İnsanlık, iklim devrimi yolunda birleşebilirse iklim krizi aşılabilir

MEHMET TAŞ / LONDRA – Başarısız Zirveler

COP26 zirvesi, Paris 2015’te alınan kararlar doğrultusunda iklim değişikliği felaketinden kaynaklanan ısınmayı 1.5’te tutmak, gezegen ölçeğinde hızlı karbonsuzlaşmayı sürdürmek ve ekosistem dengeleri koruyan gelişmiş yönetimleri uygulayıp denetlemek amacıyla toplanmıştı. Fakat, iki hafta boyunca etkisiz bazı kararlar dışında bu yönde ciddi adımlar atılamadı, iklim krizinden çıkışı gösterecek yapıcı çözümler üretilemedi. COP26 zirvesinin başarısızlığı her yıl örgütlenen COP’lara gölge düşürmekle kalmadı ekolojik projelerden kâr sağlamayı amaçlayan liberal elitle sosyal çevre hareketi arasındaki derin çatlaklara yenilerinin eklenmesine neden oldu. 

Daha önceki COP’larda karşılaşılan manzaranın benzeri Glasgow’da da tekrar etti. Bir tarafta, resmi devlet ve kurum temsilcileri iklim değişimine liberal ekopazar politikaları doğrultusunda yön verirken diğer tarafta, bilim insanlarının uyarılarını dikkate alan iklim aktivistleri miting ve konferanslarla iklim değişikliğinin çeşitli boyutlarına ufuk açıcı açılımlar getirdi ancak kararlar üzerinde etkili olamadı.

Bankalar, fosil enerji üreten büyük şirketler ve teknoloji devleri zirvede karar vericiydiler. Geliştirdikleri yeni stratejilerle sürece yön verdiler. Hükümetlerin ve Birleşmiş Milletler’in (BM) desteği ile öyle bir üstünlük sağladılar ki, COP’u gerçek işlevinden iyice uzaklaştırdılar. Artık onun sermaye birikimi ve transferi için dünya kapitalizminin planlarını gözeten, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Uluslararası Para Fonu (IMF), Dünya Bankası (DB) ve G20 gibi örgütlerden bir farkı kalmamıştı. 

Finans oligarşinin liberal temsilcileri COP’u, yeni kár ve pazarların arandığı bir platforma dönüştürdü. 

Bundan sonra COP27 Mısır’da ve bir sonraki zirve Arap Emirliğinde yapılacak. Totaliter rejimlerin kontrolündeki bu ülkelerde finans oligarşinin temsilcileri BM’i kullanarak sermaye ihracatı için yeni müşteriler bulacak, karbonsuz üretim teknolojisi satacak. Dolayısıyla, COP’lar sosyal çevre içerikli beklentilerden iyice uzaklaşacak.

Son araştırmaların verilerine göre hiçbir zirvede verilen sözler tutulmadı ve alınan kararlar uygulanmadı. 

Paris Antlaşmasında sıcaklık artışını 1,5 santigrat derecenin altında tutmak için, 2010 seviyelerine göre 2030 yılına kadar toplam küresel sera gazı emisyonlarında %45’lik bir azalma gerektiği belirtilmişti. Ancak 2030’a kadar 15 ülke (ABD, UK, Çin, Rusya vs), esasen fosil yakıt üretimini frenlemek yerine hızlandırdı. Ülkeler, 1,5 C’lik bir artışla uyumlu olacak olandan %110 daha fazla fosil yakıt üretmeyi planlıyor. 2040’a kadar fazlalık %190’a çıkacak.

Transnasyonallerin yönlendirdiği COP26 zirvesi fosil yakıt kullanımını hızlandıracak uygulamalara yenilerini ekledi.Sermaye transferlerini yapacak “Yeni tür” şirket ve bankalar devreye girdi. Fosil yakıtlara dokunmayan bu işletmeler karbonu kontrol edecek ve depolayacak. Yıllık COP toplantılarında faaliyetleri denetlenecek. 

Bununla sermaye ekolojiye kâr amaçlı yatırımlar yaparken karbon ve çevre sorumluluğunu üstleneceği vurgulandı. 

