Münire’nin Hayatı Roman

SERDAR MÜTEFERRİKA SERHATLI  – ¨Yaz okumaları¨ başlı başına bir âlemdir!

Enikonu birkaç haftalık yaz tatili süresince herkesi, güyâ bir okuma telaşesi alır. 

Okurlar mı, onu da bilemem! 

Ama en azından söz dinleyip yanlarında bir miktar kitapla yazlık yerlere giderler; eh, bu da azımsanacak şey değildir.

Zannedersiniz ki, yaz döneminde, büyük bir susamışlık içinde olup roman denilen sihirli hakikatin altından girdikten sonra üstünden çıkacak bir iştahaya sahiptirler. 
O yüzden sorarlar, sormasalar da ben hatırlatırım:

¨Bu yaz hangi romanları okuyacaksınız?¨

Roman okumanın yazı kışı olmaz ama yine de bu hevesi geri çevirmemek lazım gelir.

Her yazın başında tavsiye ettiğim romanların, yazlar geçtikçe başkalaştığını, bu yönde benim de istikrarsız kaldığımı söylemeliyim.

Bu yaz ise, nedense tutturdum, soran sormayan herkese şu üç romanı muhakkak okumalarını tembihe kalkıştım; bunlar:

1) Kemal Bilbaşar’ın muhteşem romanı, ¨Denizin Çağırışı¨

2) Refik Halid Karay’ın dünya seyahatine sizleri özendirecek olan ¨Nilgün¨ romanı

ve 3) Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun ¨Hep O Şarkı¨ romanıydı.

¨Hep O Şarkı¨, Cumhuriyet Dönemi romancılığının kurucu ismi Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun son romanıdır; ilk basımı 1956’da Varlık Yayınları tarafından yapıldı. 

Yazarımızın bir aşk hikâyesiyle edebiyat dünyasına veda edeceğini kimse hissetmemiş olmalı; Yaban, Ankara, Kiralık Konak, Nur Baba gibi o muhteşem eserleri ardından, sessiz sedasız, güzel bir veda bu…

Raw aynanın muhafaza ettiği yahut Abdulhak Şinasi hisarın rüyası

Roman, Osmanlı padişahlarının sonuncularından Abdülmecit, Abdülaziz ve V.Murad’ın ardından II.Abdülhamit dönemlerinde yaşamış, İstanbullu Münire’nin hikâyesidir.

İlber Ortaylı’nın vurgusuyla, ‘İmparatorluğun en uzun yüzyılını’ ömrü yettiğince kendi köşesinden izlemiş, hissetmiş, acısını ve sevincini paylaşmış İstanbullu, bir Osmanlı kadını…

Münire yaşlılık günlerinde, artık dul bir kadın iken, kendi hayatına dair bir roman yazmak ister; hani, ‘hayatımı yazsam roman olur’ dedikleri şey! 

Belki herkesin hayatı bir romandır ama Münire’ninki tam romanlıktır.

¨Şıngır Mıngır¨ Boğaziçi’nde bir paşazadenin kızıdır Münire; yediği önünde yemediği ardında… Yalı hayatını izleriz, Münire’nin hayatıyla beraber. 

Ve, komşu yalıda oturan bir başka Osmanlı paşasının oğlu olan Cemil’e daha genç kızken tutulur, ancak Cemil yerine paşa babasının ısrarıyla, pısırık ve sevimsiz Molla Rükneddin isminde bir damat bulunur, onunla evlendirilir. 

Münire gelin gittiği bir öteki konakta, Cemil’in gizli bir hâyal gibi içinde saklandığı ruhsuz, mutsuz bir hayat sürer. 

Mollazade konağına girip çıkan ortalık işlere meraklı, Zeyrekli Fatma Hanım vasıtasıyla Cemil’den arada bir haberler alıyordur; hepsi bu…

Aralarında bir gizli hâyal ve hatıra gibi, eski delikanlılık ve genç kızlık zamanlarından kalma andaç bulunur: Cemil’in komşu bahçeden seslendirdiği o Şarkı!

O şarkı yirmi beş yıl Münire’nin kulaklarında çınlar; hiç unutmaz. 

Münire, paşa babasına direnemeyen, evlenip çoluğa çocuğa karışan, edilgen, sıradan bir kadındır; tek özelliği roman okumasıdır. Okur, okur ve okur… Burada Madam Bovary’ye bir benzetme yapması da epeyi güçtür; Münire yaşadığı Molla konağından burnunun ucunu dışarı çıkarmış değildir.

Çalkantılı pek çok siyasal olaya tanık olan bir dönemin iki gizli âşığı, âşık demesi bile zor, çocukluk aşkı olarak tanımlanabilecek bir tutkunun hayat boyu süren izleri, sonunda Cemil ve Münire’yi yine karşılaştırır; her şey olup bittikten sonra.

Cemil pek çok vartalar atlatmış, malı mülkü elinden gitmiş eski bir asilzadedir; hepsi o…

Çökmüş, yıkılmış, tüm erkeksi cesaretini kaybetmiş, çekingen, süt dökmüş kedi gibi bir zavallıcıktır yirmi beş yıl sonra ortaya çıkan…

Münire, 25 sene hayalini kurduğu erkeğin, şimdi bu erkek olduğuna yıkılarak şahit olur.

Selim İleri’nin ¨Edebiyatımızda Sevdiğim Romanlar¨ başlığıyla yayınlanmış önemli seçkisinde yer aldığınca, ¨Yürek çarpıntısıyla yaşadığı gizli aşk Münire’yi mutlu etmeyecek, Cemil’in böylesi bir sevdaya layık olmadığını geçen zaman içinde acı bir küskünlükle anlayacaktır. [R]oman, Münire’nin hayatının fırtına ve sarsıntılarına artık ‘dudak büküşüyle’ sona erer.¨

¨Ah, keşke hiç görmeseydim onu¨ diye yazıyor romanında Münire, ¨Ölünceye kadar hep yirmi beş yıl evvelki Cemil Bey olarak kalsaydı hayalimde. Hani, yirmi beş yıl evvel buradan son çıkıp gittiği gün yok mu? İşte, hep o hâli, o heyetiyle kalsaydı. Bu, bana yeterdi, ölünceye kadar hep onu sevmek, hep onun hasretini çekmek kuvvetini kendimde bulmak için. Şimdi bu kuvveti tamamile kaybettim. Ömrüm sebepsizleşiverdi, gayesizleşiverdi birdenbire… Asıl en fecii, bu, önümdeki boşluk değil, hayır, asıl arkamdaki boşluk! Sanki, onu hiç sevmemişim, onunla hiç sevişmemişiz gibi geliyor bana…¨

¨Rahmetli¨ Münire Hanım, bilmezden geliyor ki, bu hâller hemen herkese olur.

Zaten, biz roman okurları başkalarının başına gelmiş olan şeylerde kendi başımıza gelenleri ararız.

Siz de aramak istiyorsanız, Münire Hanımın romanına müracaat ediniz.

Yaz okumaları mı dediniz, alın size işte, Hep O Şarkı!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

sixteen + 4 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.