İNGİLTERE… Oxfam: Adaletin bu mu dünya?

Hayır kurumu Oxfam’ı bilirsiniz. Vergiden muaf ana caddedeki ikincil el ve bağış ürünleri satan Oxfam dükkanlarına mutlaka uğramışsınızdır. Genellikle gönüllü çalışanlarıyla faaliyet gösterir. Bir zamanlar yönetici kadrosunun yüksek maaşları eleştiri konusu olsa da Oxfam elde ettiği gelirleri Afrika başta olmak üzere yoksul ülkelerin yoksul insanlarına gönderiyor. II. Dünya Savaşı dönemi 1942’den bu yana faaliyetteki kurum günümüzde Müslümanlardan zekat da kabul ederek hayır işlerini sürdürüyor.

Oxfam sosyal araştırma ve yoksulluğun kaynağı üzerine hazıladığı raporlarıyla da tanınıyor. Yayınladığı “En Zenginlerin Hayatta Kalması” başlıklı yeni raporunda, dünyanın en zengin yüzde 1’inin 2020’den bu yana ortaya çıkan 42 trilyon dolarlık yeni küresel servetin yaklaşık üçte ikisini aldığını açıklayan Oxfam, çözüm olarak da sistemi değiştirmek yerine zenginlere yeni vergilerin konmasını istedi. Arabesk bir çözüm! Kim kimden vergi alacak? Bir önceki başbakanı Liz Truss zenginlerden daha az vergi almaya kalkmadı mı? Başbakan Rishi Sunak’ın milyarder eşinin vergilerini İngiltere’de ödemediği ortaya çıkmadı mı? ABD’nin eski başkanı Donald Trump vergi kaçımaktan yargılan mıyor mu? Orhan Veli’nin dediği gibi “Geç bunları, anam babam, geç!”

Oxfam International’ın Yönetici Direktörü Gabriela Bucher yoksulluğun fotoğrafını, “Sıradan insanlar yemek gibi temel ihtiyaçlar için günlük fedakarlıklar yaparken, süper zenginler en çılgın hayallerini bile aştılar” diye anlatıyor. Bucher, “Süper zengin ve büyük şirketleri vergilendirmek, günümüzde bitmek bilmeyen krizlerden çıkış kapısıdır. Süper zenginler için kırk yıllık vergi indirimleri, yükselen bir dalganın tüm gemileri kaldırmadığını, sadece süperyatları kaldırdığını gösterdi” diye devam ediyor. Direktörü Oxfam’ın çözüm önerisiyle çelişiyor.

Dostlar işte sermeye emek çelişkisinin püf noktası da bu: Pastanın adil paylaşımı… Kapitalizmde patronlar ne kadar kolay sermaye biriktirirse yatırımları da o kadar büyük olur ve ülke kalkınır savıyla sermayenin önündeki bütün engellerin kaldırılması istenir. Patronların hammeddeyi aldığı çiftçiden, fabrikadaki işçisini sömürmesi, maliyeti düşürmek adına vergi kaçırması, doğayı katletmesi de “hayırlara vesile” olarak görülür. Yok siz “üretici ve emekçiler hakkını alsın, insan gibi yaşasın, doğaya zarar vermeyelim” derseniz bu döngüye çomak sokmaya çalışmış olursunuz, eğer çomağınız etkili olursa kapitalizmin çanları çalar, yasal ve illegal sistem koruyucuları devreye girer. Eğer onların da bileğini bükebilirseniz, işte o zaman pastadaki payınızı büyütürsünüz. Birleşik Krallık’taki işçi sınıfının İkinci Dünya Savaşı sonrasında kapitalizmin bileğini bükerek kazandığı sosyal hakları kullanıyoruz hâlâ.

Günümüzde; Birleşik Krallık işçilerinin Oxfam’ın açıkladığı o pastadaki paylarını korumak ve büyütmek için grevlerine tanık oluyoruz. 2022’de işçi ve emekçilerin grevler sonucunda büyük zaferler elde ettiği İngiltere, Galler ve İskoçya’da demiryolu işçileri, sağlık emekçileri, öğretmenler ve postacılar greve hazırlanıyorlar. Yaklaşık bir yıldır grevlerle sarsılan ülkede yeni bir grev dalgası daha geliyor. Bir çok sendika, grevler sonucunda büyük zaferler elde ederken, hâlâ kazanılmamış bazı talepler için yeni grevler planlanıyor.

Dostlar sanırım tarihi günlere tanıklık ediyoruz. Grev dalgası yani bu seferki çomak İkinci Dünya Savaşı sonrasındaki gibi çanları çaldırmış olmalı ki sistem alarmda… Hükümet, “yaşamı korumak” adıyla aslında sömürüye dayalı bu sistemi korumak için (grevler sırasında kamu hizmetlerinin belirli bir seviyede tutulmasını öngören ve bazı işçilere çalışma zorunluluğu getiren) yasa tasarısını parlamentoya sundu. Haliyle sendikalar, bazı sendika üyelerinin grev sırasında çalışmaya devam etmelerini gerektirecek tasarıyı “antidemokratik, uygulanamaz ve yasadışı” olarak niteledi. Tasarı onaylanırsa sendikalar üst mahkemeye başvuracaklarını, İşçi Partisi de iktidara geldiklerinde iptal edeceklerini açıkladı. İktidarı bekleme şimdiden bastır hacı!