Henüz uygulama aşamasında olan bu eko pazar düzenlemelerinin çevreye karşı sorumluluğa mı yoksa paradan paranın nasıl kazanılacağına mı yöneleceğini göreceğiz. 

Yakın zamanda 1600 şirkette yapılan araştırmalarda kapitalizmin iklim sorumluluğunu alamayacak kadar uzak olduğunu kanıtlanıyor. Glosgow’da ise ne araştırma sonuçları dikkate alındı ne de çevre politikaları uzmanlarının uyarıları.  “Yeni Tür” şirketler büyük miktarda sermaye ile güçlendirildi.

Yeni Tür Şirketler 

COP26’yı yönlendiren egemen sermaye yeşil ekonomi politikalarıyla eskisinden farklı bir hazırlık içinde olduğu fark ediliyordu. Glasgow Net Zero (GFANZ) girişimi yeni bir sömürü alanı için hazırlanmıştı. İngiltere Merkez Bankası’nın eski başkanı Mark Carney, BM Net-Sıfır Bankacılık İttifakı’nın bir parçası olan GFANZ inisiyatifini yönetti. Üyeler şu anda toplam 130 trilyon doları kontrol eden 450 kuruluşu içeriyor. Bu da küresel varlıkların yaklaşık %40’ını oluşturmaktadır.

Bu şirketler ilk defa, çevreye duyarlılık gösterdiğine dair hesap verebilirliği amaçları arasına aldı. Aslında kar ile çevre sorumluluğunu uyumlaştırmayı hedefliyorlar. Zirvede, işte bu “amaca odaklı” yeni tür işletme anlayışı, tartışmaların merkezindeydi. Ana faaliyetlerinin bir parçası olarak sosyal ve çevresel sorunlara aktif müdahale edilecek, yeni karbona ve çevreye endeksli hedefler ve denetim ilkeleri belirlenecek. Buna örnek olarak, yılın başlarında, önde gelen petrokimya şirketleri ExxonMobil ve Chevron, emisyonları azaltma stratejileri göstermedikleri için hissedar isyanlarına maruz kalırken, Shell, Hollanda mahkemelerinde vatandaşlar tarafından yürütülen bir davada yenilgiye uğradı ve mahkemeden emisyon seviyelerini düşürme planlarını genişletmesi kararı çıktı.

Bankalar, finans sektöründeki şirketler gibi amaca ve sonuca endeksli çalışmaya teşvik ediliyor. 

Tipik olarak, yatırım ihalelerinin alınmasında ve kredi verilmesinde şirketlerin emisyonları kriterler arasında yer alacak. Bu girişim, muhtemelen Ekim 2021’in sonunda dünyanın ilk net sıfır standardını başlatan Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından daha da fazla desteklenecek. Bu girişim, kuruluşların tüm faaliyetlerinde sera gazı ve iklim değişikliği katkılarını ölçmelerine yardımcı olacak.

Bankaların ise kendi taahhütlerini yerine getirmeleri için müşterileri olan şirketlerin de sera gazı salınımında net sıfır olması gerektiğidir. Bu nedenle, küçük bir şirket işletme kredisi arıyorsa, kredi veren banka o şirketin net sıfır taahhüdünde bulunmasını isteyebilecek.

Bankalar, tekeller ve onları yönlendiren iktidarlar, “eko market” modeliyle iklim krizini çözebileceğini ve yatırımların, emisyonları azaltacağını ve sürdürülebilir bir geleceği başlatacağını iddia ediyorlar. 

Hükümetler, sermayeyi fosil yakıtlardan uzaklaşıp “yeşil” ekonomiye yatırım yapmasını kolaylaştırmak amacıyla, teşvikler, borsalardaki avantajlar, vergi indirimleri, yapısal düzenleme ve yeni vergilendirme yöntemleri geliştiriyor. 

Aslında tam olan şey, sanayi devriminden günümüze kadar çevreyi tahrip eden liberal ekonomik politikaların dinamize edilmesi isteği. Tavuktan kaz yumurtası elde etmenin yolları aranıyor.

Oysa, çözüm bundan çok daha basit. 

