Kültür, asimilasyon, siyaset

Her toplumun, halkın kendi öz kültürünü korumak, yaşatmak ve onu idame ettirmek için gelecek nesillere taşımak hakkı olmalıdır. İster doğduğu yerde yaşasın ister diasporada.

Kültür kimliğin çok önemli bir unsurudur. Kendi kültürünü iyi bilen çocukların, gençlerin yüksek özgüvene sahip olduğu ve dolayısıyla eğitimde başarılı oldukları birçok araştırmalar tarafından kanıtlanmıştır. Kültür nedir? Kültürün birçok tanımı var. İzzet Benice’nin aşağıdaki tanımı bana doyurucu geldi:

“Tarihsel, toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan bütün maddi ve manevi değerler ile bunları yaratmada, sonraki nesillere iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların bütünü.”

Tam 13 yıl önce, 2008 yılında yazdığım köşe yazımdan bir alıntı:

“Aşık Mene, Mustafa Gökçeoğlu’nun 1985 yılında yayınlanan halkbilim yapıtı olan ilk “Tezler ve Sözler” kitabının önsözünde şöyle der: ” Halkbilimiyle ilgili son yıllarda peşpeşe yayınlanan kitaplar, yapılan çalışmalar yarına dair umutlarımız açsından bir güneş ve sevgi seçeneği gibi geliyor bana. Çünkü Kıbrıs Türk Toplumu olarak yarınlarımız bu çalışmaların ışığında kurulabilecektir ancak. Kıbrıs Türk Toplumunu kendi tarih benliğinden koparma ve yapay bir tarih bilinci yaratma zorlamalarının panzehiri başka ne olabilir?””

Gökçeoğlu da bu kitabının başında ” Sırf faydacılık adına kendimizden kaçma diye nitelendireceğim yozlaşma süreci içerisine itildik” diye yakınıyor.

Bu değerli iki yazar, şair ve araştırmacı insanımızın 36 yıl önce dillendirdikleri şeyler maalesef bugün hiç saklamaya gerek duymaksızın daha bariz bir şekilde Kıbrıs Türk toplumuna dayatılmaktadır. 

Köy isimlerinin değiştirilmesi ile, Lefkoşa’ya “Lefkoşe”, Mağusa’ya “Gazi Magosa” denilmesi, her köye bir cami, kocaman külliye inşası ile başlayan süreç şimdi karşımıza daha belirgin şekilde dikilmiş  durumdadır.

Aşık Mene sanki de yıllar önce “Bir Zamanlar Kıbrıs” dizisinin senaryosunu okumuş gibi. Bahsettiği “panzehir” niteliğindeki kitaplara, çalışmalara şimdi çok daha fazla gereksinimiz vardır.

Efsaneye göre; Siraküza Kralı Dionysos, kral olmanın çok rahat ve güzel olduğunu savunan Demokles‘e ders vermek için onu yemeğe davet eder. Onu ince bir sicimle tavana bağlanmış ağır bir kılıcın altındaki koltuğa oturtur ve ona iktidarın aslında ne kadar zor olduğunu gösterir.

Şu an Kıbrıslı Türklerin kafasında Demokles’in kılıcı bulunmaktadır. Ancak Dionysos Demokles’e bir ders vermek için Demokles’i o koltuğa oturttmuştu. Halbuki Kıbrıslı Türklerin karşılaştığı durum kültürlerini, kimliklerini yabancısı oldukları başka bir kültür ve kimlik altında kaybetmeleri durumudur. 

Bunun nedeni? Çünkü onları o koltuğa oturtanların çıkarı bunu gerektiriyor. Kendi ülkelerinde üçüncü sınıf durumuna getirilmelerinin esas nedeni budur?

Türkiye ile imzalanan son protokolda işittiğime göre “kültür konusunda KKTC’ye yapılacak yardımlar Yunus Emre Enstitütüsü ile işbirliği içerisinde hayata geçirilecektir” diye bir madde bulunmaktadır. Tüm Kıbrıslı Türkler bunun anlamının ne demek olduğu konusunda acilen kafa yormalıdır.

Kıbrıslı Türkler varoluş mücadelesi vermektedir. Bu mücadeleden başarı ile çıkmaları için, yani yok olmamaları için ayrılıklarını bir kenara iterek birlikte hareket etmek zorundadırlar. Siyasi partileri ile, sivil toplum kuruşları ile, sendikaları ile, ama en fazla gençlik örgütleri ile.

Cenevre’den çıkan sonuç, daha doğrusu sonucun çıkmaması bu mücadeleyi daha da acilleştiren bir unsur olarak görülmelidir. 

Disporada, özellikle Birleşik Krallık’ta yaşayan bizlere de Kıbrıs’taki kardeşlerimize yardım etme görevi düşer. Çünkü içinde bulunduğumuz kritik dönemin esas mimarı Birleşik Krallık’tır. 

Çünkü Britanya eskiden olduğu gibi sinsi planları ile daha etkin bir şekilde şimdilik perde arkasında sahneye çıkmıştır. 

  

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven − two =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.