları, ne varsa hepsi apaçık…

Samimiyet hemen anlaşılan bir dürüstlük hâlidir, bu kitabında da Esmeralda’nın işte ben buydum dediğini görüyorsunuz. 

Bu aşktan feminist bir güç kazanarak kadın olmanın anlamını keşfederek çıkmış. 335 sayfalık, su gibi akıp giden öz anlatısının 264.sayfasında karşımıza Türk film yönetmeni Ulvi Doğan çıkıyor, daha doğrusu Esmeralda’nın karşısına çıkıyor. 

Moby Dick anlatıcısının romanına başlarken söylediğine benzer biçimde, ¨Bana Ulvi de!¨ diyor genç kıza, Esmeralda ona Mr.Dogan diye hitap ederken.

Sonraları Chiquita~Küçük Kız diye çağıracağı Esmeralda’ya henüz ortada olmayan, ama bir gün muhakkak çekeceği bir film için oyunculuk önerisinde bulunup onu Manhattan semtindeki tek odalı bir stüdyo daire olan evine davet ediyor, deneme çekimleri yapacağını söylüyor. 

Yeşilçam’ın sapık ve tecavüzcü karakteri olarak ünlenen, sinemanın emekçisi, değerli Nuri Alço’nun gazozuna ilaç koy komedisine benzer bir şey; fakat o kadar da değil…

Chiquita, hakikaten çikita imiş, kalkıp bu eve gidiyor ve orada saatlerce gelecek olan kameramanı, film ekibini boş yere beklerken, kendisini Ulvi’nin kollarında buluyor. 

Neyse ki, Türk filmcisi Ulvi kart zampara değildir ve aralarındaki 20 yaş farka rağmen ona âşık olacaktır; aşkları böyle başlar, lakin kısa sürer, kimi zaman baskıcı ve yöneten bir Türk erkeği olduğunu gizleyemez, bu genç kadını bir tek kelepçelemediği kalır. 

Sonrası; sonrası hüzün. 

Ulvi Doğan’ın hayatı da bir hüzün… 

Esmeralda’nın anı kitabı biter ve biz; işte böylece, bir kez daha Ulvi Doğan’la, onun Türk sinemasında yönetmen Metin Erksan’la birlikte yaptığı, başrolleri Erol Taş-Hülya Koçyiğit ile paylaştığı ünlü Susuz Yaz filmiyle karşılaşırız.

Bir kez daha izleriz; muhteşemdir.

1931 doğumlu Ulvi Doğan’ın hayat hikâyesi bir parça hüzünlü, yurt dışında geçen gönüllü sürgünlük gibi maceralı yılların sonunda Türkiye’ye geri döner. Yakacık’taki bir bakımevinde ağır hastalıklarla boğuşarak, 2018’de hayatını kaybeder; kimi kimsesi yok gibi bir sessiz ölümdür bu. 

1964’de kameralara motor denilerek çekimine başlanan siyah beyaz film, Susuz Yaz, Türk sinemasının üzerinde çok su kaldırır, her yönüyle ele alınabilecek en değerli eserlerinden birisidir. 

Bu eser, Ulvi Doğan olmaksızın gerçekleşemezdi.

Susuz Yaz filminin tüm maliyetini üstlenen ve Hasan karakteriyle üçlü bir aşkın, eski Ahit’ten kalma Habil ve Kâbil adlı kardeşlerin gırtlak gırtlağa geldiği o bitmeyen tarihi didişmenin Ege köylerinden birisindeki hikâyesinde rol alan Ulvi Doğan bu filmin hukuken sahibidir aslında, fakat yola çıktığı arkadaşlarına bir bakıma sonradan sırtını dönmüştür. 

Yönetmenliğini Metin Erksan yapmıştır, hikâyesini Necati Cumalı yazmıştır. Film birkaç yıl sinemalarda gösterilemedi: Zira hem küçük kardeş, saf ve temiz kalpli Hasan’ın Bahar isimli karısıyla olan cinsel sahnelerini, hem de Hasan’ın abisi, zalim ruhlu Osman’ın kardeşinin karısını baştan çıkarmasıyla yaşanan seks görüntüleri nedeniyle sansür heyeti filmi yasaklamıştı. 

Film, gizlice yurtdışına kaçırıldı, Berlin’deki Uluslararası Film Festivalinde en iyi film ödülü alınca, mecburiyetten gösterimine Türkiye’de izin verildi. 

Bütün fırtına tam da bu sırada kopar. Uluslararası ödülle karşılaşan Ulvi Doğan’ın, Hollywood’a kadar gidip eserini pazarlamaya kalkıştığını görürüz. Yunan besteci Manos Hacidakis’le anlaşır, filmin Türk bağlamasıyla döşenen sound-track’larını silip yerine Batılı kulağın âşina olacağı melodiler sipariş eder. Sonra, akıl vereni de çoktur, derler ki, Bahar’la olan cinsel ilişkileri biraz öne çıkarmalısın, yoksa böyle kuru kuruya izleyici bulamazsın. 

O da gider Hülya Koçyiğit’e çok benzeyen birini bulup seks sahnelerini çoğaltır; Susuz Yaz neredeyse bir pornografik filme döner.

Esmeralda Santiago soruyor: ¨Hülya Hanım buna bir şey demez mi?¨

Rahmetli Ulvi Bey, kendinden emin, cevaplıyor: ¨O şimdi Türkiye’de çok meşhur oldu, çok da meşgul, bir şey demez…¨ [s.301]

Sanıldığı gibi filmin porno sahneleri Almanya’da değil, ABD’de böylece çekilmiştir. 

Film hâlen bir klasik, pornoya da ihtiyacı yok!

Ama insanoğlu bu, tıpkı Kâbil ve Habil gibi tutkulu, ihtiraslı, hırslı ve kinci, hatta aç gözlü! 

Esmeralda’nın Ulvi’si de filmde Hasan olmaklığıyla yetinmemiştir, daha fazlasını isteyerek diyar diyar filmi dolaştırmıştır. 

Sonu, öyle ya da böyle, Yakacık’ta bir imamın ¨Merhumu nasıl bilirdiniz?¨ sorusuyla tamamlanmıştır. 

Biz iyi bilirdik, ama insan işte; Ecco Homo!

Susuz Yaz, mutlaka izlenmesi gereken önemli bir eser. 

Türk edebiyatının büyük yazarlarından Necati Cumalı’nın bir hikâyesinden yola çıkılarak filme çekilmişti. 

Yönetmen Metin Erksan, hikâyede olmayan bazı sahneleri ekledi diye Cumalı, Erksan’a küstü; filmi kaçırdı götürdü diye Erksan, Ulvi’ye darıldı; Hülya Hanım ve rahmetli Erol Taş bunların hepsine kırgın kaldı; Esmeralda kendisine şaparonluk ediyor, göz açtırmıyor, tamam yakışıklı Türk erkeği ama bu kadar da üstüme üstüme varılmaz ki diye Ulvi’yi defterinden sildi. 

Hasılı, Susuz Yaz arkasında binlerce soru işaretiyle sinema ve sanat tarihimizde yer aldı.

Bütün bunlar, Açık Gazete’nin emektar yazarı Birsen Altıner’in yönetmen Metin Erksan’a dair bir kitabında uzun uzadıya ele alındı. 

Altıner’in kitabı Türk sinemasına makine dairesinden bakıyor ve maalesef yeni baskısı da yok, sahaflardan bulursanız hiç kaçırmayınız. 


¨Metin Erksan Sineması¨
Birsen Altıner

Pan Yayıncılık, 2005, s.198

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.