Kapitalizmin yeni biçimi: Çoban devletler

KAPİTALİZMİN YENİ BİÇİMİ: ÇOBAN DEVLETLER

Günümüzde, finans kapital, dizginleri almış eline, dört nala doğru koşuyor…

Atın sırtındakilerin önü açık, sınırları kaldırılmış bir dünyada, dizginsiz yol alıyorlar…

Bu at öylesi asi, öylesi yırtıcı ki, ne seyisine boyun eğiyor ne binicisine rahat veriyor… Koşmak hep koşmak istiyor…

Önüne gelen yayalara aldırmıyor, kimini ezip geçiyor, kimini rüzgarıyla korkutuyor; Ve bir gerçek daha var ki bu atı dizginlemek şimdilik mümkün gibi görünmüyor; çatlayana kadar koşacak gibi bu at…

“ÇATLASA DA KURTULSAK” diyesim geliyor; bu konuda benim gibi düşünenler çoktur, eminim…

Kendisinden başka hiç kimseye yaşam hakkı tanımayan, tüm dünyayı, yaşamı tüketen bu canavardan kurtulmayı isteyenler her geçen gün çoğalıyor, bundan eminim…

En önemlisi bir gün devletler kurtulmak isteyecek bu beladan; bu almış başını giden, sınır tanımayan, zayıfları ezen, yok eden, devlet tanımayan, millet tanımayan, din, iman bilmeyen, kontrolsüz, arsız, istilacı güçten asıl devletler kurtulmak isteyecekler…

Çünkü buna mecbur kalacaklar; bu gücü kontrol etmek zorunda kalacaklar bir gün…

Bugün siyasetin yapılmadığı, güdüldüğü bir dünyada yaşıyoruz; neden mi? Çünkü dünyayı güdülmesi gereken bir koyun gibi görenler var, her şeyin bu kadar basit olduğunu sananlar…

Bir avuç sermaye sahibinden oluşan bir ağalar grubu, tüm meranın (dünyanın) kendilerine ait olduğuna karar vermişler, nerede ne kadar koyun varsa hepsinin başındalar; Kendilerinden başka hiç kimsenin bu otlaklarda yaşama hakkına saygı duymuyorlar; koyunları(dünya kaynaklarını) kendi mallarıymış gibi güdüyorlar, etinden, sütünden, yününden yararlanıyorlar…

Bu arada başlarına da sözlerinden hiç çıkmayan çobanları(devletleri) dikmişler, gel keyfim gel zenginliklerine zenginlik katıyorlar…

Bugün günümüz devletleri de finans kapital başta olmak üzere dünyaya sahip olduğunu sanan bir avuç sermaye grubunun dünya kaynaklarının başına diktiği çobanlardan başka nedirler ki…

Sermaye kendi arasında anlaşmış, özgürce tüm meralardan nasiplenmek istiyor, bunun için koyunların en verimli yerlerde otlatılması gerekiyor; Koyunlardan başka o meradan nasiplenen başka birilerine ise yaşam hakkı tanınmıyor; Koyunlar iyice semirecek ki, sahipleri daha çok, daha çok kazanabilsinler…

Çobanlar çok iyi tembihliler; koyunların önünü açacaklar; koyunlar özgürce bütün meralarda koşacak, otlayacak, zıplayacak, gerekirse o meranın gerçek sahiplerinin çıkarlarını zedeleyecek, yemişlerini yiyecek; gittikleri her yeri batıracak,  kirletecek ama ne olursa olsun onlara  dokunulmayacak…

Çobanların görevi koyunların güvenliğini sağlamak, onların iyice semirmesi ve beslenmesi için gerekeni yapmak…

Bu arada çoban  yaşadığı merada, kendi yaşam alanında olan bitenin, yaşam alanının yok edildiğinin, koyun sahiplerinin dışındaki hiçbir evin bacasının tütmediğinin, kendisinin de bir parçası olduğu köyde artık hayatın katlanılmaz olduğunun farkında değil…

Halk açlık, sefalet içinde ve koyunların sahiplerine öfkeli; çünkü kendi köylerinde kendi kaynaklarına sahip olamıyorlar, koyunlar yüzünden köylerindeki otlaklardan kendilerine yiyecek sağlayamıyorlar…

Çobanlar önceleri koyunları kendileri kontrol edebildiklerinden memnundular; ama  şimdi koyunları asıl güden kendileri değil; aksine onları güden koyunlar;  Bir yerlere sürüklenip duruyorlar koyunların peşinden; Koyun sahipleri karar veriyor onlar uyguluyorlar; nerede ne kadar koyun otlayacağına, hangi koyundan ne kadar verim alınacağına onlar  karar veriyor, çobanlar bunların kazasız belasız, hiçbir engelle karşılaşmadan bütün köylerde gerçekleşmesini sağlıyorlar…

Zaten bütün komşu meralarda koyun sahipleri halka karşı işbirliği içerisinde; bu yüzden çobanlara koyunların önündeki engelleri kaldırmakta çok iş düşmüyor; Her köyün çobanı kendisine teslim edilen koyunları en sağlam biçimde besliyor, koruyor ve iyice semirttikten sonra sahibine teslim ediyor…

