Mutlak iktidar mutlak çürümeye yol açıyorsa çözüm katıksız demokrasidir!

Prof. Dr. Mustafa Durmuş – Türkiye toplumu bir yandan aylık yüzde 15’i bulan enflasyon altında ezilirken, diğer yandan bir süredir sürdürülmekte olan bir nepotizm (1) altında, devlet ile iş yapan bazı büyük müteahhitlerle ilgili milyarlarca lirayı bulan yolsuzluk iddialarıyla sarsılıyor. 

Yani ülkedeki sömürü düzeni sadece vergi ödeyen halkın cebinden, döviz kurundaki yükselişi durdurma gerekçesiyle, döviz garantili kur mevduatı sahibi zengin bireylere ve şirketlere inanılmaz kaynak aktarmakla sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda doğrudan ve açıktan, başta zengin müteahhitler olmak üzere, belli sermaye gruplarına yine bu yoksul halkın cebinden aktarılan milyarlarca lira ile tam gaz sürdürülüyor.

“Ben zengin severim” sözü ete kemiğe büründü 

Öyle ki, muhtemelen gelinen nokta itibarıyla ülkede hiçbir zaman “yoksuldan, emekçiden alınıp, zengine, sermayedara verme” biçimindeki bir sermayedar-zengin seviciliği bu boyutlara erişmedi. Belli ki Özal’ın 1980’li yıllarda ettiği meşhur “ben insanın zenginini severim” sözü artık bütünüyle ete kemiğe bürünmüş.

İçine düştüğümüz toplumsal çürümeyi anlatabilmek için sadece bir iki yolsuzluk iddiası örneği ile yetinelim. 

Bu hafta ana muhalefet partisi lideri Kılıçdaroğlu bir basın toplantısı ile “yolsuzluklar, israflar… peşkeşler… bugün sizi bu belgelerden yalnızca bir tanesine şahit olmanız için davet ettim” diyerek, kendi ifadesi ile: “Hazine’den 6 milyar liranın nasıl iç edildiğini” açıkladı. 3 Nisan 2018 tarihli bir demiryolu ihalesine dair belgeyi açıklarken: “2018 yılında yapılan ihalenin bedeli 3 milyar 198 milyon 743 bin 127 lira. Ama kazanan firmaya bu bedel verilmez. Neden Çünkü beşli çeteden değil. Bu nedenle ihale iptal edilir ve 21 Ağustos 2020 yılında aynı ihale yeniden açılır. Aynı iş bu kez 9 milyar 449 milyon 995 bin 834 TL’ye beşli çeteden birine peşkeş çekildi” dedi. (2)

Kısaca, Kılıçdaroğlu tek başına bir işlemde 6 milyar liralık bir vurgun yapıldığını öne sürdü. Konu aynı zamanda bir CHP milletvekili tarafından da, ihalenin sorumluları olduğu ileri sürülen politikacılar ve bakanlarla ilgili savcılığa suç duyurusu şeklinde yargıya da intikal ettirilirken (3), Cumhurbaşkanı Erdoğan “mesnetsiz isnatlarda bulunarak kişilik haklarını ağır şekilde ihlal ettiği” gerekçesiyle Kılıçdaroğlu hakkında 250 bin liralık manevi tazminat davası açtı. (4)

Aynı şirkete vergi teşviki

Bu gelişme ister istemez bize aynı şirkete verilen iki yıl önceki büyük çaptaki bir vergi teşvikini hatırlattı. Öyle ki 9 Ekim 2020 tarihli Resmi Gazetede yer alan vergi harcamaları listesinde de ilan edildiği gibi,  iktidara çok yakın olduğu bilinen bu şirketten 9,5 milyar liraya varan verginin alınmasından vazgeçilmişti. 

Konuyu bugünlerdeki çok sıkıntılı bir hususa ait vereceğimiz bir diğer örnekle sürdürelim. İran’dan sağlanan doğal gazdaki aksamalar yüzünden üretimde ciddi sıkıntılar yaşadığımız bu günlerde, CHP Gn. Bşk.Yrd. Aykut Erdoğdu Rusya ile yapılan Mavi Akım doğalgaz anlaşmasında, 12 milyar doları (162 milyar lira)  aşan bir yolsuzluk yapıldığını, keza Samsun-Ceyhan boru hattının yapım işinin ihalesiz olarak iktidara çok yakın bir şirkete verildiğini ileri sürdü. (5)

Acele (!) kamulaştırmalar: Neden bu acele?

Oysa siyasal iktidar uzunca bir süredir, özellikle de elektrik, doğal gaz, petrol iletim ve dağıtımı, RES ve HES’ lerden enerji üretimi yapılacağı gerekçesiyle çok sayıda acele kamulaştırma yapıyor. Bu amaçla yapılan acele kamulaştırmaların toplam acele kamulaştırmalar içindeki payı yüzde 60 civarında.

