Konser salonunda küreselleşme

Geçen hafta konser, perşembe ve cuma akşamları aynı programla gerçekleşti. İkinci gün, cuma akşamı izlediğimde salon doluydu. Bu sezon da izlediğim ilk konser oldu. Konser salonuna giderken, Ankara’ya geleli neredeyse elli yıl olacak, yeni konser salonu söylemi ile ilgili olarak, yanda süren inşaata buruklu içinde baktım. Belki de elli yılı aşkın süredir sözü edilen yeni konser salonunu görebilecekmiyiz bakalım.

Şef, keman solisti, çalacağı eser konusunda hiç bir bilgim yok. Bakalım neyle karşılaşacağız. CSO sahne de yerini aldı. Bu hafta, konzertmeister Jülide Yalçın Dittgen. Eskiye anılara gittim, ışıklar içide olsun, yine CSO sanatçısı olan Metin Yalçın, bu günleri görseydi, nasıl da gururla gülümserdi. Kızı ve oğlu Mete Yalçın, CSO’da kemanları ile yerlerini aldılar.

Müziğin evrenselliğini ve sanatçıların dünya vatandaşı olduklarını, bir kez daha izlediğim bir akşam oldu.

Şef, Stefan ASBURY, Amerikalı bir sanatçı. İlk kez izliyorum. Türkiye’de ilk kez bulunuyor da olabilir. Avrupa ve Asya da, hatta Avustralya da bile, bir çok orkestra yönetmiş, bir çok orkestra ile de çalışmalarını sürdürüyor. Sahneye gelişi ve daha konser başlamadan selamlaması ile birlikte, sıcak bir hava yayıldı. Sevimli, gülümseyen, rahat, izleyici ile hemen iletişim kurabilen bir Şef.

İncecik, zarif, genç ve güzel bir solist, kemanı ile sahne de, o da yerini aldı, Alina POGOSTKİNA. Rus asıllı, kemancı bir anne ve babanın kızı olan bir sanatçı, onu da ilk kez dinleyeceğim. Samimi bir itiraf ismini de ilk kez duyuyorum. Program notlarına bakıyorum. Sadece bu sezon, birlikte olacağı orkestralar ile yapacağı programlar arasında neredeyse yok, yok. Ünlü orkestralar ile dünyanın değişik sahnelerinde yar alacak. Bir çok festival de yer aldığı gibi, ünlü konser salonların da, kemanının tınılarını paylaşmış, daha otuzlarına yeni girmiş bir sanatçı. Sahne de, yaşının da altında gösteren adeta bir genç kız.

Programın ilk eseri, POGOSTKINA’nın seslendireceği eser. Carl NIELSEN’ın Keman Konçertosu Op.3. Bu eser de Türkiye’ de ve Ankara’da ilk seslendiriliyor olabilir diyeceğim ama, böyle bir not program broşürüne konulmamış. Eseri ilk kez dinleyeceğim. Eserin sahibi besteciyi de ilk kez öğreniyorum. Danimarkalı bir sanatçı. Geçen yüzyıl da yitirdiğimiz, oniki çocuklu bir ailenin yedinci çocuğu.

POGOSTKINA’nın, Türkiye’de sahne alırken, pek bilinmeyen bir eseri programına alması da, hem cesaret içinde olduğunu, hemde bilinenleri yinelemenin yanısıra, pek çalınmayan eserleri sahneye taşıması da, övgüye değer bir tutum. Kendine güven ve değişik tınılara yeniden yaşam kazndırması da, övülecek bir durum.

Evet, Konser başlıyor. 35 dakika süren bir eser, Gözlerim, orkestra, şef ve solist arasında sürekli dolaşıyor. Kulağıma gelen yeni tınılar. Müziğin evrenselliği, sahne de yeniden yaşam buluyor. Türk, Rus, Amerikalı ve de Danimarkalı sanatçılar, insanlığın ortak güzel seslerini bizlerle paylaşıyorlar. Baltık kıyılarından, kuzeyin serin havasını, sonra canlılığını ve giderek sıcaklığını duyumsuyoruz. Karamsar bir hava yok eserde, şiirsel lirik bir ezgi hakim. Orkestranın enstrüman grupları, adeta bir resmi geçit de yapıyorlar. Ancak, eserin bütünü, kemana çok yer veren ve onun öncülüğünde ilerleyen bir eser. POGOSTKINA’nın eseri, programa almasının nedeni de bu olabalir.

Seyirciler alkışlıyor. İlk gece program da, bis yer aldı mı bilmiyorum. Cuma akşamı bis, belki de sanatçının yorgunluğundan gerçekleşmedi. Sahne de değişik bir rüzgar estiren POGOSTKINA, programını tamamlayarak sahneden ayrılıyor. Bir daha Türkiye’ye gelirse mutlaka izlemek istiyorum. CD’si acaba var mı soracağım, Ancak, gelecek yıllar da adını daha çok duymaya başlayacağımız bir sanatçı olacağını, şimdiden görmek mümkün.

Sahne de uyum da çok önemli. CSO, Şef ve keman sanatçısı, eser boyunca bu uyumu sürdürmenin yanısıra, izleyiciye de güzel bir yolculuk gerçekleştirdiler.

Aradan sonra seslendirilen, programda ki ikinci eser, Johannes BRAHMS’ın, 4. Senfoni’si. Yerleşik bir deyim vardır. “Brahms’ı severmisiniz.” Hatta bu adı taşıyan bir filmi de vardı galiba. Şef ustalığını gösteriyor. CSO sanatçıları da Brahms’ın tınıları ile bizi güzel bir yolculuğa çıkarıyorlar.

Ankara da soğuk bir kış gecesinde, hafta sonu evden çıkarak, konser salonuna gitmek önce zor geliyor. Konseri izledikden sonra, iyi ki gelmişim demekden, kendinizi alamıyorsunuz.

Gelecek hafta da CSO’da, Rus rüzgarı esecek. Kuzeyin soğuğu, Ankara’nın soğuğu ile birleşerek, bir sıcaklık yayacaklar. Şef, Alexander VAKOULSKY, Solist Viyolonsel sanatçısı, Alexander RUDIN. Program da ise, GLİNKA, KABALEVSKİ ve STRAVINSKI var. Tek konser olarak, cuma akşamı gerçekleşecek, bizden duyurması. İyi dinletiler.

____________

Ankara. 10 Şubat 2014. Pazartesi. [email protected]

1559720cookie-checkKonser salonunda küreselleşme

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

17 − 10 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.