KANADA… İngiliz Teknesi Sakal Yaptı*

Refik Halid rahmetli yazmıştı; ¨Dünya denizlerinde içinde İngilizi olmayan gemi göremezsiniz¨, diyordu. Ne kadar doğru!

Deniz ülkesi İngiltere’de Birleşik Krallığın doğuşu 10.yüzyıl; denizlere açılması ardından cihan şümûl, dünya ölçeğinde imparatorluğa dönüşmesi 15.yüzyıl.

Böylece İngiliz bandıralı, bayraklı gemi görülmeyen deniz kalmaması sonraki yüzyılların marifeti.

Mâlum, ¨Üstünde güneş batmayan imparatorluk¨ lakırdısı da oradan kalma.

2.Dünya Savaşı sonrası, elindeki malı mülkü haraç mezat satan müflis gibi küçülerek bugünkü sınırlarına çekildiğine bakmayın, dünya hâlen Londra’daki Greenwich’e göre saat ayarlıyor.

O yüzden İngiltere tarihini bilmek, biraz da dünya tarihinde hatim indirmeye benzer.

Yarı kurgu bir temayla belgesel gibi filme çekilmiş The Crown-Taç isimli, dört sezon, 32 kısım tekmili birden geçen yıl televizyonda izlediğimiz dizide Kraliyet Ailesinin ıcığını cıcığını öğrendik; hep şaşırdık.

Böyle bir aileye Kraliçe II.Elizabeth, maşallah, iyi dayanmış, gayet basiretle bu kaçıkları idare etmiş bulunuyor. İtalyanların deyişiyle, Poco di Matto; biraz kaçık akıllılar..

Ölenin ardından konuşulmaz ama hani Prenses Diana’nın yaptıkları da başlı başına terelelli işi… Ölümünden sonra babaannenin kanatları altında büyüyen iki erkek çocuğundan biri uslu bir evlat oldu, evlendi, tahtta geçme sırasını bekliyor; babası Charles’ın yaşı da kemale erdi. Diğeri, Prens Harry anasına çekmiş, biraz tabu yıkan âsi bir delikanlı. Bir yere gitmesin, işi gücü başında dursun diye Sussex bölgesinin Dükü ilan edildi.

Sonra Hollywood yıldızı Meghan Markle ile evlendi ve eşine Düşeslik de bahşedildi. Daha ne olsun!

Meghan’ın bu ikinci evliliği, buna Kraliyet ailesi alışıktır fakat aileye bugüne kadar beyaz ırk haricinde katılan olmamıştı; yeni gelinin annesi Afrika kökenli…

Meghan, kocasını alıp, Düklüğü de terk edip evvela Kanada’ya yerleşmek istedi, ne de olsa İngiliz toprağı diye; sonra âni bir kararla nakliyecilere Los Angeles’ı adres gösterdi. Şimdi orada oğulları Archie adlı küçük prensle yaşıyor; bir bebek de bekliyorlar.

Meghan sansasyonel çıkışlar yapmazsa duramayacağını öteden beri hissettiriyordu; skandal çıkarmak bazen iyidir. Nihayet geçen hafta Oprah Winfrey ile bir TV mülakatı yapıp, gayet iyi kurgulanmış bir senaryoya uygun gibi rolünü oynadı, Kraliyet ailesine verdi veriştirdi. Söyledikleri arasında, ¨Doğacak bebeğin cildi siyah mı, beyaz mı olacak¨ diye Buckingham Sarayında aile üyelerinin konuştuğunu öne sürmesi, İngiliz Monarşisini, hâlen Devlet Başkanı sıfatıyla yönettiği, aralarında Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer küçük ülkelerle birlikte 16 devletin ve ayrıca, eski İngiliz sömürgesi olup şimdi bağımsız 28 ülkenin kamuoyunda zora soktu.