Bir gün çoban, onca koyunu güttüğü halde kendisinin elinde ne süt, ne yağ, ne yün bulunmadığını fark ediyor ama; aynı şekilde koyun sahipleri dışında köyde hiç kimsenin evinde süt kaynamadığını, et yenmediğini, insanların sırtlarına giyecek giysi  bulamadıklarını fark ediyor…

Koyunlardan sözde kendisi sorumlu olduğu için köylüler artık onu sorumlu tutuyorlar her şeyden; bak senin güttüğün sürüler yüzünden otlaklarımız tükendi, meralarımız ezildi, yok edildi, karnımızı doyuramaz hale geldik; üstelik sen bu koyunların ne sütünden ne etinden ne yününden tek lokma bile vermiyorsun bizlere; biz yaşamayalım mı, ölelim mi diye şikayet etmeye başlıyorlar…

Çoban sonunda düşünüyor ve bu koyunların bütün kahrını çektiği, rahatlarını ve güvenliklerini sağlamak için elimden geleni yaptığı halde eline bir şey geçmediğini fark ediyor; Kendisini adam yerine bile koymuyorlardı bu koyun sahipleri; sürekli kendisine ne yapması gerektiğini söylüyor, onu kendi halkıyla bile karşı karşıya getiriyor ama karşılığında hiçbir şey vermiyorlardı kendisine.

Tüm varı yoğu,  saygınlığı elinden gittiği gibi, eski rahatı da kalmamıştı üstelik; merasına giren çıkan koyun belli değildi; hangi koyunun kime hizmet ettiği, hangi koyun sahibinin elinin hangi çobanın cebinde olduğu belli değildi…

Eskiden sadece kendi köyünün koyunlarını otlatırdı, onların eti, sütü, yünü nereye gider bilirdi; kendi payına düşeni alır, kendisi de  koyun sahibi olabilirdi; sahip olduğu bu koyunlardan halkına et, süt, yün, yağ dağıtırdı; insanlar ona inanır, güvenirdi; ondan zarar gelmeyeceğini düşünürdü; oysa şimdi kendisini düşman  gibi görüyordu herkes; koyun sahipleri ile sırt sırta vermiş bir düşman gibi…

Artık çoban kime hizmet ettiğini bilmiyordu; Kendi payına hiçbir şey almadığı gibi halkına zarar vermek pahasına da olsa ne yaptığını bilmiyordu…

Peki çoban artık ben yokum dese bir şey değişir miydi? Artık koyunlarınızı bana güttüremeyeceksiniz; hatta benden izinsiz köye bile giremeyeceksiniz, girerseniz karşılığını vereceksiniz, köylünün de bir şeyler kazanmasına izin vereceksiniz dese…

Diyecek bir gün diyecek emin olun…

Bir gün devletler, politikacılar kendilerine gelecekler ve onları kukla yerine koyan sermaye sahiplerinin çıkarlarına körü körüne hizmet etmekten vaz geçecekler…

Devletler halkları ile vardırlar; halkları için vardırlar; halklarına hizmet etmek için vardırlar bunu hatırlayacaklardır bir gün…

Tarih bunu onlara hatırlatacaktır… Halklarını yoksulluğa, açlığa, anarşiye, şiddete mahküm eden devletlerin bir gün yok olmaya mahküm olduklarını tarih onlara hatırlatacaktır…

Bugün halkların varı yoğu iliklerine kadar bu arsız sermaye sınıfına yedirilmektedir; Devletler ellerinde de ne varsa ne yoksa sermayeye peşkeş çekmektedir; buna karşılık kontrolden çıkmış arsız, pervasız sermaye, devletsiz bir  kapitalizmin, insansız bir kapitalizmin sarhoşluğu içinde, hiçbir etik hiçbir değer tanımadan naralar atarak ilerlemektedir…

Bindiği dalı kestiğinden haberi yoktur ama…

Devletler bir gün uyanacak; politikacılar kendilerine gelecek ve bu her şeyi yok edercesine dolu dizgin koşturan atın önüne dikilecekler; dizginlerini ellerine alıp onu kontrol etmeyi başaracaklar; devletlerin buna gücü vardır; politikanın buna gücü yeterdir…

Bu arada dolu dizgin koşan bu sermaye sahiplerinin önüne dikilecek asıl güç tabii ki devletlerden önce dünya çapında birleşmiş bir emek gücü olacaktır…

Enternasyonal, dünya çapında birleşmiş bir sendikal hareket ve dünya emekçilerinin ortak gücü…

Dünyada ezilen, susturulan, açlık sınırında yaşayan, baskı gören tüm sınıfların, ırkların ve marjinallerin birleşmiş gücü… (bu da başka bir yazı konusudur aslında)

Umut bir yerlerde hala var biliyorum, saklandığı köşesinden gülümsüyor bizlere…

Bir gün apaydınlık karşımıza çıkacak ve yeniden başlayacak yaşamak…

__________________

* İÜ’de Öğretim Üyesi

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 1 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.