“KÖKLERDE KAN, KANAYAN YAPRAKLAR” TUHAF MEYVE – BILLIE HOLIDAY

SUZAN BEYAZIT / LONDRA – Yıl 1930. İki siyah Amerikalı bulundukları hapishaneden kalabalık bir grup tarafından alınır ve linç edilecekleri alana götürülürler. Eğlenmek için alanda bulunan kalabalık, işkence edilerek öldürülecek kurbanları beklemektedir. Heyacan doruktadır. Bu iki masum genç ağır ithamlarla suçlanmış ama henüz mahkemece yargılanmadan bir grup beyazın infazıyla karşı karşıya kalırlar. Kendilerini koruyacak hiç bir yetkili kurum da yoktur.

Olay yerine getirilirken neler hissettiler? Nasıl bir korku yaşadılar? Öldürülmeden önce ne düşündüler bilinmez ama bu dünyadan gitmeden önce insanoğlunun yapabileceği en büyük vahşetin kurbanları olarak gittiler.

Yazmaya elimin varmadığı işkencelere maruz kalıp asılan bu iki gencin hayatını kaybettiği bu olay, Amerika’nın güneyinde, Indiana’da gerçekleşir ve o dönemler çok yoğun yaşanan linç girişimlerinden sadece bir tanesidir.

Thomas Shipp ve Abram Smith isimli gençlerin linci

Linç olayları, Amerika’da koca bir asrı aşkın bir süre devam eder. Bazı kaynaklar ilk linç girişiminin1860 yılında yaşandığını yazarlar. Son linç girişimi ise “resmi kayıtlara göre” 1981 yılında olmuş.

Afro-Amerikalıların gereksiz nedenlerle suçlanıp, beyaz çetelerin yönetiminde ağaçlara asılıp, linç edilmeleri bir eğlence, spor faaliyeti gibi bölgedeki beyazların haz alan bakışları eşliğinde gerçekleştirilirmiş. Bu canice uygulamalarda epeyce eğlenen ırkçı kesimler, bulundukları bu ortamda fotoğraf çektirmeyi de ihmal etmezlermiş. Fotoğrafçılar da çektikleri bu fotoğrafları kartpostal haline getirip bu kesimlere satarak para kazanırlarmış.

“Tuhaf Meyve”nin yazarı Abel Meeropol

Genç bir komünist öğretmen olan Abel Meeropol’ün eline bu olayın fotoğrafı geçer. Çok etkilenir. Abel, insan olmaktan utanacağımız bu olaya karşı bu iki gencin nezdinde linç karşıtı şiiri Strange Fruit – Tuhaf Meyve’yi kaleme alır. Bağlı bulunduğu Öğretmenler Sendikası’nda ‘James Allen’ takma adıyla yayınlar. 1937 yılında yazdığı ve okuyanı derinden sarsan şiir, linç karşıtı kamuoyunun oluşmasına yardımcı olur ve toplumsal hareketleri de tetikler.

İki Renkli – İki Kutuplu Bir Dünya ve Cafe Society

Duke Ellington, Count Basie ve Artie Shaw gibi cazın büyük üstadlarıyla çalışmış, kayıtlar yapmış ve cazın öncü yorumcularının biri olan Billie Holiday henüz 23 yaşında ve artık tanınan bir solisttir. New York’ta, Cafe Society adı verilen bir gece kulübünde sahne almaktadır.

Billie Holiday Cafe Society’de

Cafe Society, Barney Josephson tarafından 1938’de açılır. O yıllar siyahların ırkçı yasalar sebebiyle beyazların olduğu ortamlara alınmadıkları dönemlerdir. ‘Jim Crow Çağı’ olarak isimlendirdikleri iki renkli – iki kutuplu bir dünya vardır.

Her ne kadar kölelik yasaklanmış ve siyahlar da “özgürlüğe kavuşmuş” olsalar da, bunu hazmedememiş beyaz kesimler siyahların efendisi olma avantajlarını kaybetmeye niyetli değillerdir. Bu vesileyle ayrıcalıklarını hissettirebilecekleri yeni uygulamaları beraberinde getirmeyi ihmal etmezler. Hayatın bütün alanları ikiye bölünür.

İki kutuplu dünyanın her alandaki yansıması

Cafe Society, siyah ve beyazların aynı mekanı paylaşabildikleri ve müzik dinleyebildikleri New York’taki tek yerdir. Josephson, burayı kendini beğenmiş, ırkçı elitistlerin gittiği gece kulüplerinden farklı bir yer olarak tasarlar. Cafe Society, kanunlar nazarında eşit olmayan siyahların, beyazlarla eşit muamele gördükleri bir yer olması açısından önemlidir.

Abel Meeropol’un isteği üzerine Josephson, Tuhaf Meyve’yi Billie Holiday’e takdim eder.