Dostlar Muhafazakar Başbakan Thatcher döneminden başlayarak tırpanlanan ve elde küçülmüş olarak kalan sosyal haklarımızı korumak ve sonrasında büyütmek için bu antidemokratik tasarıya karşı çıkmalı ve grevleri desteklemeliyiz. Hangi partiden olursa olsun bölgemizdeki milletvekillerine protesto e-postaları göndermek, grev ziyaretlerinde bulunmak ve gösteri yürüyüşlerine katılmak her zaman işe yaramıştır inanın. Gelmekte olan dev grev daldası da önündeki bütün bendleri aşaşabilecek, o bileği bükebilecek güçte. Biz de elimizden geleni ardımıza koymamalıyız!

***

Kıbrıs’ta yaşayan eğitim uzmanı yazaar dostum Aydın Mehmet Ali ve heykeltraş ve yazar dostum Fergül Yücel’in de jüride oldukları, ödüllü “Göçmen Kadınlar Öykü Yarışması”nı buradan da büyük bir keyifle duyurmak isterim. GİK DER ve Rendin Kadın Korosu’nun organize ettiği yarışmada konu serbest olup, öyküler 31 Mart’a kadar [email protected]’a gönderilmesi gerekiyor. Yarışmaya katılan seçilmiş öykülerin bir kitapta buluşacağı da duyuruldu.

Ayrıntılı bilgi 07896 077968’den alınabilecek. Göçmen kadınların penceresinden öyküleri okumak için sabırsızlanıyorum.

Umarım bu yarışma gelenekselleşir. İleride çocuklara yönelik ve/veya konusu göç-göçmen olan yarışmalara da sıra gelir. Göçmenlik serüvenimizde bizi en iyi biz anlatırız. Sözlü tarihimiz uçup gitmeden yazıya dökülmeli değil mi dostlar?

2662780cookie-checkİNGİLTERE… Oxfam: Adaletin bu mu dünya?
Önceki haberÇeviköz: Ortak aday büyük olasılıkla Şubat’ta açıklanacak
Sonraki haberAnket: Harry ulusal güvenliğe zarar verdi
Faruk Eskioğlu, (1958, Akşehir) gazeteci ve yazar. 1985'ten bu yana yaşadığı Londra'dan Türkiye'deki ulusal medyaya yönelik muhabirlik, temsilcilik yaptı. Londra'da yayınlanan Türkçe toplum gazetelerinde çalıştı ve bazı gazetelerin kuruluşunda yer aldı. Halen sosyolojik değeri olan haber ve araştırmalara ağırlık veren yazar, halen 2004'te kurduğu Açık Gazete'yi (acikgazete.com) yönetiyor ve köşe yazarlığını sürdürüyor. Eskioğlu, 13'üncü yüzyılın sonunda Horasan'dan Akşehir Maruf köyüne yerleşerek tekke kuran Hasan Paşa soyundan geliyor. Hasan Paşa'nın oğlu Şeyh Hacı İbrahim Veli Sultan'ın "Mülk Allahındır" felsefesiyle Anadolu'da bir ilk sayılan kendine adına kurduğu yoksullara yardım vakfı ise halen faaliyettetir. Eskioğlu, ilk ve orta öğrenimini Akşehir'de tamamladıktan sonra 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’te Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde "master" yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. Aralık 1985’te kendi deyimiyle "siyasi sürgün" olarak geldiği Londra’da ilk 2 yıl baba mesleği kasaplık yaptı. İngilizce öğrendikten sonra medya okudu. Uzun yıllar Nokta dergisi İngiltere Temsilciliği, Hürriyet Londra bürosunda habercilik yaptı. Gazeteciliğin yanısıra 1986-98 arasında grafiker tasarımcı olarak çalıştı. Ayrıca pek çok siyasi afiş ve logo tasarladı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak görev yaptı. “Basında etik ve toplam kalite yönetimi” üzerine araştırmalar yaptı, bu konudaki konferans ve panellere katıldı. Türkiye’deki 2001 ekonomi krizinde Londra’ya dönerek grafiker tasarımcılık ve gazeteciliği sürdürdü. Toplum gazetelerinden Olay’da genel yayın yönetmenliği yaptı. Londra’da ilk Türkçe internet gazetesini çıkardı ve toplum gazetelerine ilk ajans hizmeti sundu. 2004’te dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. İki ayrı toplum gazetesini yayına hazırladı. Türkiye’deki bazı tv kanallarına haber geçti, uzun süre Akşam Londra Temsilciliği’ni üstlendi. Londra'da 2004’te "İçimizden Birisi: Vanunu" başlıklı bir kısa film çekti. Londra'daki toplumu anlatması açısından bir ilk sayılan "Aşkolsun! Adı Aşkolsun" başlıklı belgesel romanı 2007’de Türkiye’de yayımlandı. Türkiye'den 150 ve Kıbrıs'tan 100 yıllık İngiltere'ye göçün anlatıldığı 3 ciltlik "Londra'da Bizim'Kiler" başlıklı araştırması 2019 sonunda çıktı. Eskioğlu’nun Su ve Defne (2004) adlı ikiz kızları bulunuyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.