Bu devletlerden Barbados’un, Kraliyetle bağlarını keseceği haberi ardından Kanada’nın sosyalist partisi NDP’nin Sih asıllı lideri Jagmeet Dhaliwal, ağır bir dille konuştu, Kanada’nın federal başbakanı Trudeau ise dikkatli adım atıyordu, ¨Kişisel konuşmalarla kurumsal ifadeler birbirinden ayrılmalı¨ diyordu.

Kelimeler manidardır! Eğri oturup, doğru konuşmalı fakat doğru oturması da kolay değil; zor iş. Edilmiş bir söze muhatabının nasıl baktığı, o mesajı nasıl aldığı önemli. Her ailede, eğer insan ırkının çeşitliliğine ait yeni bir üye katılıyorsa, doğacak çocuğa dair böyle konuşmalar olur, olmasa da zihinlerden geçer. Dürüst olunuz, sizin oğlunuz bir Afrikalı gelin getirse bunu en azından aklınızdan, iyi niyetle, geçirmez misiniz? Böyle olduğuna bakarak Kraliyeti ırkçılıkla itham etmek yerine tarihinde yaptığı kanlı ve temelinde ırkçı zihniyetin yer aldığı zulüm ve savaşları konuşmak yerinde olur.

Fakat Meghan’ın amacı üzüm yemek değil bağcıyı çekiştirmektir; ne parsa toplayacak, onu da zamanla göreceğiz. Lakin aslan gibi delikanlı kocasını aileden koparıp uzaklara götürdüğü için pek kolay affedilmeyeceği, hoşgörü ile karşılanmayacağı şimdiden belli. Geride bıraktıkları ve onlara emanet edilmiş Sussex topraklarına ait Düklüğün istikbali de belirsiz:

¨Dükümüz nerede?¨

¨Gitti, İngiltere’ye bağımsızlık savaşı vermiş ABD’de yaşıyor.¨

¨Gelmeyecek mi?¨

¨Paşa gönlüne bağlı…¨

Gerçi dünyada en iyi iki dost ararsanız ABD ile İngiltere’den daha sıkı fıkısını bulamazsınız. Dünya Savaşından beri Amerikan genelkurmayı Pentagon’un kapısından içeriye sadece İngiliz subayları elini kolunu sallayarak girer, öylesine bir ahbap çavuşluk içindeler. Gerçi İngiliz gizli servisi MI6 ile Amerikan CIA’sının birbirleri ardında casus gezdirdiği de biliniyor; o kadar olacak!

Şimdi Kraliyetin ve Commonwealth ülkeleri olarak bilinen irili ufaklı 54 devletin cadı kazanları kaynamaya başladı; sular ısınıyor. Fakat dünya Meghan’ın düşük çenesinden büyüktür. Çıkar ilişkileri devletleri bir arada tutar, doğacak çocuğun rengi ne olur lakırdısı sonradan unutulur.

Ne ki, günümüzün kitle ve internet ahlakında yer alan Cancel Culture’ın, Türkçesi henüz bulunmadığı için, gelin isterseniz Bitirme-Silip Atma Kültürü denilebilecek sosyal medya linç kültürünün şimdilik sağlam bir duvara tosladığını da görmek gerekir.

Kolay değil, Magna Carta gibi efsanevi bir siyasi metne imza atmış kraliyet teknesi bu; tarihinde çok fırtınalar gördü geçirdi, bunu da atlatır, Meghan’ın sözleri kendi omuzlarında yük kalır.

Zira İngilizin gemisi su alıyorsa da içeriden sızıntı veren çatlaklar sakız macunlarıyla kapatılıyor, dışarıdan kalafata yatırılıp tekne ziftleniyor, öyle böyle yoluna devam ediyor.

Ne var ki teknenin altı ¨sakal tutmuştur¨, sakal gibi uzamış yosun sarkıntıları yüzünden hız kesmiş bulunuyor.

Fakat henüz ¨Çabalama kaptan ben gidemem!¨ de demiyor.

__________________

* Sakal yapmak, denizcilikte, tekne altında yosun bağlamasına deniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × five =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.