Julia’nın dansı

Uykum kaçtı. Bütün gece Julia’yı düşündüm. İnsan isteminin nerelere kadar gidebileceğini, hangi güzellikleri yaratabileceğini, insanın kolay kolay erişilmez bir yere nasıl kelebekler gibi uça uça ulaşabileceğini onun olgunluğunda yaşadım. Julia on beş yaşında bir çocuk. Henüz tam gelişmemiş, ufak tefek. Gözleri dünyaya güvenle bakıyor. Yaptığı işin zorluğuna karşın son derece rahat… Yapması gerekenin en güzelini yapabileceğini biliyor. Öbürleri o kadar rahat değil. Düşüyorlar kalkıyorlar sendeliyorlar. Aldıkları sonuca üzülüyorlar ya da seviniyorlar. Julia hiç tepki vermiyor, güzel güzel bakıyor yalnızca. Öbürleri de ne güzel şeyler yapıyorlar. Julia’nın durumu başka. Daha başlarken bitirmiş gibi duruyor Julia. Kısa programda ikinci gelince hiç tedirgin olmadı. Birileri onu geride bırakabilir elbette değil mi? Onun hiç umurunda değil. Ertesi gün gene buzun üstüne çıktı: duruşunda bakışında hiçbir olağanüstülük yoktu. Birileri bir takım ilişkilerle ya da konumları gereği haklı haksız onu geride bırakabilirdi. Olamaz mı? Onun hiç umurunda değildi.
Birisi buzda dans ederken kaygılanıyorsunuz: düşebilir bir yerini incitip kanatabilir. Julia dans ederken bunu duymuyorsunuz. Çok iyi biliyorsunuz Julia düşmeyecek. Julia hiç düşmez mi? Düşebilir. Düşmüş de. Ama olağan bir durum değil bu. Düşme olasılığını hiç düşünmüyorsunuz. İnsanlar öyle büyülendiler ki onun dansıyla, ortalık altüst oldu neredeyse. Julia birinci geldi. Hiç umursamadı bunu sanki. Umursamıştır, umursamaz olur mu? Sevinmiştir elbet. Öğretmenine o güzel çocuk bakışıyla baktı, o kadar. Dudağının kıyısında bir yavru kuş gibi duran o ince gülüşüyle güldü birazcık. O zaman anladım ki Julia yarışmıyor dans ediyor. Kimseyi geçmek istemeden, kimseyi geride bırakmak ya da alta düşürmek istemeden dans ediyor. Julia dans etmeyi seviyor.
İşte insanın ulaşmak zorunda olduğu yer burası dedim kendi kendime. İnsanın ulaşmak isteyip de kolay kolay ulaşamadığı ama ulaştığı zaman da gerçek insan olduğu yer burası. İnsanın kendinden de başkalarından da korkmaz olduğu yer. Bütün ayak oyunlarının bütün kirli ilişkilerin bütün sinsiliklerin bütün alacağı varmış da alamamış gibi durmaların bittiği yer burası. Buraya artık ne siyasetçinin gücü yeter ne sürünün bir etkisi olur, bu noktada ne polisin ne bakkalın ne muhtarın ne komşunun sözü geçer. Öykü yazarı olmakla Çehov olmak ayrı şeylerdir, bunları birbirinden ayırmak gerekir. Bir gün oturup çok güzel bir roman yazabilirsiniz. Hatta eşin dostun da desteğiyle romanınızı üç yüz bin satabilirsiniz. Gene de Flaubert olmak başka şeydir.
Julia’yı izleyenler onun ışığını enine boyuna yaşamış olmalılar ki büyük bir sevinç içinde elleri patlayana kadar alkış tuttular ona. Bir insanın hangi toplumun hangi ulusun hangi yörenin insanı olduğunun hiçbir önemi kalmamışsa, o yalnız insan olarak önemliyse çoktan olağanın sınırları aşılmış demektir. Julia dansını bitirdi, o çocuk yüzüyle biraz da utanmış sıkılmış gibi çekilip kendisine ayrılan yerde bir süre oturdu ve sonucu bekledi. En iyi olduğunu anlayınca da konu kendisiyle ilgili değilmiş gibi kalkıp gitti. Bu kadar iyi olmak da ona ayıp gibi mi geliyordu ne bileyim. Korkunç bir sevgi gösterisi vardı ona ama o sanki başka bir boyutta yaşar gibiydi. Gene de bu sevgiye sessizce karşılık vermekten geri durmadı. Bütün boşlukları ve kolaycılıkları, bütün sinsilikleri ve üstünlük gösterilerini, bütün hırsları ve yılışıklıkları, bütün kendini bir şey sanmaları ve çıkarcılıkları gülünç eden bir dinginliği vardı. Belli ki dans etmek onun için yaşamın tek anlamı olmuştu.
Onu bunu bilir bilmez gammazlayıp sonra da ne yaptımsa şu güzel yurdum için yaptım küçüklüğüne hiçbir zaman düşmeyecek Julia. Julia hiçbir zaman birileriyle uğraşmayacak, birilerinin ayağını kaydırmak istemeyecek, birilerinin yerine geçmeye çalışmayacak. Çıkar hesabıyla bir takım kişilerin peşine takılmayacak, birilerini küçük düşürmek gibi bir bayağılığın izini sürmeyecek, hangi nedenle olursa olsun dostunun evinden kitap aşırmayacak, büyük sanatçı numaralarına girmeyecek, günü geldiğinde kendi gibi gerçek insanlar yetiştirmek adına kolları sıvayacak. Sevdiğini gerçekten sevecek, uğrunda ölecek kadar çok sevecek. Bir takım üstün nitelikleri olmanın özel ya da ayrıcalı insan olmak gibi bir hukuk oluşturmadığını çocuklarına ve öğrencilerine iyi anlatacak. Julia dans edecek ama oyun oynamayacak. Bayata taze, yetersize yetkin, eğriye doğru, hırsıza dürüst, alçağa değerli demeyecek. Nerden biliyorsun mu diyorsunuz? Gerçek insan olma kararlılığını onun pırıl pırıl bakışlarında gördüm. Düpedüz korktum bakışlarından. Bütün çirkinlikleri kendinde yoketmeye hazır iki karadelik gibiyi kara gözleri.

644770cookie-checkJulia’nın dansı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

1 + four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.