Şirin görünmek (!)

Geçenlerde yazdığım “Açılım” başlıklı yazıma hiç beklemediğim bir arkadaşımdan tepki gelmiş. Ben de son anda farkettim ve okudum.

Sevgili meslekdaşım Ali Haydar Nergis’ten gelen metni aynen aktarayım:

“Sezai Bey, kusura bakmazsanız, bunları ”Baba’ na, yani Süleyman Demirel’e sor diyeceğim. Son zamanlarda sizde de ”yandaş” medyaya doğru bir ”açılım” gözlemleniyor. Bir yerlere şirin görünmeye mi çalışıyorsunuz? Hayrola? “

Yazılarımı okuyanlar bilir.
Tabii sevgili kalemdaşım ve meslekdaşım Nergis de bilir. Ama o yurt dışında olduğundan belki benimle ilgili bir çok gerçeği ıskalamıştır. Bilemem. Ama bilenler bilir bu meslekte hem “şirin” lik yapacaksın, hem de gazetecilikle geçineceksin, bu zor. Belki bir yere kadar. Bu meslekte ayakta kalmanın ne kadar zor olduğunu Nergis daha iyi bilir.

Gazeteci ne şirin görünmek zorundadır. Ne de “yandaş” olmak zorunda.
Haaa. Hem şirin, hem yandaş olanlar yok mudur?
Vardır.
Daha ilerisi de vardır.
Yalakası, yağdanlığı, kemik yalayıcısı, hınk deyicisi de vardır.
Tüccarı vardır, liboşu vardır,resmi evrakta sahtecilik yapanı vardır.
Hırsızı vardır, arsızı vardır.
Hatta darbe düzenleyicisi, Ergenekon sanığı da vardır.

Ben bütün bunların dışında kaldım diye övünmeli miyim bilemem.
Ben hep demokrasiden yana aşk yaşadım.
Hep onun peşinden koştum.
Evet Demokrat Partiyi (DP) savundum. Kadrolarını da onun arkasından gidenleri de destekledim.

Hürriyet’te çalışırken devrin anamuhalefet lideri rahmetli Ecevit tarafından “Bunu gazeteden atın, bizden değilmiş ” ihbarını yapan ve şikayet eden tabloyu da yaşadım.
Milliyet’te Serdar Devrim’e Ankara notları yazdığım sırada, hem Mesut Yılmaz (Başbakan) hem Devlet Bahçeli (Başbakan Yardımcısı) tarafından da yönetime şikayet edildim, hatta Aydın Doğan bey hazretleri köşemizi bu yüzden kapattı Milliyet’te.
Rahmetli Türkeş de şikayet etti beni çalıştığım gazetenin en üst yönetimine.
Rahmetli İsmet İnönü de…
Hatta eski başbakanlardan Naim Talu’nun “Herşeyi yazmak zorunda mı bu arkadaş” kıvamında şikayetini bile hatırlıyorum. Eksik olmasınlar.

Bir tek Demirel’den tepki ve şikayet almadım.
Aleyhinde bir çuval yazı yazmama rağmen.
Şimdi elimde güç olsa, büyük bir gazetede yazsam Demirel’in iflahını kesen yazılar yazmaktan geri durmam. Çünkü her geçen gün Demirel’in geçmişte yaptığı yanlışlar tek tek ortaya çıkıyor.
Geçmişteki yanlışların bedelini 75 milyon insan 2000’li yıllarda ödemek zorunda kalıyor.
Tıpkı Kürtlere yapılan yanlışlar gibi.
Benim Kürt açılımıni desteklemem kime karşı şirin görünmekse bilemem ama bu sorunun bitmesi için adım atan her kim olursa olsun onu alkışlarım.
Bu açılım Baykal’dan gelseydi de alkışlardım.
Keşke bu sorun 1940’larda çözümlenseydi.
Dönemin en güçlü lideri İsmet Paşa, keşke tarihin kötü gidişatını durdursaydı.
Rahmetli İnönü’nin heykeli sadece Malatya’da değil, 2009’da tüm güneydoğu ve doğu illerinin meydanlarında dikili olabilseydi.

Neyse, sevgili Nergis iyi ki Türkiye’de değil.
İyi ki benim yaşadıklarımı birebir yaşamadı. Yoksa sanal köşe başlıklardaki gibi değil, “dokuz köyden”, gerçekten kovulanın kim olduğunu fark edebilirdi.
Hatta 10. köyde dahi yer verilmeyen biri, “şirin” görünseydi bugün nerelere gelebileceğini tahmin ederdi sanırım.

İnternette sörf yapan ve bana da ulaşan “günün önem ve ehemmmiyetine” uygun düşen bir fıkrayla son vereyim yazıma.
Nergis belki bu fıkrayı İsveç’lilere tercüme eder ve onları da güldürür.

“Bir Karadenizli, bir Kayserili ve bir Diyarbakırlı aynı trafik kazasında ölmüş. Cenazeleri kaldırılmış. İki-üç gün geçmiş, bir de bakmışlar ki Karadenizli, çıkmış mezardan, üstünü silkeleyerek geliyor.
Önce büyük bir panik yaşanmış haliyle, sonra bakmışlar bayağı kanlı canlı, cesaret edip yanına yanaşmış ve merakla sormuşlar:
– Yahu sen öteki dünyadan nasıl geri döndün?
Anlatmış:
– Öte tarafta da işler buradaki gibi yürüyormuş meğer, rüşvet, haksızlık, hırsızlık, yolsuzluk, hortumculuk…
Geri göndermek için 5 bin dolar istediler, bastım parayı geri geldim.
– Eee, diğer iki arkadaş niye gelmedi?
– Vallahi ben gelirken, Kayserili hâlâ “3.500 dolara olmaz mı, yap bir indirim de ayağımız alışsın!’ diye pazarlık ediyordu.
– Ya Diyarbakırlı?
– O da ‘Ben vermem, Devlet versin!’ diye inat ediyordu… “

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.