Şişe Cam da ve Yıldız Sunta da

Şişe Cam, işçileri grev kararı aldılar. Devlet hop!dedi.Ne oluyoruz beyler biz buradayız mavalıyla Grevi İKİ Ay ertelediler. Grevi erteleme kararının gerekçesi ise: Sizlerin grev kararı “Milli sağlığa, Milli Güvenliğe “aykırı deme küstahlığının buyruğu oldu.(!!!) Bu memlekette insanca yaşamak, insanca çalışmak istemek hep yasaklarla boğulurken, yasaklarla hizaya sokulmak temel politika haline sokuldu. Onun için de: işçi örgütlenmesinin önüne sürekli çeşitli engeller konulur oldu. kayıt dış çalıştırmalar aldı-başını gitti. Sermayenin özgürlüğü emeğin kayıt-dışı çalışmasının önünü açtı. Bu durumda Tuzla tersanesinde bir işçinin cesetti aranırken bir başka işçinin ceset tin’e rastlanması hiç de tesadüfü bir durum değildi! 12 Eylülle 1980’den başlayan yıkım politikalarının ardı arkası kesilmeden devam etti. Hala da devam etmekte. İşçi yaşamı, işçi sağlığı, işçi örgütlenmesi tarumar olurken; İşverenlerin bildiğini okuma tutumu, yasa, hukuk tanımadan işçileri sendikasız, sigortasız çalışmaya zorladı. İşçiler içinde bulundukları durumu sendikaya anlattıkların da sendika işçileri örgütleme yerine onları Bölge Çalışma Müdürlüklerine gidip kendi kendilerini ihbar ederek kaçak çalıştırıldıklarını anlatmaların öğütlediler! Bunu beceremedikleri yerlerde de Şişe Cam da olduğu gibi işçilerin hak arama yollarını “Milli sağlık yada Milli güvenlik” gerekçesiyle erteleme yoluna gitmekteler.
Hükümet ve sermaye ikiz kardeşler olarak işçilerin karşısına geçip askeri-jandarmayı-polisi işçilerin üzerine gönderiyorlar.

Bu mili ter güçler yeterli gelmediğinde Diyanet İşleri Başkanlığından, müftülerden ve sarı sendikalarından destek alarak işçilerin hak alma eylemlerini kırmaya çalışmaktalar. Milli sağlık, Milli Güvenlik diyenler milletten toplanan vergileri kendi hesaplarına geçirmekte beis-sakınca görmüyorlar! Yaptıkları yolsuzluklar ortaya çıkınca da dolarları gizlemede zorlanıyorlar. yani Devleti yönetenler devletten gizlenir bir tablo içinde feryadı figan eder konuma düşmekle de kalmıyorlar; yolsuzlukları ortaya çıkaran devlet memurlarını sürgün cezasıyla ödüllendirmiş oluyorlar!!! Yolsuzlukların üzerine sis çekilirken Somada YÜZLERCE işçi yerin altında topluca imha edildiler. Bu katliamın altında da yine yolsuzluklar vardı. Hükümet ve sermaye elbirliğiyle yolsuzlukları sümenaltı yaparak birbirlerini aklamaya çalışmaktalar. Sendikacılarda işyerlerinde taşeron firma olarak görev üstlenmişler! Buyurun Sendikacılığa bakın derim.

Bu ilişkilerden zarar görenler ise işçiler ve işçi aileleri ve işçi çocukları olduğuna kuşku yok. İşçiler ölmüş! işçi çocuklar sokakta kalmış! Grizu işçilerin kaderi ilan edildikten sonra bu işin fıtratın da bu var denmeye başlanmış! Bir kaç günlük timsah gözyaşından sonra yine işçileri madenlere göndermişler. 12-13 saatlik çalışma işçinin kaderi olarak pazarlanmış!

İşsizliği de işçinin kaderi olarak görenler çalışma saatlerini yüksek tutmakta ısrar etmekteler. Oysa bir ülkede işsizlik varsa çalışma saatleri düşürülür herkese insanca yaşayacağı bir ücret verilerek sosyal devlet kuramı çalıştırılırmış olur. Bilim ve teknoloji birey yerine toplum yararına kullanılmış olur.

İşçilerin iş yaşamına dair dillendirmesi gereken çalışma süresi en fazla 6 saatlik işgünü olmalı. Bu sloganla hem işsiz arkadaşlarına iş imkanı hem de kendilerinin fazla çalışmasının önüne geçilmesi bakımından önemlidir.

Şişe Cam ve Yıldız Sunta işçileri bu gidişatın önüne ne kadar geçer bilemeyiz ama işçilerin yeni bir örgütlenme anlayışına sahip olması gerekiyor. Sınıfın hak kayıplarının önüne geçmeleri ise doğrudan sınıfa dayanan militan ve fiili sendikacılıkla olabilir. İşçi sınıfı için fiili sendikacılık anlayışını uygulamak elzem hale gelmiştir. Mevcut sendikal yasalarla sendikacılık yapmak işçi sınıfını sermayenin vicdanına havale etmek demektir.

_____________

Tahir CANAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen − nine =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.