MÜŞKÜLE’DE NÂZIM’I ANMAK

Recep Meşe – Evet evet! Yanlış okumuyorsunuz. Bir köy Nâzım Hikmet’i andı.
Memleketimin güzel bir köyü, o köyün güzel insanları ve civardan gelen yüzlerce güzel insan
“O güzel insan”ı andılar. Bir Nazım köyü olan Müşküle köyü, “Kültür, Dayanışma ve Düşünce Derneği” öncülüğünde son yıllardaki olduğu gibi bu yıl da etkinliği tekrarladı.

Recep Meşe

Nâzım Hikmet’in, şiirinde:

Bu göl İznik gölüdür,
Durgundur, karanlıktır, derindir.
Bir kuyu suyu gibi içindedir dağların.
Diye yazdığı İznik gölünün güney yakasında, dağların eteğinde, Bursa’nın İznik ilçesinin bir köyüdür Müşküle köyü. Zeytin ağaçlarıyla kaplı bahçelerin gölle birleştiği, durgun ve masmavi gölün hemen kıyısında yeşillik, ağaçlık bir alanda gerçekleşti etkinlik. Türküler çığırıldı, şiirler okundu, konuşmalar yapıldı. Nâzım’ın dostlarına, köylüler yaptıkları cevizli lokum ekmeği, zeytin, zeytinyağı, salça ve ayran ikram ettiler.

Haziran ölümleri her anma töreniyle acısını hatırlatıyor bize. Orhan Kemal, Ahmed Arif ve
Nâzım Hikmet üç-dört gündür peş peşine andıklarımızdan.

Bursa, Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinin bir sürgün şehri olarak akıllara işlenmiştir. Şeyh Bedrettinler, Orhan Kemal’ler, Nazım Hikmet’ler, Aziz Nesin’ler ve daha nice isimler bu sürgün şehrinden geçmiştir.

Ama “sürgün” dilimizde iki ayrı anlamda kullanılır. Birincisi cezanın çekilmesi için bir yere gönderilmesi, ikincisi bir ağacın yeni filiz vermesidir.

Nâzım Hikmet de Bursa Cezaevindeyken bu filizi vermiş Orhan Kemal’i roman yazmasında, İbrahim Balaban’ın ressamlığa geçmesinde etkili olmuştur. Nitekim, Bursa Cezaevindeyken
İsmail Başaran adında bir mahkûmla tanışır. Başaran Müşkülelidir. Nâzım, İsmail Başaran’ı etkiler, onu şiir yazmaya yönlendirir. “Buğday Direniyor” adında bir şiir kitabı yayınlar Başaran daha
sonra…

Başaran hapisten çıktıktan sonra köylülere Nâzım hikmet’i öyle bir anlatır ki, köylüler ondan etkilenip Nâzım’ı benimserler.

Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
Memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Şiirlerinde çınar metaforunu kullanmıştır.

Hele onun:

¨Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
öylece gibi de görünüyor. Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni ve de uyarına gelirse tepemde bir de çınar olursa taş maş da istemez hani…¨ dediğince, İsmail dede ile birlikte köylülerden Fevzi Kavuk, bu vasiyeti yerine getirmek için 1964’te Nâzım’ın ölümünün birinci yıl dönümünde bir çınar ağacı dikerler Müşküle köyüne. Çınar ağacı kök salar, dallanır budaklanır ve gövdesi kalınlaşır. Çınarın nâmı ülkeye yayılır. Bunu duyan 12 Eylül yönetimi çınar ağacını kökünden kesip kaldırır. Bunun üzerine köylüler zeytinlerin arasına tekrar yeni bir çınar ağacı dikerler, fakat bu kez yerini söylemezler. Gel zaman git zaman bu çınar ağacı da büyümüştür ki etkinliklerin bir bölümü bu ağacın altında yapılılmaktadır, artık.

Köylülerin ve çevrenin beklentisi ise bir gün Nâzım’ın mezarının Türkiye’ye taşınıp bu ağacın
altına gömülmesidir…

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür
ve bir orman gibi kardeşçesine,
bu hasret bizim…
Diyerek, dünya şairimizi saygıyla ve özlemle anıyoruz.

İLGİLİ HABER:
Nâzım’ın vasiyetini yerine getiren muhtar hayatını kaybetti
“Komunist” Müşküle köyünde Nazım sohbeti…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

fourteen − 13 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.