İNGİLTERE… İstanbul Sözleşmesi bir çırpıda feshedildi

Kadına yönelik ve aile içi şiddeti önleme yolunda ülkeler arası dayanışma ve işbirliği sağlama amaçlı bir sözleşme eğer kendi ülkenizde imzalanmışsa bundan ancak gurur duyulur.

Türkiye’de değil. 

20 Mart Cumartesi, Resmi Gazete haberinin dünya medyasındaki yansımaları ile uyandık:

“Türkiye Cumhuriyeti adına 11 Mayıs 2011 tarihinde imzalanan 10 Şubat 2012 tarihli ve 2012/2816 Bakanlar Kurulu kararı ile onaylanan ‘Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti tarafından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3’üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2019 yılı raporuna göre 2019’da işlenen 474 kadın cinayetinden 115’i şüpheli olarak kayıtlara geçmiş ve suçluları bulunamamıştır. 

2020 yılı raporuna göre ise Türkiye’de 2020 yılında erkekler tarafından 300 kadın öldürülmüş ve 171 kadın şüpheli şekilde ölü bulunmuştur.

İki yılda tam 945 kadın cinayeti. İşte Türkiye’de son iki yılda kadınların karşılaştıkları korkunç tablo böyle. 

Tam da bu zamanda dört elle her nevi uluslararası anlaşma, dayanışma, birlikteliğe dört elle sarılması gerekirken Türkiye Cumhurbaşkanının kendi ülkesinde imzalanan anlaşmadan ayrılma kararını imzalamasının dünyaya verdiği kötü imajı tahmin edebilirsiniz. 

Yazıyı yazmaya oturmazdan önce birkaç saat dünyanın saygın yayın organlarını, haber ajanslarını taradım ve utandım. Gerçekten bu olay Türkiye için bir utanç kaynağıdır.  

Türkiye 45 ülke tarafından İstanbul’da imzalanan İstanbul Sözleşmesini 14 Mart 2012 tarihinde uygulamaya koyan ilk ülke olmuştu. Şimdi Sözleşmeyi imzalayan, uygulamaya koyan ama sonra Sözleşmeyi fesheden ilk ülke oluyor.  

Bu arada şunu da belirtmem gerekiyor ki Birleşik Krallık Sözleşmeyi imzaladı ama aradan 8 yıl geçmesine rağmen henüz uygulamaya koymadı. Hükümet ülke yasalarının kadınlar için İstanbul Sözleşmesinin gerektirdiğinden daha fazla koruma sağladığını iddia ediyor. Ancak BK Sözleşmeden vazgeçmiş değil. Uygulamak için çalışmalar yapıldığı vurgulanıyor. 

İngiltere’nin ünlü Financial Times gazetesi (FT) şöyle bir yorum yaptı: 

 “Bir zamanlar Erdoğan İstanbul Sözleşmesini Türkiye’nin cinsiyet eşitliğinde lider ülke olduğuna delil olarak göstermişti. Ancak geçtiğimiz yıl iktidar partinin ileri gelen üyeleri Türkiye’nin Sözleşmeyi terketmesi gerektiğini dillendirmeye başlamışlar, ve buna neden olarak Sözleşmenin boşanmayı (ve eşcinselliği) teşvik ettiğini gerekçe olarak göstererek bunun muhafazakar, Islam geleneklerine ters düştüğünü ileri sürmüşlerdi”. 

Bu görüşün kadına şiddeti teşvik ettiğini düşünmek çok doğal. 

AK Parti ileri gelenlerinin söylemleri geçtiğimiz aylarda büyük kadın kitlelerinin protestosuna neden olmuştu. Kadınlar, Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesini etkili olarak uygulaması gerekirken ondan vazgeçmeyi düşünmesinin çok yanlış olacağını vurgulamışlardı. 

Görülüyor ki tüm bu çabalar fayda etmedi ve Cumhurbaşkanı Sözleşmeyi bir imza ile feshetti.

Aile, Sosyal Hizmetler ve Çalışma Bakanı bir kadındır. Zehra Zümrüt Selçuk. Zehra hanım ülke yasaları ve özellikle Anayasanın kadın haklarını koruyacak kadar dinamik ve güçlü olduğuna dem vurdu.

Yani başka yasaya ne gerek var diyor sayın Bakan. Sormazlar mı kendine? Yasalar bu kadar dinamik ise niye kadınlar korunamıyor? 

Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı sayın Canan Güllü’nün kararlı açıklaması yüreklere su serpen nitelikte idi. Uluslararası sözleşmelerin bir kişinin imzası ile kaldırılamayacağını, bu sözleşmelerin Anayasanın 90ıncı maddesine uyularak yapılması gerektiğini belirterek, “sözleşmenin kaldırılmasını önlemek için yılmadan mücadelemize devam edeceğiz. Hem hukuki alanda hem de Sivil Toplum Örgütleri olarak” dedi.

Sayın Güllü şöyle de dedi: “Biz yaşam hakkımızı istiyoruz. Biz yaşamak istiyoruz. İstismara, tecavüze uğramak istemiyoruz”. Bundan daha temel, daha doğal bir hak olabilir mi değerli okurlar? 

Şunu çok iyi kafalarımıza yerleştirmemiz gerekir. Bu mücadele bir kadın mücadelesi değildir. Kadın, erkek hepimiz bu onurlu mücadelede saflarımızı almalıyız. İster Türkiye’de ister başka ülkelerde yaşayalım. İster Türkiye’li olalım, ister Kıbrıs’lı. Hatta diasporada yaşayanlar Türk, Kürt, Kıbrıslı olmayan dostlarımızın da mücadelemize katılmasını sağlayarak onun çığ gibi büyümesini sağlamalıyız. 

Bu bir görevdir.  

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.