KANADA… Uygarlığın kıyısında, dünyanın sınırında…

Korku insana her şeyi yaptırır! 

İnsan hiçbir şey yapamasa, dünyanın kıyısına çekilip orada saklanmaya çalışır. 

Zanneder ki, saklanırsa kimse onu bulamaz.

Heyhat; zavallım, yanılır… Boşuna ebe-sobe yapmayınız!

Ne var ki, hayat saklambaç oyununa benzemiyor.

Mevlâna’nın Mesnevî eserinde, II.Cilt, 593 numaralı beytinde söylendiği gibi, ¨Vallahi fare deliğine girsen, yine bir kedi pençesine çatarsın.¨

Kedi pençesi, bu kez, polis kelepçesi oldu ve  virüsten saklanacağım diyen birisini buldu.

Hint asıllı Amerikan vatandaşı Aditya Singh, Los Angeles’tan Hindistan’a gitmek üzere 2020 yılının Ekim ayı başında yola çıkıp aktarma yapacağı Chicago’da, yani Şikago’daki havalimanında beklerken, üzerine tarif edilmesi öyle pek kolay olmayan acayip bir korku, ürküntü, titreme geldi. 

Aditya, Covid virüsünden korkuyordu herkes gibi, lakin bu korku, onu, Şikago’nun polisiye denetimi meşhur O’Hare Havalimanında ele geçirdi.

Öylesine korkuya teslim olmuştu ki, aktarma yapıp bineceği bir sonraki uçağın kapısına gitmek şöyle dursun, yerinden kıpırdamadı. 

36 yaşındaki Aditya’nın bu kararı âniden almasına güç veren şey ise, uçaktan uçağa transfer olacağı güvenlik bölgesinde bir havalimanı görevlisinin kaybettiği yaka kartını bulması olmuştur. 

Aditya o kartı kullanarak terminalde kalabileceğin düşünmüş olmalı, zira devâsa kent büyüklüğündeki O’Hare Havalimanında böylesine rahatça hareket edip üç ay boyunca saklanamaz, yaşayamazdı. 

Aditya, öğrendiğimiz kadarıyla, Oklahoma Üniversitesinden master derecesiyle mezun olmuş, kendi hâlinde, şimdiye kadar hiçbir belalı aksataya karışmamış, sakin yaratılışta birisidir. Havalimanında kaldığı günler boyu gözüne kestirdiği kimi yolcuların yanına gidip onlara Budist felsefeden örnekler verdiğine bakılırsa, hem hoş sohbet bir konuşkan hem de pek boşa atıp sıkıya tutan birisi de değildir.

The Chicago Tribune gazetesinin verdiği habere göre, sonunda yakayı kaptıran Aditya tutuklandı, hakkında o, bu, şu  ve öteki yasal maddelerden dava açılacakmış, bunlar yazıldı, çizildi. 

Vatandaşının tansiyonundan ayakkabı numarasına kadar her şeyi bilmek mecburiyetinde olan devletin olağan işleri bunlar; devlet cezalandırmak zorundadır. 

Fakat kimse, Aditya’nın, İstanbul’un meşhur Eşek Poyrazı şiddetiyle esen kış fırtınasına yakalanmış yaprak misali tir tir titreyen yüreğini görmedi, bunu düşünmedi. 

Kimse, onu ele geçirip dünyanın kıyısında bırakan, virüslü uygarlığın uçurum kenarında bekletip, adım atmaya cesaretini yitiren korkusunu dikkate bile almadı…

Aditya’nın 3 ay boyunca kimseye görünmeden, bedensiz gezinen bir hayalet gibi oralarda nasıl yaşadığı, ne  yiyip ne içtiği ise şimdi merak konusu. 

Tabii böyle olunca akıllara hemen 2004 yapımı Hollywood filmi, Tom Hanks’ın başrolde, havalimanında pasaportu geçersiz olunca kalmak zorunda bulunan yolcuyu oynadığı film, yani The Terminal filmi geliyor. 

The Terminal filminde havalimanına ayak bastığı ânda, Krakozhia isimli kendi ülkesinde bir rejim değişikliği olunca, pasaportu geçersiz kalmış bir yolcunun aylarca orayı terk edemeden sersefil olup, çöpten yiyecek toplayarak yaşamasına ait bir komedi-dram izleniyordu. 

Aditya’nınki bundan farklı değildir.

Zira Aditya’nın en büyük kabahati aslında bu dünya gelmiş olmasıdır; fakat nereden bilsin ki, babasıyla anası bu işi bir büyük keyif içinde yapmış olsunlar. 

Mevlâna Hazretleri, yine diyor ki, bakınız: beyit numarası 592, ¨Kurtulmaya hiçbir çaresi olmayan bu DÜNYA zindanında ayakbastı parası alınmayan, hapishane dayağı atılmayan bir bucağı yoktur.¨

Nokta. Stop.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 + eighteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.