Kıbrıs’ta olası pürüzler

Kıbrıslı Türk ve Rum liderlerin adada birleşme hedefiyle başlattıkları yeni girişim, kuşkusuz son derece olumlu bir gelişme.

Nicos Anastasiades ve Derviş Eroğlu’nun üzerinde anlaşmaya vardıkları ortak bildiri, ileriye doğru atılmış önemli bir adım.

Yeniden canlandırılan görüşmeler, daha önce olduğu gibi BirleşmişMilletler’in gözetiminde yapılacak ancak bu defa Amerika Birleşik Devletleri de kritik bir rol üstleniyor.

Amerika’nın sürece katılımı, sonuç üzerinde belirleyici etki yaratabilir.

BM Genel Sekreterinin özel temsilcileri, bugüne dek Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılabilmesini sağlayamadı. 1 Mayıs 2004’te Kıbrıslı Rumları tek taraflı olarak üyeliğe kabul eden Avrupa Birliğinin rolü ise, birleştirici olmaktan ziyade bölücü oldu. AB, Kıbrıs sorununun çözümünü hızlandırmak bir yana, daha da yavaşlattı.

Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa ve Avrasya’dan sorumlu Dışişleri bakan yardımcılarından Victoria Nuland’ın süreçte faal rol üstlenmesi, halihazırda tanık olduğumuz iyimserliğin önemli unsurlarından biri.

Gelişmelere kuşkuyla yaklaşma eğiliminde olanlar, Amerika Birleşik Devletlerinin güney Akdeniz’de ve Orta Doğu’daki çıkarları nedeniyle Kıbrıs’la ilgilenmeye başladığını savunabilirler.

Kıbrıslı Türk lider Derviş Eroğlu da, Hurriyet Daily News ‘den Yusuf Kanlı’ya bu hafta aynen bunu söyledi:

“Amerikalılar, Rumun ya da bizim kara gözümüz, kara kaşımız için burada değiller. Büyük devletlerin çıkarları, küçük devletlerin çıkarlarının önünde gelir. Maalesef ama bu bir gerçek. Kıbrıs’ta bir anlaşmaya varılmasının, Kıbrıs’ın ötesine uzanan sonuçları olacaktır.”

Eğer Amerika’nın çıkarlarına hizmet etmekten kasıt, bölgede gerilimi azaltmak, Kıbrıs ve İsrail karasularındaki doğal zenginlikleri ticari açıdan karlı bir şekilde kullanabilmek, iran ile Rusya’ya olan doğal gaz bağımlılığını azaltmak ise, bunlar Türkiye ve Kıbrıs’ın da çıkarlarına ters düşmez.

Her halukarda, anlaşmazlıkların çözümü, tarafların en azından bazı çıkarlarının gözetilmesi sayesinde mümkün olur.

Amerika Birleşik Devletleri’ni bir kenara bırakalım. Varolan çıkmazdan kurtulmak, Kıbrıs’lı Türklerin yararına. Onyıllardır süren ambargo ve tecrit, üzerlerinde ağır bir ekonomik ve siyasi baskı yarattı. Türkiye’ye olan zorunlu bağımlılıkları, gelmiş geçmiş Türkiye hükümetlerinin ada halkının yaşam tarzına müdahalesini de beraberinde getirdi. Türkiye’deki ‘derin devlet’in karanlık işleri , Kıbrıslı Türklerin üzerine zaman zaman kara bulutlar halinde çöktü. Son yıllarda da, AKP hükümeti ve İslamcı hareketlerin dini, kültürel ve siyasi etkisi, giderek artan huzurusuzluğun kaynağı oldu. 2012 yılında Kıbrıs’a yaptığım ziyaret sonrasında yazdıklarım hala geçerli:

“Hemen herkes, son 30 yılda yaşadıkları tecridin toplumu Türkiye’ye koşulsuz şartsız boyun eğmeye zorladığı ve Kıbrıslı Türk kimliğini yavaş yavaş ortadan kaldırdığı konusunda hemfikir. Beyin göçü ve adadan göç, ciddi bir endişe konusu. Pek çok kişi bana, ‘Londra’da Kıbrıs’tan daha fazla Kıbrıslı Türk yaşıyor’ dedi. Yeni kuşaklar için daha iyi bir gelecek vaadetmeyen Kıbrıs’ta son 35 yılın ambargolarının net sonucu, Kıbrıslı Türklerin yaşam tarzının adım adım yokolması. Buna karşılık, daha önceki yıllarda Türkiye’den gelen anavatan milliyetçiliğinin yerini, şimdilerde İslamcı ideolojiler alıyor.”

Kıbrıslı Rumlara gelince, onların da Avrupa Birliği ile balayları uzun sürmedi.

Geçen yılın ekonomik çöküntüsü, Kıbrıs’ı, en az bir yıl daha sürmesi beklenen derin bir krize sürükledi. Kıbrıslı Rumlar, bunalımın etkisini, rekor yüzde 17’lik işsizlik oranı, sıkı kemer sıkma politikaları ve kredi musluklarının kuruması olarak hissediyor.

Kıbrıs konusunda diğer üç önemli oyuncu, İngiltere, Yunanistan ve Türkiye’nin de ekonomileri ciddi sorunlarla karşı karşıya.

Türkiye özelinde, siyasi tablo her geçen daha da bulanıklaşmakta.

Başbakan Erdoğan’ın Adalet ve Kalkınma Partisi hükümeti, uluslararası alanda ciddi prestij kaybına uğradı. Boğazına kadar yolsuzluk ve usulsüzlük skandaline batan hükümet, giderek istikrarsızlaşan bölgede, hızla daha otoriter bir rejime dönüşüyor.

