İNGİLTERE… OTORİTER NEOLİBERALİZMİN YAVAŞ ÖLÜMÜ VE DEMOKRATİK BİR MANİFESTO

Türkiye’de neoliberal politikalar neredeyse  kırk yıldır uygulanıyor. 1980’den bugüne kadar politik ve ekonomik krizlere rağmen ülkenin neoliberal ekonomi politik dogmaları ne muhalefet ne de iktidar tarafından sorgulanmadı. Geçirmekte olduğumuz Koronavirüs krizinde de benzer tutum sergileniyor. Kamuoyunda sesi kısılan sol medya ve partiler dışında toplumu felaketin eşiğine getiren neoliberalizm adeta koruma altında. 

Egemen elitin neoliberal politikaları zamanla halkın büyük çoğunluğu tarafından doğalmış gibi kabul edildi. İslami gelenekten gelen AKP ideolojik anlamda karşı duracağına onları en uç noktalara taşıdı. 2003 yılından sonra ekonomide ve 2013’ten sonra politikada benzer merkizileşmeye giderek liberal paradigmalara sınırsız olanaklar sağladı.

ABD ve İngiltere mali sermayelerinin dayattığı global neoliberal konsensüs demokrasileri tehlikeye atacağını, işçi haklarını ortadan kaldıracağını ve egemen ülkeleri bağımlı hale getireceğini ilk dillendiren Marksistlerdir. Söylenenlerin tamamı acı bir şekilde doğrulandı ve birçok ülkede ilk defa soldan sağa azım sanmayacak sayıda politik düşünür artık  egemen ideolojinin değişmesi gerektiğinde anlaşıyor. Ancak  Türkiye’de durum böyle değil. CHP, İP ve DEVA partileri iktidarın ulusalcı otoriter neoliberal politikalarını red etmek bir yana revize bile etmemektedirler. 

Dahası, doğayı ve ülkelerin zenginliklerini yağmalayan yabancı sermayeyi halkın çıkarları üstünde tutan muhalefet doviz elde etmek için ülkeyi krize götüren neoliberalizmi kurtarıcı bile görüyor.  Koronavirüs krizine rağmen iktidar ve muhalefet serbest piyasaya, devlet harcamalarının azaltılmasına ve devlet mülkiyetine uzak durmaya devam edecekleri anlaşılıyor. Pazarın açtığı derin gelir farklılığını kapatmak için Keynesçi anlamda bile olsa ne devlet müdahelesini ne de sosyal devleti kabul etmiyor. 

Türkiye’nin politik eliti ekonomide neoliberal politikaları izlerken onun felsefi kaynağı olan toplumsal liberalizmden sürekli uzak durdu. Erdoğan iktidarının 2003-2013 yılları arasında özelleştirmelere ve düzenleyici normların yeniden düzenlemesine paralel liberal anlamda bile olsa özgürlükleri hayata geçirmeğe yanaşmadı. Toplum devlet dengesini sağlamak amacıyla hoşgörü, örgütlenme ve düşünce özgürlüğü yönünde kısa süreli bazı liberal düzenlemeler dışında adımlar atılmadı.  

Erdoğan iktidarı 7 Haziran seçimlerini kaybettikten hemen sonra Kürt halkına savaş açtı ve ‘ileri demokrasi’ dediği politik liberal demokrasiden iyice uzaklaştı. Ekonomide izlenen neoliberal uygulamalar politikada demokratik liberalizmle tamalanmadı . Tam tersine otoriter rejimin kuruluşu hız kazandı. 

Bu ani dönüş gerçek demokratik temeller üzerinde yükselen devrimci demokratik bir muhalefetle karşılaşmadı. Ülkedeki nisbeten güçlü sayılabilecek sosyal devlet ve güçlü sivil toplum hareketleri bir odak etrafında politik konum alamadı, politik mücadele toplumsal demokrasi ile neoliberalizm arasında yürütülmedi, otoriter neoliberalizmle muhalif utungaç neoliberalizm politik alanı işgal etti. 

Dolayısıyla geniş halk kitlelerinin seçim yapacağı gerçek demokratik yarışın dışında yerli ve yabanci oligarşik sınıfın çıkarlarını garanti eden iki ideolojik kampla toplum bölündü. Seçmenin neredeyse yarısı otoriter rejimin sağladığı ekonomik avantajlardan dolayı otoriterizme destek verirken diğer yarısı bir çeşit ulusalcı utangaç neoliberal reformlardan yana tercih yaptı.     

