Ölüm, kendisini savaş ile taçlandırıyor!

Saipan bir ada. İkinci dünya savaşı sırasında Amerikalılar tarafından işgal edildi. O gün bin Japon kendisini uçurumdan aşağıya attı. Aşağıya atmadan önce çocuğunun boğazını kesti. Ve baba, anne; elinde cansız çocuğunun vücudu ile uçurumdan aşağıya kendilerini attı .

Saipan kimse bilmez, belki de duymamıştır. Orada, intihar edenlerin yaşadıkları korkuyu kim anlayabilir? Korku, ölümü getirmişti. Hem de toplu ölümü.

Ada; Filipin denizinin, Pasifik denize birleştiği noktadaydı. Küçüktü, savaş tam orada 30 gün sürmüştü. Savaşın sadece ölüm getirdiğini orada yaşayanlar çok yakından bilir, çünkü onlar toplu olarak uçurumdan aşağıya kendilerini atmışlardır. Atamayanlar ise denize doğru yüzmüş, kendilerini suda boğulmaya bırakmışlardır. Dalgalar, kıyaya çocuk, kadın, erkek cesetleri taşırken, yukarıda kayalıkların üzerinde biri ölenlerin ana dilinde ‘teslim olun!’ diye bağırıyordu. ‘Ekmek ve su vereceğiz’ derken, ses denizin sonsuzluğunda yok olup gidiyordu.

Savaş ölüm, korku demekti. Saipan; uçurumdan aşağıya insanlığın kendisini bıraktığı yerdi .

Savaş, sadece orada toplu ölüm değildi. Nerede dağ, uçurum varsa ve orada eğer savaş varsa, uçurumun dibinde cansız bedenler, üstelik sivillerin cesetlerini görmek şaşırtıcı değildir.

Savaş, ölüm demektir. Mucize, yaşamın öteki adıdır, çünkü çağımızın savaşı kitlesel ölümleri, üstelik sinsi şekilde yaşanması anlamındadır. Günümüzde ölüm habersiz gelir, gaz bombası olarak. Sabra ve Şatilla’da, Halepçe’de olduğu gibi.

Savaş ilan etmeden savaş koşullarında ölen insanlar ne yazık ki Çernobil olayı ile yaşadılar, ölümler bugün dahi sınırların öteki tarafında da sürmeye devam ediyor. Hiroşima’da patlayan atom bombası sonrası ölümler bugün dahi devam ediyor.

Atom bombasının patladığı anda ölenler, vücutlarını uçurumdan aşağıya bırakacak zamanları yoktu . Bir anda görmedikleri ışık içinde gölgelerini kaldırıma bırakıp yok olmuşlardı.

Hiroşima’da bomba karaya düşmeden patladı, toprağa düşmediği içinde daha çok alanı ışık içinde bıraktı. Toprağa bırakmadı, çünkü toprak ışığını emecekti, etkisi daha az olacaktı, ışığı gökyüzüne bıraktı ve yok oldu insanlık.

Vahşiliğin yaşanması için her gün silah üretmeye devam ediliyor. Savaş çığlıkları hep gökyüzüne bırakılır. Barışın ayak sesini ise toprak taşır.

‘Dersim dört dağ içindedir’ diye bir türkü vardır, o türküdeki dağın yamaçlarına hiç baktınız mı? Savaşın izleri hala orada durur, tıpkı Saipan’da olduğu gibi.

Savaşta taraf yoktur, ölüm; ölüm ile kavga eder. Sonuçta kazanan; ölüm ile korkusu ile kendisini korur…

Saipan bugün tatil yeri, sahilleri ince kum ile kaplıdır. O savaş yılların izi sanki yok gibidir, fakat oraya giden biliri ki, orada güller daha kırmızıdır, kendisine özgü çiçekleri vardır. Her çiçek bir çocuğu, kadını, erkeği anlatır. Kan deniz ile buluşmuştur. Savaşın ölüm ile kucaklaştığı yerdir. Saipan ve Saipan gibi yerler savaşın olduğu her yerde kendisini yaşatmıştır.

Çölde açan çiçek değersiz kalır ölen insanın yanında.
İnsanlık savaş ile kendisini yok eder, bütün birikimlerini gökyüzüne bırakır. Savaş isteyenler bilir ki, bir anlık iktidar hırsı için her şeyi yok edilebilinir. Fakat o hırsı duyanların ne kemiği kalmıştır, ne de adları, sadece kutsal kitaplarda kahraman olarak bazıların adı anılır, ötekiler yok olmuş gitmiştir. Çöl kumu gibi savrulur gökyüzüne…

İnsanlık savaşa rağmen bugün ayakta duruyorsa, bir gün savaşın hepten ortadan kalkacağı inancını Saipan adasında yaşam bize fısıldamaktadır.


—————————————
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.