İktidarın gayrı resmi ortakları: Tarikatlar

Nuray SANCAR / EVRENSEL – Eylülde kayıt yaptırmak, kalacak yer ayarlamak için üniversitelerinin olduğu şehirlere giden gençler önemi bir sorunla karşılaştılar. Devlet yurtları bu potansiyeli kapsamaktan uzaktı. Enflasyonun tırmanmasıyla birlikte kiralar da almış başını gitmişti. Kampüsteki istikamet tabelası ise tarikat veya vakıf yurtlarına işaret etmekteydi.

Böylece Aladağ yurt yangınında 12 kız çocuğunun ölümü, Ensar Vakfındaki çocuk tecavüzleri, bir başkasında bir erkek çocuğuna defalarca tecavüz edilmesi hadiselerinde olduğu gibi şiddet, istismar, ihmal vesilesiyle gündeme gelen tarikatlar, bu kez de barınma sorununun odağına yerleştiler. Devletin yurt yapmak gibi sosyal bir hizmetten el çektiği her yerde tarikat sermayesi bu işi üstlenmişti. Üstelik birçoğu için yurdun yapılacağı arazi, yerleşeceği bina bizzat devlet veya yerel yönetimler tarafından hibe edilmekteydi. Peki ne karşılığında? Erdoğan’ın istediği gibi Asım Nesli’ni yetiştirmeleri, iktidarın serdengeçtilerini hazırlamaları karşılığında. Bu yüzden milli eğitim bile tarikatların nüfuzuna açılmıştı.

TAKVA İLE PİYASA
1980’li yıllarda şeylerle bir toplantı yaparak onlara serbest piyasaya girmeleri telkininde bulunan, kendisi de bir Nakşibendi olan Özal döneminden başlamak üzere tarikatlar birer ekonomik birim olmaya başladılar. Bazıları büyüdü, holdingleşti.

Devlet/iktidar ile tarikatlar arasındaki ekonomik ilişki tek yönlü değil karşılıklı bir alışveriş, daha çok asalaklık ilişkisidir. İktidar, tarikatları ihalelerde ve hibelerde gözetir, tarikatlar da kayıtsız-vergisiz para aktarımında ve aklanmasında rol oynarlar. Holdingleşen tarikatlar daha çok eğitim, sağlık, nakliye, ticaret, inşaat ve taşımacılık gibi işlerde önemli bir sermaye birikimi sağladılar. Tarikat mensuplarının istihdamları karşılığında tarikata ödedikleri himmet de tarikat sermayesinin önemli birikim kaynakları arasındadır.

AKP iktidarı döneminde eğitim ve sağlık başta olmak üzere hizmet sektörünün, yandaş sermaye palazlandıkça da büyük kamu kuruluşlarının özelleştirilmesinin taşeronluğunda tarikatlarda yetişmiş sermaye grupları önemli bir rol oynadılar. Tarikatların bakanlıkları ve bürokrasiyi parsel parsel paylaşması bu ekonomik ilişkinin siyasi karşılığıdır. Unkapanı’nda devlet mülkünün hibe edildiği Medipol Üniversitesi ve Hastanesi’nin, İskenderpaşa cemaatinden olduğu bilinen sahibinin sağlık bakanı olabildiği bir süreçtir bu.

Bugün birçok tarikat ordu, bürokrasi, yargı, emniyet, üniversite ve yandaş medya gibi iktidar kontrollü alanlarda öbeklenmiştir. Geçtiğimiz yıl içinde, üniformasıyla bir tarikat ayinine katıldığı görüntülenen ordu mensubu, 15 Temmuz darbe girişimine rağmen, istim alan tarikat cüretinin sembolüdür.

TARİKATLAR VE VAKIFLAR DAHA BEYAZ YIKAR
Eğitim Politikası Uzmanı Prof. Dr. Esergül Balcı’nın 2018’de hazırladığı rapora göre Türkiye’de 30 tarikat var; bunlara bağlı yüzlerce kol bulunuyor. Nüfusun 2.6 milyonu bu tarikatlarla ilişkilenmiş durumda. Ancak cemaat/tarikat tipi örgütlenmeler müstakil yapılar değildirler. Bunlar aynı zamanda iktidarın teşvikiyle, hatta kendi eliyle kurduğu vakıflar, cemiyetler, think-tank kuruluşları ve bağlı üniversitelerle iç içedir. Yerel yönetimlerin kaynaklarını sömüren vakıflar belediyelere ait arazilere çökme, iktidar networkü içinde yer alan iş çevrelerinden bürokratlara geçen bağış ve rüşvet trafiğini aklayıp yönetme, bu kesimleri ihale sistemine dahil etme, iş bulma, aracılık yapma gibi faaliyetleriyle komisyon bedellerini servete çeviren kurumlar olarak örgütlendiler. Okullar, yurtlar ve çeşitli tesisler kurarak tekelleşmeye başladılar. Çok sayıda vakfın yönetim kurullarında iktidara yakın, aileden aynı isimlerin bulunması iktidarın buradaki para döngüsünü rastlantıya bırakmak istemediğini de göstermektedir.

ULEMASI, SERDENGEÇTİSİ, SİYASETÇİSİ
İronik olan, tarikatların bizzat Erdoğan tarafından birer sivil toplum örgütü olarak sunulmasıdır. En son, aralık ayında İlim Yayma Cemiyeti 2021 ödül töreninde konuşan Erdoğan “Bugün de cemiyetimiz öğrenci yurtlarıyla eğitim merkezleriyle burslarıyla ödülleriyle yerli ve milli duruşuyla ülkemiz sivil toplum kuruluşları arasında öncü bir role sahip” demiştir.

Ne var ki hem iktidarın ayak işlerini gören hem de onun dayanaklarından biri olan bu kurumlar sivil toplum örgütleri değil resmi yapılanmalardır. Bir kısmının paramiliter bir güç olarak silahlandığı, iç ve dış güvenlik aparatı olarak kullanılmaya hazır bir devşirme güce dönüştüğü bir sır değildir. Bir yüzünde SADAT gerçeğinin diğer yüzünde SETA adındaki think tank kuruluşuyla İbni Haldun Üniversitesi, İlim Yayma Cemiyeti vb. farklı yapıların bulunduğu resim tarikat/cemaat/vakıf ağını gayrı resmi olarak bünyesinde taşıyan oluşumlardır. Buralardaki kadrolaşmalar iktidarla gayet organik ve nepotik ilişkileri içermektedir.

Bugün bu sömürücü tarikatların kapatılmasını talep etmek doğal olarak iktidar mekanizmalarında radikal bir değişiklik yapılmasını istemek anlamına geliyor. Çünkü bu iktidar onlarsız yapamayacak kadar tarikatlara bağımlıdır; bu dini referanslı, devletin merkezine kadar yerleşmiş gerici gövde de onsuz yapamaz. Onun için birbirlerinin şartı haline geldiler. Bu durum barınma kriziyle birlikte iyice alenileşmiştir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.