Tuhaf Meyve’nin sözleri, Billie Holiday’i derinden etkiler. Bir siyah olarak etkilenmemek mümkün değildir elbette ama bu sözler ona daha çok ölümcül bir akciğer hastalığı olan babasına hastane tarafından yapılan ayrımcılığı hatırlatır. Tedaviye ihtiyacı olan babası ayrımcı politikalardan dolayı hastaneye alınmaz ve tedavi göremediği için 39 yaşında hayatını kaybeder. Holiday, ilk etapta bu acı hatıraları kaldırabilecek güçte olmadığını düşünerek Tuhaf Meyve’yi yorumlamak istemez. Fakat sonra onca haksızlığın, ayrımcılığın ve ırkçılığın hala devam ettiğini düşününce fikir değiştirir.

Tuhaf Meyve’nin dinleyiciyle ilk buluşması

Billie Holiday, 1939 yılının Mart ayında bu eseri, Cafe Society’de dinleyiciyle buluşturmaya karar verir. Fakat böylesine güçlü bir politik içeriği olan bir parçanın eğlence atmosferinde icra edilmesi risklidir. Parçanın hakkınca anlaşılabilmesi ve verilen politik mesajın dinleyiciye ulaşabilmesi için kulubün sahne işlerinden sorumlu müdürü Robert Gordon uygun ortam için harekete geçer.

Tuhaf Meyve gecenin son parçası olarak tasarlanır ve atmosfer tamamen karartılır. Yiyecek –  içecek servisi icra esnasında durdurulur ve spot ışığı sadece Billie Holiday’in yüzünü aydınlatır. Piyano eşliğinde başlayan eser bir ağıt gibidir. Dinleyici birazdan başlayacak olan Holiday’in her zamankinden daha farklı bir müziği icra edeceğini hissetmiş olmalı ki, yaktığı sigarasını bile içmekten vazgeçmiş adeta sahnede olacaklara kilitlenmiştir. Holiday ise;“bugün size anlatacağım önemli şeyler var” der gibidir. Buğulu ve kederli sesiyle hikayeyi anlatmaya başlar;

tuhaf bir meyve verir güneydeki ağaçlar

köklerde kan ve kanayan yapraklar

sallanır seher yelinde siyahi canlar

tuhaf bir meyve verir bazen kavaklar

diye devam eden sözler, dinleyicinin o güne dek bildikleri, duydukları ama görmek istemedikleri bir kanayan yaradır. Sadece piyanonun eşlik ettiği Holiday, içinde birikmiş acıları itiraf edercesine devam eder;

şanlı diyarlar, rengarenk manzaralar

şişmiş gözler, solgun buruk dudaklar

hoş duyulur taze manolya duygusu,

vurur yüze birden yanmış ceset kokusu

önemli bir şeyi dinliyor olduklarının farkındadır dinleyici ama tarihi bir güne şahit olduklarının henüz farkında değillerdir.

garip bir yemiş, kargalar gagalasın

yalasın rüzgar, yağmurlar yıkasın

çürütsün güneş, ağaçlar döksün

acı ve acıtan bir ürün alın işte görün

(Çeviri: Sedat Sarıcı)

Eser bittiğinde dinleyici hala sessizdir, ne diyeceğini bilemez haldedir. Tek bir dinleyicinin kararsızca başlayan alkışıyla salonu inleten alkışlar dindiğinde Billie Holiday sahneden çoktan ayrılmıştır.

Tuhaf Meyve duyarlı dinleyiciyi derinden etkiler ama ırkçı, ayrımcı kesimler tarafından tepkiyle karşılanır. Billie Holiday bu tür zulümleri bizzat yaşamış biri olarak bu eseri sahiplenir ve hayatının sonuna kadar kendisiyle her yere taşır.

Commoder’la ilk kayıt

Holiday bu eserin plak kaydını sözleşmesi olduğu ünlü Columbia şirketiyle yapmak ister. Fakat şirket doğabilecek tepkileri göze alamaz ve kaydı yapmayı kabul etmez. Daha küçük ama bağımsız bir kayıt şirketi olan Commoder sorumluluğu üstlenir ve bugün herkesin dinlediği bu kayıt tarihteki yerini alır.

1939 yılında yapılan bu kayıtla, linç girişimleri gündeme gelir. Katliamı durdurmaya çalışan siyah aktivist gruplar olmakla birlikte gündem oluşturmada Tuhaf Meyve’nin büyük katkısı olur.

Atlantic Records’un kurucusu ve caz müzisyenlerinin destekçisi Ahmet Ertegün, Tuhaf Meyve’yi ilk dinlediğinde ‘bu bir savaş deklarasyonudur… toplumsal isyan çağrısıdır’ diye nitelendirir.

Popüler müzik arenasında ilk kez böylesine güçlü bir ırkçılık karşıtı duruş sergilenir. Açık siyasi bir mesajı olan bu parçanın eğlence mecralarında hazmedilmesi kolay olmaz. Eser başta Amerika olmak üzere birçok ülkede kara listeye alınır ve radyolarda çalınması yasaklanır.

Meeropol yazdığı bu şiirden dolayı Federal Polis tarafından sorguya çekilir ve kendisine bunun komünist çevrelerce yazdırılıp, yazdırılmadığı sorulur. Bütün bu baskılara karşın Meeropol ve eşi, atom bombasının formülünü Sovyetler Birliği’ne sızdırdığı iddiasıyla yargılanıp elektrikli sandalyede idam edilen bilim insanı çift Ethel and Julius Rosenberg’in öksüz kalan iki çocuklarını da evlatlık edinirler.