12 Eylül, vesayet demokrasisi ve AKP’nin otoriter rejimi sermaye birikiminin sürdürülebilir olmasına yarayan politik modellerdi. Daha da önemlisi neoliberal politikalara eşlik eden bu anti-demokratik politik modeller kapitalist kâr oranın düşme eğiliminin karşılaştığı iç ve dış engellerin aşılmasını sağladı. 

Noeliberalizmin yavaş ölümü gerçekleşirse “Popülist otokratlar daha da otoriterleşecek. Ulus devletler politika alanda öne geçerken, hiper-küreselleşme savunmada kalacaktır. Çin ve ABD global rekabete devam edecek. Oligarşinin, otoriter popülistlerin ve liberal enternasyonalistlerin yönetimindeki ulus devletler arasındaki savaş yoğunlaşacak.” Türkiye’de de AKP’nin ulusalcı otoriter rejimi azgınlaşarak devam edecek.

Türkiye’de politik dinamikler ABD ve İngiltere’den farklıdır.  Ancak halkın CHP ve HDP’ye verdiği destek azımsanmayacak kadar büyük ve önemlidir. İki partinin onayından geçen ve öteki Marksist solun vijdanına ve aklına seslenen ekolojist, demokratik ve sosyalist değerlerin bileşiminden oluşan, otoriter rejime son darbeyi vuracak ilerici devrimci  alternatif proje hazılanabilir. Neoliberalizmin yavaş ölümü zaman alacak. İklim değişikliğini, dijitalleşmenin etkisini ve demokrasinin kendisini tehdit eden eşitsizliği enternasyonal dayanışmalarla yanıt vermek amacıyla demokratik alternatifler formüle ediliyor. 

170 Hollanda’lı akademisyenin hazıladığı  Salgından sonra daha iyi bir dünya için beş öneriği  kapsayan manifesto bu anlamda önemli bir gelişme. Uluslararası dayanışmaya dayalı sürdürülebilir, eşit ve toplumsal farklıkları korumayı amaçlayan manifestodaki öneriler: (1)

  1. GSYİH büyütülürken yönlendirmedeki rolleri nedeniyle radikal bir şekilde geliştirilmesi gereken sektörler (kritik kamu sektörleri ve temiz enerji, eğitim, sağlık ve daha fazlası) ve sürdürülemez ve aşırı tüketimi sürekli körükleyen sektörlerden (özellikle özel sektör petrol, gaz, madencilik, reklam vb.) uzaklaşmak;
  2. Yeniden bölüşüme dayanan ekonomik bir çerçevenin belirlenmesi; evrensel sosyal politik sisteme dayanan bir temel gelir; servetin, gelirin, karın kademeli vergilendirilmesi, çalışma saatlerinin azaltılması ve iş paylaşımı, bakıma muhtaç olanlara hizmetin sürdürülmesi; sağlık ve eğitim gibi temel kamu hizmetlerinin içsel değerler olarak  tanınması.
  3. Biyolojik çeşitliliğin korunması, sürdürülebilir, yerel ve vejetaryen gıda üretiminin yanı sıra adil tarımsal istihdam koşulları ve ücretlere dayalı rejeneratif tarıma doğru tarımsal reformların hedeflenmesi.

4.Tüketimi ve seyahatı azaltmak, lüks ve savurgan tüketimden radikalca uzaklaşmak; gerekli, sürdürülebilir ve tatmin edici tüketime ve seyahata yönelmek;

5.İşçilerin, küçük işletmelerin ve fakir güney ülkelerin (zengin ülkelere ve uluslararası finans kurumlara) olan borçlarının silinmesi.

Akademisyenler,” uluslararası dayanışmaya dayalı bu sürdürülebilir politik vizyonunun gelirde eşitliği, toplumda farklılıkları, ve ekonomik şok ve salgınları önlemeği hedefleyen politikaların belirlenmesine yol açacağından eminiz. Bizim için sorun artık bu stratejileri uygulamaya başlamamızın gerekip gerekmediği değil, hangi yoldan yürüyeceğimizdir.Hollanda’da ve bu krizden etkilenen öteki ülkelerde proaktif duruş sergileyerek ve adeleti sağlayarak gelecekteki krizlerin az şiddetle atlatılmasını, daha az acının çekilmesini veya hiç çekilmemesini garanti verebiliriz” diyorlar.

(1)-Manifesto İklim ve Kapitalizm vebsitesinden alındı. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

one + 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.