KKTC’de sendika diktası

KKTC’de neler olduğunu hepimizin bilmesinde yarar görüyorum. KKTC’de üç beş sendikacı, Türkiye’yi AB’ye şikâyet ettiler, hem de Türkiye’nin “işgalci” konumunda olduğunu iddia ederek şikayet ettiler. İnanmazsanız, KKTC’de bazı sendikaların ne kadar şımarık olduklarını açıklayan bu yazıyı okuyunuz.

Geçenlerde KKTC televizyonlarından birisinde izlediğim bir haber programında öğretmen sendikası temsilcisinin neden greve gittiklerini açıklarken söylediği sözler. Öğretmen sendikası temsilcisi diyor ki : “Bakan ile görüştüm, beni arayacağını söyledi, aramadı, biz de pazartesi eyleme gidiyoruz.” Duy da inanma ! Olacak iş değil, ama maalesef ülkemizin geldiği nokta bu.

KKTC’deki bazı sendikaların kendilerine verilen hakları böyle kötüye kullanması karşısında söyleyecek bir söz bulamıyorum. Üç beş sendika ağasının Türkiye’yi, mandacılığını yaptıkları AB’ye şikâyet etmeleri karşısında şaşkınlığımız hala geçmiş değildir. Kıbrıs Türklerinin, anne ve babalarının Rum katliamlarından kurtarılması için kahraman Mehmetçikler ile yardımımıza koşan, yıllardır karşılıksız olarak Kıbrıs Türklerine destek olan Türkiye Cumhuriyeti’ni, Kıbrıs Türklerine insanlık dışı ambargolar ve izolasyonlar uygulayan Avrupa ülkelerine şikâyet ediyor. Rumların yaptığını yapanlar, Rumların ekmeğine yağ sürüyor, onlarla aynı yolda yürüyorlar.

Bu yazıyı kaleme almamın amacı, asla sendikalara karşı olmak ya da sendikal mücadeleyi küçümsemek değildir. Tersine, emeğin sömürülmesine karşı mücadele veren sendikalar, emekçi sınıfların diğer sınıflarla eşit ve adil koşullarda yaşam standartlarına kavuşturulması açısından önemli bir görevi yerine getirmektedirler.

Sanayi Devrimi koşullarında vahşi kapitalizmin etkisi altında insanca yaşam olanakları bulamayan geniş emekçi kesimlerinin (özellikle işçi sınıfının) mücadelesinin bayrağını taşıyan sendikalar, özellikle Batı demokrasilerinin kurumsallaşması açısından önemli bir işlev üstlenmişlerdir.

Gelin görün ki, her şeyin yozlaştırılmaya çalışıldığı ülkemizde sendikacılık da ciddi bir yozlaşma içerisindedir. Dünyada görülmeyen bir örnek olarak, Amerikan emperyalizminin desteğinde ve kucağında bir sol yaratılmış olan KKTC’de, sendikacılığın hali de içler acısıdır.

Sendikacılığın amacı, üreten ve yaratan kesimlerin milli gelirden ve üretimden eşit ve adil koşullarda yararlanmasını sağlamaktır. Oysa ülkemizde, sendikal mücadelenin traji-komik bir noktaya sürüklendiğini üzülerek gözlenlemekteyiz.

Emeğiyle geçinen kesimlerin örgütlü mücadele aracı olan sendikalar, KKTC’de, kamu kesiminde örgütlenmiş olup işçi sendikacılığı, yerini kamu sendikacılığına bırakmıştır. Bu durum, sendikaların mücadelelerinin biçimini de elbette etkileyecektir.

Kamu sendikacılarının çoğu, sendikacılığı emeğin savunulması mücadelesi olarak değil, güncel siyaset yapmanın bir aracı gibi görmektedirler. Özellikle öğretmen sendikaları ve kamu kesiminde örgütlenmiş sendikacılar, haklarını savunacakları kesimlerin sorunlarından çok, ülkenin güncel siyasetiyle meşgul olmakta ve ülke yönetmeye aday siyasi partiler gibi hareket etmektedirler. KKTC’de bir siyasi partinin sendikalar, siyasete o kadar girmişlerdir ki, seçim ittifakı yaparak bir parti ile bütünleşmişler, bu partinin ismine ek yapılarak Birleşik Güçler ismi verilmiştir.

KKTC kamu kesiminin ekonomide ve toplumsal yaşamdaki rolünün neredeyse sosyalist ülkeler konumuna yükseldiği ülkemizde, kamu sendikaları, mağdur olan tarafı değil, ülke kaynaklarının çok büyük bölümünü kullanan avantajlı tarafın haklarını savunmaktadırlar. Ayrıca, işçi kesiminin ücretleri ve mili gelirden aldığı payla karşılaştırıldığında kamu kesimi, neredeyse 2 ya da 3 katı oranda daha avantajlı durumda olduğu halde, örgütlü sendikaları ile bu ağırlığı daha da artırmanın mücadelesini vermektedirler. İş bununla da kalmamakta, siyasi parti gibi davranan kamu sendikacılığı, ülke yönetir gibi her konuda siyasi müdahaleler yapan adeta yürütme organı uzantılarına da dönüşmüştür.

KKTC sendikacılığının içinde bulunduğu bu traji-komik durum, ülke ekonomisinin dışa bağımlı yapısı da dikkate alındığında, özel sektörün daha da güçsüzleşmesinin (ülke kaynaklarının çoğunluğu kamu kesimine dağıtıldığından) kaynağı olmakta, bu durum da zaten zayıf olan ekonomik durumu daha da kötüleştirmektedir. KKTC’de özellikle ekonomistlerin, medyanın ve siyasi partilerin bu durumdan rahatsız olması beklenirken, seçimlere yönelik yatırım (ya da popülizm) yapmayı tercih eden bu kesimlerin suskunluğunu anlamak kolay değildir.

KKTC’de adaleti, eşit dağılımı ve demokrasiyi savunması gerekenler, öncelikle kamu kesimi sendikacılığının ülke ekonomisinin derlenip toparlanması önünde yük olmaktan kurtarılması konusunda seslerini yükseltmek durumundadırlar. Bugün kamu kesimi, mağdur olan taraf değil, ülke kaynaklarının dağılımı açısından mağdur eden taraf olmaya çoktan başlamıştır.

KKTC’de siyaseti, siyasi partilerden çok siyaseti yönlendirmeye çalışan, ülkeyi yönetmeye çalışan bir avuç sendikacı; KKTC’deki demokrasiyi adeta dinamitliyor, demokrasiyi öldürüp sendikokrasi (sendika yönetimi) haline getirmişlerdir. Demokrasi, Latince Demos (halk) ve Cratos (yönetim) kavramlarının birleşimi olan ve “halkın kendi kendini yönetmesi” iken, bugün geldiğimiz noktada ülkemizde Sendika Diktası anlamında Sendikokrasi’ye dönüşmeye çalışılıyor. Bu konuda siyasi partilerin seslerini çıkarmasını bekliyorum. Ancak, ne yazık ki, KKTC siyasi partilerinin çoğu, bu durumu içlerine sindirmiş görünüyorlar. Şaşırmamak mümkün değil.

KKTC Hükümeti ve Kıbrıs Türkleri, üç beş sendika ağasına asla taviz vermemeli. KKTC, üç beş sendika ağasının insafına terk edilemez. Yeter Artık!

___________________

* Doç. Dr.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.