Bölgede, Kıbrıs’ta ve Türkiye’de sözünü ettiğim bu gelişmelerin hiç biri olumlu değil tabii ki. Ancak, Kıbrıs’ta tarafları bir uzlaşmaya ittiği de bir gerçek.

Kıbrıslı Rumlar, çöken ekonomilerini yeniden canlandırmak için tartışmalı karasularındaki doğal gaz reservlerini geliştirme ve işletme ihtiyacını duyuyor.

Başbakan Erdoğan ve hükümetinin ise acilen dış politikada bir başarı örneğine gereksinimi var. Avrupa Birliği ile ilişkilerin yeniden düzelmesi için de bu şart.

Ancak, geçmişteki deneyimler gösteriyor ki, bu etkenler fırsat olduğu kadar tehdit de yaratabilir.

Türkiye’de bugüne kadar atılan cesur adımlar, hep, ülkenin ulusal güvenlik tehdidinin azaldığına inanılan zamanlarda gerçekleşti.

Avrupa Birliği ve Kıbrıs konusunda en son ciddi adımlar, PKK lideri Öcalan’ın yakalanıp hapsedilmesi ve Kürt ayrılıkçı tehdidinin kontrol altına alındığının düşünüldüğü günlerde atıldı.

Aynı günlerde, Kemal Derviş’in kaptanlığında, ekonomi de yavaş yavaş düze çıkıyordu. Bölge ülkeleri nisbeten istikrarlıydı ve askerlerin etkisi azalmaya yüz tutmuştu.

Oysa bugün koşullar, bunun tam tersi.

Türkiye’de Kıbrıs konusu, hiç bir zaman liberal kesimin davası olmadı. Yıllardır Kıbrıs’ı kendine dert edinenler hep sağ ve soldan milliyetçilerdi. Günümüzde, Erdoğan hükümetinin eski müttefiği Gülen hareketiyle savaşında orduyla yeniden flört etmeye başlaması, Kıbrıs kazanına yeni bir belirsizlik katmakta.

Eğer bu son girişimde, gerçekten Akdeniz’deki doğal gaz reservlerinin etkisi olduysa, o zaman tabloda İsrail de yeralıyor.

İsrail’le ilişkiler ise, Erdoğan hükümetinin ne yapacağının en zor kestirilebildiği konuların başında geliyor.

Şurası bir gerçek, Türk siyasetçilerin Kıbrıslı Rum gazetecileri basın toplantılarından kovdukları günleri geride bıraktık. 1996 yılında Dublin’de yapılan Avrupa Birliği doruğunda Tansu Çiller’in, basın toplantısından tanınmış bir Kıbrıslı Rum meslektaşımı dışarı çıkardığına bizzat tanık olmuştum. 1999 yılında Türkiye’nin evsahipliği yaptığı AGİT doruğunu izlemek üzere gittiğim İstanbul’da, üst düzey Kıbrıs Rum heyetinin her gittiği yerde izlendiğine, diğer heyetlere verilen davetlere çağrılmadıklarına da şahit olmuş ve bir Türk gazeteci olarak bundan utanç duymuştum.

Çok şükür, o çoçuksu, diplomasi geleneğine ve Türkiye konukseverliğine aykırı davranışlar, büyük ölçüde geride kaldı.

Bu son görüşme sürecinin en önemli unsurlarından biri de Kıbrıs’lı Türk ve Rum görüşmecilerin Ankara ve Atina’ya yapacakları ziyaretler olacak.

Umuyorum, 2010 yılında Kıbrıslı Rumların Başbakan Erdoğan’ın davetiyle geldikleri İstanbul’da Kıbrıs konusunda bir çözüm arzulandığına dair duydukları boş vaatlerin tekrarı yaşanmaz. O günlerde, Kıbrıslı Rumlarla Erdoğan hükümetinin demokrasiye inancı ve niyetleri konusunda yaptığım tartışmalar hala aklımda.

Türkiye’de Kıbrıs konusunda köklü bir değişim gerçekleştiğine inanmasam da, olumlu bir notla bitireyim.

Kıbrıslı Rum lider Nicos Anastasiades, birleşme konusunu ulusal gündemin ana maddesi yapmışa benziyor. Komünist AKEL partisinin de desteğini almış durumda. Rum Ortodoks kilisesi de bu defa nisbeten olumlu bir tavır içerisinde.

Anastasiades’in Ocak ayında Londra’ya yaptığı ziyarette, İngiltere hükümetinden egemen askeri üslerin bazı topraklarını Kıbrıs’a devretme yolunda aldığı taviz ise, güven artırıcı önlemler aşamasına gelindiğinde faydalı olabilir.

Kıbrıslı Türk lider Derviş Eroğlu, kuşkulu tutumunu sürdürebilir ama Eroğlu, kendi toplumunun isteklerine sırtını dönecek bir kişi değil. Kaldı ki, kendisinden önceki cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın sözlerini önemsiyorum. Talat, Eroğlu’nun önemli bazı adımlar attığını ve bu yolda yürümeye devam ederse, gelecek yılki seçimde kendisini destekleyeğini söylüyor.

Görüşmelerde her iki tarafı temsil edecek olan Kudret Özersay ve Andreas Mavroyannis de bu görevi başarıyla yerine getirebilecek kapasitede bireyler.

Son olarak, her iki tarafın da halihazırda görevde bulunan son derece deneyimli, ilkeli ve saygın dışişleri bakanları var. Uzun yıllardır izlediğim Kıbrıs’ta, geçen yıllar içerisinde her ikisiyle de tanışma ve sağduyulu görüşlerinden yararlanma olanağı buldum.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

1560250cookie-checkKıbrıs’ta olası pürüzler

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 2 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.