Bilim insanlarının gösterdikleri gibi emisyonları azaltmanın en bariz ve etkili yolu, kömür, petrol ve gaz kullanımının ciddi oranlarda sınırlandırılması veya tamamen durdurulmasıdır.

Sorun şu ki, fosil yakıt sömürüsünün azaltılması veya tamamen bitirilmesi, insanlık tarihindeki en zengin, en köklü tekel şirketlerinin gücünü kırmayı gerektiriyor. Bunun da yolu liberal egemen elitin iktidarlarına son vermektir.

İktidarların Ele Geçirilmesi

Eğer kapitalizm yeni biçim alıyorsa ona karşı mücadele verenlerin sınıf bileşimi, strateji ve taktikleri de değişmelidir. 

Artık iklim hareketleri şimdiye kadar olduğu gibi, kentli orta sınıf ve aydınların protesto eylemleriyle sınırlı kalmamalıdır. 

İşçi ve köylülerin katılabileceği iklim değişikliğini durduracak eylemler, programa alınır ve ısrarlı takipçiliği yapılırsa, iktidarları sarsacak, demokrasiyi derinleştirecek bir düzeye getirilebilir. 

Aşağıdan, milyonların gücünü inşa ederek karar organlarını, parlamento ve hükümetleri ele geçirerek sokakların sesini kararlara yansıtabilecek politik strateji ve taktikler en gerçekçi çıkış yoludur. 

Eko demokratik iktidarların kurulması farklılıkları koruyarak uzun ve kısa vadeli hedeflerde uzlaşma sağlayan milyonların hareketiyle mümkündür. 

Bunun için, sosyal çevre hareketindeki üç akımın; fosil yakıtlara karşı olan, zenginlerin tüketim ürünlerini yasaklayan ve demokratik ekososyalist hareketlerin eylemde ve politik hedeflerde birlik sağlamaları önceliklidir. 

İklim değişikliği toplumun geniş kesimlerini birleştiren bir eksene dönüştüğünden ilerici, sosyalist, komünist partiler, etnik, kültürel ve toplumsal cinsiyetçi hareketler mücadelenin merkezine çekilebilirse devasa bir politik ve sosyal güç oluşur ve liberallerin alt edemeyeceği, hedef saptıramayacağı bir birikim sağlanabilir.

Bu ilerici güçle fosil yakıtlara son verecek, kapitalist üretimi büyük ölçüde azaltacak ve ekososyalist bir ekonomi inşa edecek devrimci demokratik halk iktidarın kuruluşu sağlanabilir. 

Halkın meşruiyetini kazanmış devrimci iktidarlar gerekli maddi kaynakları bulabilir ve gerekli yasaları çıkarabilir. Ve bunu yaparken dünya çapında yüz milyonlarca yeni ve kalıcı iş yaratabilir. 

Demokratik iklim devrimi olmadan, yani halkın gücü olmadan radikal değişimin hayata geçmesi mümkün değildir.

Değişim, ancak, parlamento içi ve parlamento dışı örgütlü halk gücüyle olabilir. Fransız Devrimi’nde, Paris Komünü’nde ve Ekim Devrimi’nde barış ve ekmek talebiyle insanlar sokaklara çıktı, savaşların ve imparatorlukların sonunu getirdi. 

Bugün dünya nüfusunun %3,5’i iklim değişikliği için örgütlü eylemlere çıkıyor. Bu sayıyı daha da arttırıp devrimci bir halk harekine dönüştürülebilirse, gelecekte insanlık, bunu bir İklim Devrimi olarak değerlendirecektir.

Devrime varacak süreçte gücün nasıl oluşacağına dair bir komünist manifesto gibi genel kabul gören bir iklim manifestosu henüz oluşmadı. Belki bazı partiler, liderlerini ve politikalarını değiştirmek isteyecektir, belki de yeni partiler kurulabilecek. Buradaki ana nokta, öyle ya da böyle, kitlesel iklim hareketlerinin iktidarı ele geçirmenin dışında bir alternatifinin kalmamış olmasıdır. İklim devrimi tek seçenek olarak gündeme gelmiştir. 

