Kaosu seviyoruz..

Sadece kaosu değil kavgayı seven bir milletiz.
Kavgayla kalsak iyi, krizi de sever olduk.
Buyrun size 6 aylık bir kaos …
Ve peşinden gelecek bir kriz…
Dünya zaten ABD’nin hem savaş manyaklığı ve hem de lüks hastalığı yüzünden altüst oldu ve ekonomi krize girdi.
Savaş manyaklığı gözlerin önünde.
Afganistan küçük geldi, Irak’ı karıştıralım.
Lüsk hastalığı daha başka.
Bir evi olan Amerikalıya ikinci ev kredisi açtı, evsizlerin sokaklarda yattğı bazı eyaletlerde çözüm üretemeyen ABD bankaları bu lüks eğilim yüzünden kapılarını kapatmak zorunda kaldı.
Amerika öksürdü, bir hasta olmak üzereyiz ve krizin gölgesi üzerimizde..
Dalga dalga gelen krizi karşılamak için hiç bir önlem alma şansı olmayan Türkiye şimdi de bir siyasi krizin içine atıldı.
Peki Ak Parti konusunda bir şey yapılmasın mı?
Halka verilen korku, laik kesimin yaşadığı kuşkulu anlar, türbanlıların sokaklardaki cakası, din adamlarının arasıra verdikleri çelişkili fetvalar devam mı etsin?
Dinin devlet işlerine karıştırılacağı yolundaki endişeler giderilmesin mi?
Nasılsa çoğunluk bizde diyen zihniyet intikam alırcasına azınlıkları ezsin, büzsün mü?
Kadrolaşmayı görmezlikten mi gelelim?
Çankaya’daki tabloyu 70 milyon hazmetmek zorunda mı?
Tabii ki bunlar olmamalıydı.
Tabii ki Ak Parti’nin “buldumcuk iktidarı” 80 yıllık cumhuriyet döneminin rövanşını alı gibi davranmamalıydı.
Hatta Çankaya’ya türbanlı first lady değil, çağdaş birini taşısaydı dünyanın sonu mu gelirdi, Ak Parti çok şey mi kaybederdi?
Olmadı, olamadı.
Ama şimdiki tablo da 21 asra yakışmadı.
Acaba başka çözüm yolu bulunamaz mıydı?
Beni iyimser gören ve bana katılmayan okuycularım affetsinler ama şimdi daha iyi yerde miyiz?
Birisi çıksın söylesin.
Sözgelimi altı ay sonra bu parti kapatılmış olsun.
Partinin önde gelenleri siyasetten yasaklansın.
Hatta aynı kafa yapısında bir parti kurulması da önlensin.
Sonra seçimlere gidilsin.
Ve CHP iktidara gelsin.
Sanıyor musunuz ki 2007 yılını mumla aramayacağız.
2006 yılını özlemeyeceğiz.
2005 yılı için “ ah nerde o günler” demeyeceğiz.
Bakın kaoslar, krizler, bunalımlar, sistem tıkanıklıkları refah getirir diyenlere inanmayın…
Kavgalar, nizalar, kargaşalar bazı partilere iktidar kapısı aralayabilir.
Ama iktidara gelmekle herşey bitmiyor.
Eğer krizler refah ve zenginlik getirseydi, fert başına düşen milli gelir belki 30 bin dolarlarda olurdu.
Ama olmadı, olamaz da.
Kriz kapımızda.
Bu kriz bizi önüne katar ve bir gün gelir nerde olduğumuzu anlayamayız.
Tsunamiler geliyorum dese de, bizde onu önleyecek ne güç var ne para.
Ekonomi henüz canlanıyor, yavaş yavaş kanlanıyor derken içine gireceğimiz kriz bizi bilinmeyenlere sürükleyebilir.
Ben 21. asırda parti kapatılmasına  karşıyım.
Krizlerin beni önüne alıp sağa sola çarpmasına, parçalamasına da…
Biz bu filmleri çok gördük.
Ama nedense hala büyüyemedik.
Hala emekliyoruz.
Sık sık da yere çakılıyoruz.
Burun üstüne üstelik..
Üzülüyorum.
Kaybedilen yıllara…
Kaybedilen kuşaklara…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.