Irak’ta demokrasi anlayışı

Fransız bilim adamı Alex Due Tocqueville, demokrasi kavramını zenginleştiren şahane eserler ortaya koymuştur. Eşitlik, insan hakları ve adalete inan Tocqueville, demokratik ilkelerin uygulanması için ülke yöneticilerinin, bu yönde büyük çaba sarf etmesini savunmaktadır. Yöneticilerin, hukuk karşısında eşit olduğunu, demokrasi anlayışının zaman ve mekân değişikliğine göre evrim geçirdiğini halka açıklamak zorunda oldukları üzerinde durmaktadır. Bu evrimin hukuki bağlayıcılığı olması şartıyla mümkün olacağını savunmaktadır…

Demokrasi, “Siyasal Demokrasi” ile “Sosyal Demokrasi”ye ayrılmaktadır. Siyasal Demokrasi, devlet tarafından halka tanınan haktır. Seçim ile referandum, bu türün en iyi örnekleridir. Devlet, Siyasal Demokrasi yoluyla kendine meşruiyet kazandırır. Sosyal Demokrasi ise devletin halka karşı sorumluluğundan ibarettir. Hükümet, ona meşruiyeti kazandıran her vatandaşın karşısında sorumludur. Onun ihtiyaçlarını karşılamak zorunda, vatandaşlara asgari yaşam standartlarını sağlamakla görevlidir. Ancak devlet kurumlarının, dünyanın birçok yerinde görevini yerine getirmediğini ya da getiremediğine tanık olmaktayız. Irak devleti bunun en iyi örneğidir.

Irak devleti, kurulduğu günden beri ciddi anlamda demokrasi kelimesinin neler ifade ettiğini bile anlayamamıştı. Monarşi sistemini zemin alarak babadan oğla geçen ülke yönetimi felaketten felakete sürükleniyordu. Demokratik ilkelerden yoksun temeller üzerine kurulan bu devlet, yirminci yüzyılı sarsan uluslararası gelişmelerden büyük bir şekilde etkilenmiştir…

Kanlı darbelerle bir tarih yazan ve ardı ardına gelen dikta rejimler, demokrasi kelimesini, ülkenin siyasi, ahlaki ve toplumsal sözlüğünden silmekte geri kalmamışlardı. Dikte rejimler tarafından yönetilmeye zorlanan “daha sonra alışan” halk ise “güce tapınma”yı gelenek haline getirmişti. Yıllar boyu devrik Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin’in taraflı politikalarından yakınan halkın bazı kesimleri, dikta bir rejimin tekrardan iktidara gelmesinden yana olduklarını dile getirmektedirler. Bu çelişkili tutum, ülkenin yedi yıldır belirli bir düzenden yoksun olduğu ve otorite boşluğuna meydan olduğundan kaynaklanmaktadır.
ABD birliklerinin Irak’a girmesi ile birlikte bazı gruplar onları “kurtarıcı” olarak nitelendirirken başkaları “işgalci” olarak gördü ve “müdahalecilere” karşı silaha sarıldı. Başka gruplar ise seyirci kalmayı tercih etti. Çelişkili bir yapıya sahip olan bu ülke çözümsüz sorunlarla karşı karşıya kaldı.

Ülkede meydana gelişmelere tanıklık ederek Irak’ta demokrasi tecrübesinin deneme sürecinde olduğunu söyleyebiliriz. 1921’den 2005’e kadar ülkede, siyasal demokrasinin göstergesi olan, ilk seçim yapıldı. Ancak yedi yıldır iktidarı ellerinde tutan tayfa, sosyal demokrasiyi göz ardı ederek siyasal demokrasi ile yetindiler. Güvenlik açmazı, otorite boşluğu, kaçırma olayları halkın hayatının bir parçası olmasına rağmen, bunların ortadan kaldırılması için ciddi adımlar atılmamaktadır. Devletin, ticari şirkete benzetildiği ya da bu konumda görüldüğü için ülke yöneticileri, halkın basit isteklerini göz ardı ederek, iktidarda kaldıkları sürece kazançlarına kafa yormaktalar. Böylece demokrasi, ölü doğan bir bebeğe dönüşmektedir.

Yukarıda belirttiğimiz gibi demokratik projenin başarısızlığa uğraması, halkın dikta rejime özlem duymasına neden olabilmektedir. Bu yüzden hükümetin, ülkedeki tüm tarafları memnun edecek politika yürütmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tüm Irak halkının aleyhine olan sonuçların doğması söz konusu olacaktır…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.