Mehmet Taş / Londra – Feminist Direnişin Küresel Sınavı
Kadınların dünya çapında erkek şiddetine, eşitsizliğe ve ataerkil tahakküme karşı verdiği mücadele, 21. yüzyılın en güçlü toplumsal hareketlerinden birini oluşturuyor. Ancak Türkiye’de ve dünyada yükselen aşırı sağ akımlar, kadın haklarını hedef tahtasına yerleştiren söylemleriyle bu kazanımları doğrudan tehdit ediyor.
Aşırı sağa göre, erkek egemenliğinin son bulması ve kadınların daha adil, daha az şiddet içeren bir dünyada yaşama talebi, “solun erkekleri yok etmeyi amaçlayan totaliter bir planı” olarak sunuluyor. Bu dil; feminist hareketi, LGBTİ+’ları, göçmenleri ve diğer tüm azınlıkları ulusal kimliğe dışarıdan dahil olmuş sözde “iç düşmanlar” olarak yaftalayan tarihsel bir çizginin devamı niteliğinde.
Bugünün otoriter ve faşist ideolojileri ise feminizmi açık bir biçimde hedef alıyor: Onlara göre feminizm, “ırkçılık karşıtı, biyoloji karşıtı ve bu nedenle ataerkilliğe karşı” bir tehdit. İşte bu yüzden, feminist hareketlerin en güçlü olduğu ülkelerde bile onlarca yıllık kazanımlar geri alınmaya çalışılıyor.
Aşırı Sağ Dalganın İçinde Yükselen Feminist Siyaset
Tüm baskılara rağmen, çok uluslu feminist hareket tarihsel ölçekte bir toplumsal mobilizasyon yaratmayı sürdürüyor. Kadınlar, inşa edilen bu otoriter atmosferde yeni siyasal stratejiler geliştiriyor; meydanlarda, sendikalarda, üniversitelerde ve dijital alanda örgütlülüklerini hem genişletiyor hem de radikalleştiriyor. Bu nedenle aşırı sağdan gelen saldırıların şiddeti artıyor—çünkü feministlerin direnişinin toplumsal dönüşüm gücünü görüyorlar.
Feminist hareketin başarısının arkasında özellikle üç temel dinamik bulunuyor:
- Yarını bugünden kurma iradesi
Toplumsal dönüşümün tamamlanmasını beklemeden pek çok ülkede kadınlar somut haklar elde ediyor; kürtaj hakkı, nafaka düzenlemeleri, cinsel şiddet yasaları, 6284 gibi koruyucu mekanizmalar bu yaklaşımın ürünleri.
- Kesişimselliği merkez alan geniş bir siyasal yelpaze
Kadınların aynı anda siyah, göçmen, Kürt, anne, işçi ya da LGBTİ+ olabileceğini kabul eden kesişimsel yaklaşım; hareketin hem esnek hem de kapsayıcı bir örgütlenme yapısı kurmasını sağlıyor.
- Küresel eylem günleri ve ortak mücadele alanları
8 Mart, 25 Kasım, “Tek Birimiz Eksilmeden”, gönüllü kürtaj hakkı gibi tematik günler ve kampanyalar, dünya çapında ortak bir feminist siyasal ufuk yaratıyor.
Kadına Yönelik Şiddet Durmuyor: Türkiye ve Dünya
Feminist mücadelenin gücüne rağmen, ataerkil şiddet derin toplumsal yapılara kök saldığı için kadınlara yönelik şiddet dünya çapında dramatik biçimde sürüyor. Türkiye ve küresel veriler bu acı tabloyu açıkça ortaya koyuyor:
Türkiye
TÜİK’in 2024 araştırmasına göre son 12 ayda kadınların:
- %11,6’sı psikolojik şiddete,
- %3,7’si dijital şiddete,
- %3,2’si ekonomik şiddete,
maruz kaldı.
2024 verilerine göre ise: En az 394 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 259 kadın şüpheli şekilde hayatını kaybetti.
Ayrıca 2008–2024 arasında kadın cinayetlerindeki artış %542,6 gibi çarpıcı bir seviyeye ulaşmış durumda.
OECD ve Dünya Verileri
- OECD ülkelerinde yaşam boyu fiziksel/cinsel partner şiddeti oranı: %22
- Türkiye’de yaşam boyu partner şiddeti: %30’un üzerinde
- Dünya genelinde 2023’te yakın partneri ya da aile üyeleri tarafından öldürülen kadın ve kız çocukları: 51.100
Bu rakamlar, hem Türkiye’de hem dünyada kadınların yaşam hakkını hedef alan sistematik bir şiddet düzeniyle karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Kolektif Eylemin Sınırları: Feministler Her Şeyi Omuzlayamaz
Kolektif eylemin gücü tartışılmaz, fakat aşırı iyimserlik yanıltıcı olabilir. Kurumların ataerkil yapısı gibi, özerk feminist alanlar da toplumsal cinsiyet kalıplarından azade değil.
Protokoller olsa bile:
Patriyarkal dinamikler yeniden üretiliyor, mekanizmaların uygulanması güvenceye alınamıyor, gizlilik sağlanamayabiliyor, mağdurların inandırıcılığı dahi garanti altında olamıyor.
Ayrıca cinsel şiddeti işleyenler çoğu zaman “yabancı canavarlar” değil, kadınların yakın çevresinden erkekler oluyor. Aşırı sağın bu konuda yarattığı “tecavüzcü canavar” mitleri gerçeği örten bir propaganda. Cinsel şiddetin bir süreklilik taşıdığını kabul etmek, tepkilerin orantısızlaştığı iddialarını boşa çıkarıyor; feminist hareketin suçlandığı gibi “her şeyi aynı kefeye koyduğu” iddiası ise manipülatif ve ideolojik.
25 Kasım Bir Anma Değil, Bir Çağrıdır
25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü, yalnızca bir hatırlatma değil; küresel feminist mücadelenin dayanışma ve ortak direniş günüdür.
Bu gün, Türkiye’de ve dünyanın dört bir yanında hayatlarını savunmaya çalışan feministlerin tarihsel mücadelesine eşlik etme sorumluluğu taşıyor. Bugün daha güçlü bir dayanışmaya, daha kararlı bir toplumsal mücadeleye ve şiddetin her türüne karşı daha örgütlü bir direnişe her zamankinden daha fazla ihtiyaç var.
Bu yazıya emoji ile tepki ver