Federal Narkotik Bürosu komiseri Harry Anslinger!

Federal Narkotik Bürosu’nda görevli Harry Anslinger siyahları “uyuşturucu tutkunu” olmakla itham eden bir komiserdir. Uyuşturucuyla savaşında caz müzisyenlerini hedef alır. Ona göre uyuşturucunun etkisiyle caz müzisyenleri doğal olmayan bir hız yapmaktaydılar. Siyahların uyuşturucu kullanarak sınırlarını aştığını ve ‘masum beyazlara’ zarar verdiğini iddia eder.

Federal Narkotik Bürosu komiseri Harry Anslinger

Anslinger, şarkıcı Billie Holiday’den Tuhaf Meyve’yi icra etmemesini ister. Fakat bu isteği kabul edilmeyince Holiday’i yakın takibe alır. Holiday’in uyuşturucu kullanıcısı olduğunu bildiğinden ona kumpas kurarak “uyuşturucu bulundurmaktan” yakalatır. Bir buçuk yıl hapis cezası alan Holiday’in serbest kaldığında aldığı bu cezadan dolayı müzisyenlik lisansı yenilenmez ve böylelikle gece kulüplerinde şarkı söylemesi engellenmiş olur.

Anslinger’in aynı dönem eroin bağımlısı olan ünlü beyaz aktrist Judy Garland’a yaklaşımı daha koruyucu ve ceza almasını engelleyici yöndedir. Judy Garland’ın ceza alması prestijini kaybetmesi anlamına geleceğinden ve ayrıca işini kaybetmesine de neden olacağından onun eroin bağımlısı olduğunu kayıtlara geçirmez.

Billie Holiday’ın zorlu yaşamı

Henüz çocukluk yaşlarındaki gencecik bir anne ve babanın evlilik dışı çocuğu olarak 1915’te Baltimore’da dünyaya gelen Billie Holiday’in gerçek adı Eleneor Fagan’dır. Sıradışı bir yaşamla yüzleşmek zorunda kalan Billie, daha 11 yaşındayken tecavüze uğrar. 14 yaşında ise annesiyle birlikte Harlem’de çalıştıkları genelevde polis baskınıyla yakalanıp cezaevine yollanır.

Genelev koridorlarında küçük yaşlarda başlayan müzik dinleyiciliği, caz müziğinin öncü şarkıcılarından biri olmasında adeta bir okul görevi yüklenir. Louis Armstrong ve Bessie Smith hayranlığı onu müziğe bağlanmasında etkili olur. Müzik, yaşadığı hayatın acımasızlıklarını unuttuğu ve düşler kurabildiği tek sığınak olur.

Billie Holiday ve Louis Armstrong

Sesi ülkeye yayılmaya başladığında bütün bu acıları geride bırakıp hayatında yeni bir sayfa açmak ister. Fakat çocukluğundan itibaren yaşamış olduğu travmalar, eşlerinden gördüğü şiddet ve bir siyah olarak yaşadığı zorluklardan kurtuluşu ne yazık ki alkol ve madde bağımlılığında arar. Ülkesel ölçekte tanınıp, ünü birçok ülkede duyulmasına karşın ülkesinde ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmesi onu daha da yaralar.

Caz ve Blues’un öncü solistlerinden biri olarak tarihe adını yazdırır. Seslendirdiği linç karşıtı şarkı onun haksızlıklara karşı sesi olur fakat kendi hayatını ona uygulanan bir çeşit linç denilebilecek baskıdan kurtaramaz.

Hastane odalarında yakalandığı amansız hastalıkla polis gözetimi altında kelepçelenmiş elleriyle boğuşurken bir türlü uyuşamadığı bu dünyaya henüz 44 yaşındayken veda eder.

Afro-Amerikalıların 1619’da köle olarak getirildikleri Amerika’daki öyküleri yaklaşık 400 yıllık bir süreci kapsar. Getirildikten 250 yıl sonra 1865 yılında yasalar nezdinde köleliğin yasaklandığı söylense de siyahların özgürlüklerine kavuştuğundan söz edemeyiz.

1865’den bugüne yaklaşık 150 yıllık bir süre geçmesine karşın siyahlar hala büyük haksızlıklarla karşı karşıyalar. Siyah düşünürler linçin bitmediğini, boyut değiştirerek farklı formlarda devam ettiğine işaret ediyorlar.

Geçen yıl Mayıs ayında, Amerikan polisinin George Floyd’un ölümüne neden olan saldırgan tutumuna tanık olduk. Trump’ın bir devlet başkanı olarak polisin bu vahşice tutumunu desteklemesi, Amerika’da ayrımcılığın ve ırkçılığın hangi boyutta devam ettiğine ve devam edebileceğine dair işaret verdi.

“Siyah Hayatlar Önemlidir” ve bu önemi savunmak sadece siyahlara bırakılmamalıdır. Bu büyük haksızlık olur. Çünkü sorunun kökeni bu tarafta. Belki sende, bende, belki de hepimizde…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.