Tüm enerjiyi siyasete ve devlete yoğunlaştırmak gerektiğini söylemek de doğru olmayabilir. Tek bir stratejiyle sınırlandırılmış bir hareket sonunda yok olup gider. Birleşik halk yığınlarından oluşan insanlar harekete farklı güç ve tutku getirebilir. Seçimlere, grevlere, işgallere, ablukalara, sivil itaatsizliklere, dilekçelere, dua nöbetlerine, yürüyüşlere, çalıştaylara, toplantılara, web sitelerine, yemek reformuna, stadyumlarda sessiz tanıklığa ve konserlere gereksinim duyulabilir. 

Politik ve kültürel kampanyalar, insanlığın iklim krizinden kurtuluşuna ve insan bilincinin oluşmasına katkı sağlarsa büyük bir insanlık hareketini tetikleyecektir.

Hepimiz İnsanız

Ağırlaşan iklim sorunlarını çözmek için yeni bir yol arayan milyonlarca insan farklı parti ve hareketlerde yer alıyor ve iklim eylemleri dünyanın en ücra köşelerinden destek bulabiliyor. 

Tarihteki eşitlik hayalleri sosyalist, komünist ve bağımsızlıkçı hareketlere ve ayaklanmalara güç verdi. Şimdi insanlık, bu üç büyük hareketin enerjisine her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyor. Ancak ilerici insanlar geçirdikleri yenilginin nerden kaynaklandığını, geçmişte neyin yanlış gittiğini sorgularken çoğunun ortak bulduğu cevaplardan biri de demokrasi özlemidir.

En kötü demokrasi, hiç olmamasından daha iyidir ve insanlar bunun için mücadele etmeye ve polisin ve ordunun zulmüne meydan okumaya hazır. Dünyanın her yerinde, sermaye ve onun iktidar gücü kontrolden çıkmıştır. Sistemin tahrip ettiği şehir ve köylerde emekçilerin dünya çapında bir demokrasi özlemi patlaması yaşıyor. 

Farklı zamanlarda zulme uğrayanları, işçileri, kadınları, Kürt halkı gibi ezilen halkları, incinmişleri, zarar görenleri, emekçileri ve küçük çiftçileri, umut özlemini çekenleri ve tüm küresel direniş hareketlerini kapsayan, iklim ve demokrasi için birlik ve dayanışma hareketi oluşturulabilir. “Hepimiz İnsanız” sloganı tek tek her birimizi, hepimizi birleştirebilir.

İşçi sınıfı, emekçi insanlık her gün etkisini arttırarak gelen kaotik bir gelecekle karşı karşıya kalıyor. Dünyanın her köşesinden çözüm gerektiren bir durum. Enternasyonal eylemlerle çözülemezse hiçbir yerden çözülemez. Ama bir yerden, örneğin Türkiye’den başlamazsa hiçbir yerde çözülemez.

Dünyanın her köşesinde yaşayan insanlık biziz. 

Amazon ormanlarında da Afrika’da da yaşayan yerli halklar bizim bir parçamız, biziz. Afganistan’ın yüksek vadilerinde iklim kıtlığından ölen Müslüman kadın ve erkekler biziz. Hareket halindeki tırlarda karanlıkta ölüm yolculuğuna çıkanlar, büyük denizlerde dalgaların savurduğu teknelerinde birbirine kenetlenen mülteciler, onlar da biziz. Ot ve su için birbirini öldüren çiftçiler ve çobanlar, Honduras’ın yoksulları, Avusturalya’da orman yangınlarında evleri kül olan çiftçiler, Batı Virginia’da işini kaybeden yaşlı madenciler, onlar da biziz.

Adil iklim hareketi, Türkiye’de ve dünyanın her köşesinde insanlığın gerçek umudur. İnsanlık iklim devrimi yolunda birleşebilirse iklim krizi aşılabilir.

________________

Kaynakça

  • Jonathan Neale, what do we do after the cop? (Cop’tan sonra ne yapabiliriz?), Climate and capıtalizm (iklim ve kapitalizm), 3 Kasım 2021
  • Craig Anderson, Big Business and climate change (Büyük işletmeler ve iklim değişikliği), 10 Kasım 2021, Conversation

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.