Kazanan kim?

size kalıcı bir kazanç getirmemişse akılcı bir yöntem olarak değerlendirmeleriniz o yöne odaklanmalıdır. Kullanıldığınızı anladığınız zaman kazançlı çıkarsınız.


Emperyalist güçlerin ulusal yapınızı iyice analiz ettikten sonra sizi kullanacağı bir ortama getirme çabalarının bilinmeyen yanı kalmadığına göre, bu güçlerin o bilinen faaliyetlerine taraf ve angaje olmanın ulusal yapınızın hırpalanması yanında   onlara işlemenin ayrıca kimlere kişisel rantlar sağladığını da iyi okumalısınız. Canlar yanıyorsa kimin uğruna yakılıyor o canlar hesabını, zurnayı öttürenin değil müziğe göbek atanın düşünmesi gerekmektedir. Müziğin kime şenlik getirdiği kimi yorduğu görülemezse aptallığınızı kullananlar mütemadiyen sizinle alay içerisinde olur! “Kalk oyna” derler kalkarsınız, “otur yerine” derler, oturursunuz! Hele ülke ekonomisinin işlevsel gücünü de yabancının kazancı insafına yatırmışsanız kendi memleketinizde dilediğiniz tangoya göre oyun tutma serbestliğiniz elden gitmiştir.  Yaşam veya paylaşım kaygısı içinde olanın silahlı yada onurlu demokratik mücadelesine çare olacak esnekliği de kaybedersiniz genel olarak. O şartlar altında devletin insanınızla, insanınızın da devletle çatışması kaçınılmaz olur.


Paylaşım dengesizliğini bitaraf etme fırsatını elden kaçıran ülkeler “Ulus Devlet” olma yapılanmasında da başarısızlığa mahkum olurlar. Dini inançların veya etnik yapının örgüsü gündem kazanır bu gibi aksaklıklar içerisinde. Gruplaşmalardan yada yerel örgütlenmelerden çareler arar süregelen paylaşım dengesizliğinin kurbanları. O çarelerin aranması hedefi dış güçlerden de yardım bulmuşsa önünüze PKK gibi yapılanmalar çıkar ki çaresizlik içerisinde çareler aramaya mecbur kalırsınız.  Paylaşım dengesizliğini gidermek için kuşanılan silah tabii olarak aklıselimin gücünü vahşete terk eder. Vahşetin güç kazanması oranında mantığın da gücünü kaybetmesi ve başkalarının çıkarına çalışması görünmez olur kendi kurbanlarını bile toprağa verirken!


Cumhuriyet Türkiye’sinin demokratikleşme ve eşit paylaşım yönünde atamadığı adımların günahı aslında gelmiş geçmiş yönetimlerindir. Kültür yönünde şu veya bu bölgenin Orta Çağ şartlarında bırakılması, ‘Devlet’ elinin ulaşamadığı “Ağa”lık yönetimini ayrıca kaldıramayışı siyasal dar görüşlülüğün bir eseridir. Ağaların ve Kabile Reislerinin hükmedeceği Oy çıkarlarına prim veren Particilik anlayışı günümüz 21nci Asrın Türkiye’sinde kendi insanının akan kanı ile canının yanması devam edip gidiyor! Toprak paylaşımı ile Sosyal eşitliğin makul varlığı kurulamadığı süre direniş yönüne inanan silahlı ‘Dağ Kültürü’ devam edecektir. Kendi insanına değer vermeyen ülkenin, ‘Dış Güçler’in de kışkırtmasıyla, kendi insanı ile başı devamlı dertte olacaktır.  Çıkar Yol’u, Dağ’a çıkanın derdini araştıran bir anlayışı benimsemenin formülünde görmek lazımdır gelinen ortam. Dağdakinin de masum canlara kıymakla bir yere varamayacağını, bilakis eylemlerinin çare yöntemlerine daha fazla çaresizlik getireceğini görmesi gerekmektedir.  Aksi takdirde şu veya bu emperyalist güçler her iki tarafı da kendi çıkarlarına göre yönlendirip aşağılık ‘Vurun’ ve ‘Durun’ emirlerine alet edeceklerdir.


Bizler aptallar gibi aptal olmaya devam ettiğimiz müddet!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.