Kolaya kaçmak

Şu “klima” denen alete gençlerimizin deyişiyle tam anlamında kılım. Ne ısıtması ısıtmaya ne soğutması soğutmaya benziyor. Hele otomobillerdekiler! Dostumuz dümene geçip onu çalıştırdığı anda göğsüm sıkıştırmaya başlıyor. Sıcağı sıcak soğuğu soğuk diye yaşamak daha güzel. Aşk da içinde, hiçbir şeyin yapayı insana iyilik getirmiyor. Analarımız babalarımız da mı klimalarla büyüdü. Rahatın ve kolayın peşinde koşarken insanlığımızdan mı çıkıyoruz nedir? Alet kullanma sevdasına tutulup dünyadan kopuyoruz, doğadan uzaklaşıyoruz, insanla ilişkimiz kalmıyor ve benden ötesi tufan duygusallığı varlığımıza yerleşiyor. Bastığımız toprağı sevebilseydik, onu çıkar kaynağı diye görmeyip oya gibi işleyebilseydik bugün başka bir dünyamız olurdu. Rahatı sevmeler kolaya kaçmalar yıktı götürdü bizi. Kendine güvenmeyip kolay yolu seçen insan kötülüklere yatkındır. İyilikleri başkalarından beklediğimizde, tembelliklerin sıcak kanatları altına sığındığımızda kendimiz için de başkaları için de dünyayı cehenneme çeviriyoruz.

Uzatıp da başınızı ağrıtmayalım, birkaç yıl önce biz de salonun bir köşesine klima taktırdık. Bizim ev en üst katta, yazın güneş tepemizi kaynatıyor. Sabah güneşini bir pencereden akşam güneşini bir başka pencereden alıyoruz. Yaz aylarında çok bunalırsak bu aleti en kısıkta kısa bir süre çalıştırırız diye düşündük. Alet kışın da işimize yarayacaktı. Geceleri çalışmaya kalkıyorum. Salon soğuk oluyor. Kalkar kalkmaz aleti beş on dakika çalıştırıyorum, ortalık kırılıyor. Derken birkaç ay önce aletin kumandası bozuldu. Kumandayı değiştirmek gerekir dedik ama koca yazı da pek güzel klimasız geçirdik. “Şunun çaresini bulalım, önümüz kış, sen geceleri çalışmaya kalkıyorsun” dedi Ali. Aleti aldığımız yere gidip bir kumanda verir misiniz dedik. Öyle şey olur muymuş, servis çağırmamız gerekiyormuş, ezbere kumanda verilmezmiş… Bu konuda bir küçük söylev dinledik. Pekiyi ne yapacağız? Şu numaraya telefon edip servis çağıracaksınız. Yazık ki ya da iyi ki o telefona kimse çıkmıyor. Belki de olmadık zamanlarda arıyoruz ilgiliyi ya da ilgisizi. Bakırköy’de bir kumandacı vardır, onun önünden geçerken Ali girip bir kumanda aldı. Bizim klima yeniden yaşama döndü. Demek ki servis çağırmak gerekmiyormuş.

Her mesleğin bir takım ahlaki gerekleri vardır. Bu da öncelikle meslek ilkelerine sıkı sıkıya bağlı olmakla ilgilidir. Hekimseniz hastanız sizi yalnızca hastalığıyla ilgilendirecektir. Onun görüşlerini merak etmezsiniz. Onun güzel ya da yakışıklı olup olmadığı da sizi ilgilendirmez. Ona elbette eşya gibi yönelemezsiniz, hastalığın duyarlı kıldığı kişiyi insan olarak göreceksiniz. Göğüsleri de güzelmiş, şunlara bir dokunuvereyim demezsiniz. Ya da ne bileyim onun ciğerlerini dinlerken “Al yanak allanıyor” türküsünü söylemeyi düşünmezsiniz. Yargıçsanız karşınızdakinin bir insan olduğunu unutmadan onun sorunuyla yasalar arasında bir bağ kuracaksınız. Bu güzel kadın o ayyaş moruğu öldürmekle iyi etmiş oh ellerine sağlık diyebilir misiniz? Suçlu da insandır, her koşulda ona insanca davranmak zorundasınız.

Her mesleğin bir takım ahlaki zorunlulukları vardır. Bu zorunlulukların ortak ilkesi kimseyi incitmemeye özen göstererek gerekeni yapmaktır. Diyelim yıllardır çok güvendiğim ve zaman zaman başvurduğum hekim arkadaşımın son görüşmemizde bana kaba davrandı. Çok güvendiği ve benim hiç güvenmediğim bir siyasi parti başkanına dil uzattığımı duymuş olmalı ki birdenbire değişiverdi. Biri ona bir gecenin içinde benim sözlerimi iletivermiş. Benim bu hekimin hekimliğine güvenim kalır mı? Çeşitli zorunluluklarla ona gene başvururum ama bundan böyle o benim güvendiğim insan değildir. Ahlakına güvenemediğim insanın meslek bilgisine de güvenemem. Böyle bir şey mi geçti başından diye soracaksınız. Hayır, böyle bir şey olmadı. Örnek diye verdim. Bu toplumun değer anlayışları çerçevesinde böyle bir şey başıma gelseydi üzülürdüm doğrusu ama şaşmazdım. Olgunlaşmayı becerememiş insanların dünyasında olur böyle şeyler deyip geçerdim.

Meslek ahlakı sorunu bu ülkenin bugün hızla yere çakılmaya doğru giden kültür koşulları çerçevesinde kolay çözülür gibi görünmüyor. Sorun meslek düzeyini aşıyor, genel ahlak düzeyine geçiyor: meslek ahlakının üstünde genel ahlak var. Hekiminize dostunuza yöneticinize güvenemezseniz, öğrencinize öğretmeninize muhtarınıza komşunuza kardeşinize çocuğunuza güvenemezseniz uygar insan yaşamını nasıl sürdüreceksiniz? Meslek ahlakı denilen şey çakma meslektaşın pisliklerini örtmek anlamına geliyorsa o başka.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

five × four =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.