Öyle ki 2003 yılına kadar toplamda sadece 10 adet acele kamulaştırma yapılmışken, bu sayı 2007’de 14’e, 2011’de 32’ye, 2012’de 163’e, 2013’te 267’ye çıktı ve 2014-2017 arasında yılda ortalama 152’yi buldu. Bu sayı 2018 yılında 113 ve 2019’da 150 olurken, 2020’de 165’e ve 2021’de 213’e çıktı.(6) Buna rağmen ülkedeki enerji sorunu giderilemediği gibi daha da kötüleşiyor.

Sadece olağanüstü bir durumda ve “acelelik” halinde yapılabilir! 

1983 yılında yürürlüğe giren 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu’nun 27’inci maddesinde yer verilen “acele kamulaştırma” aslında sınırları çizilmiş bir uygulama. Buna göre:

 “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Cumhurbaşkanı’nca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere ilgili idarenin istemi ile mahkemece yedi gün içinde o taşınmaz malın 10’ uncu madde esasları dairesinde ve 15’ inci madde uyarınca seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri, idare tarafından mal sahibi adına 10’ uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir. ….» (7)

Yani acele kamulaştırma, sadece ‘‘acil ve istisnai hallerde, Kanunun önceki hükümlerine uyulmasının çeşitli sakıncalar yaratabileceği göz önüne alınarak, kamunun büyük zararlara uğramasının önlenmesi’’ için,  olağanüstü şartları dikkate alarak,  idarenin olağan kamulaştırma işleminde yapması ve beklemesi gereken bazı süreçleri sonraya bırakıp, kişilere ait taşınmazlara derhal el koymasına olanak sağlayan istisnai bir kamulaştırma yöntemi.

Acele kamulaştırma kararının verilebilmesi için “yurt savunması ihtiyacının ortaya çıkması”, “Maden Kanunu, Doğalgaz Piyasası Kanunu, Turizm ve Teşvik Kanunu, Türk Petrol Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu, Endüstri Bölgeleri Kanunu, Afet Riskli Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun gibi kanunlarda bu yetkinin açıkça tanımlanmış olması” ve “Cumhurbaşkanınca “aceleliğine karar” alınacak hallerin olması gerekiyor.

Eskiden bu kararlar Bakanlar Kurulu tarafından alınırken,  2017’den bu yana hayata geçen Partili Cumhurbaşkanlığı rejimi altında bu kararları Cumhurbaşkanı veriyor. Nitekim acele kamulaştırmalardaki son yıllardaki artışlar Cumhurbaşkanının “acele olduğuna” karar vermesi ile ilgili. 

Diğer yandan “acelelik kararının Cumhurbaşkanı’nca verilebilmesi için olağanüstü bir durumun söz konusu olması, ilgili kararın kamu yararı amacıyla alınmış olması, somut ve tatmin edici gerekçelere dayanması gerekiyor. Yapılan acele kamulaştırmaların kaçında bunlar geçerli, bu son derece tartışmalı bir konu.

Ülkeye ait yolsuzluk algısı giderek kötüleşiyor

Türkiye’de içerde bunlar olurken, küresel çapta her yıl düzenlenen bir endeksin son verileri ülkede nepotizm altında yeşeren yolsuzluk iddialarını güçlendiriyor. 

Uluslararası Şeffaflık Kurumu’nca düzenlenen ‘Uluslararası Yolsuzluk Algısı Endeksi (8) 180 ülkeye ait “0” ile “100 puan” arasındaki puanlardan oluşuyor. Böylece puanı 100’e yaklaşan bir ülke yolsuzluk açısından en temiz, yani en az yolsuzluğun olduğu bir ülke (en üst sıralarda), buna karşılık 0’a yaklaşan ülke yolsuzluk açısından en kötü durumdaki (en alt sırada) bir ülke olarak tanımlanıyor.

Bu endeks, düzenli olarak takip edilen toplam 180 devlet ile ilişkilendirilmiş yolsuzluğu (daha doğrusu yolsuzluk algısını) ölçmeye çalışan bir endeks. Böylece hem siyasal, hem de sosyolojik boyutuyla önemli bir bozulmaya, çürümeye işaret ediyor.

Son 1 yılda 2 puan ve 10 sıra geriledik

Bu yıl 24 Ocak tarihinde yayımlanan son endekse göre, Türkiye’de 2013 yılından bu yana yolsuzluk algısı giderek kötüleşiyor. Öyle ki ülke sıralamada; 2020 yılında 86’ıncı sıraya ve 2021 yılında (100 üzerinden 38 puan ile) 96’ıncı sıraya kadar düştü. Yani 1 yılda 2 puan ve 10 sıra birden geriledi. (9) 180 ülkeye ait endeksin ortalama puanı ise 43. Yani Türkiye bu ortalamanın 5 puan altına düşmüş durumda.

“Böyle bir ölçme biçiminin gerçeği ne kadar yansıtabildiği” elbette sorgulanabilir. Nitekim bu endeksin yetersiz olduğu yönünde eleştiriler de söz konusu. Buna rağmen bu endeks yolsuzluklar ile demokratik (ya da otokratik rejimler) arasındaki bağı da sergilemesi nedeniyle çok değerli bulunuyor.

Örnek olarak, burjuva demokrasilerinin en iyi örnekleri olarak kabul edilen Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda her biri 100 üzerinde 88 puan ile ilk üç sırada yer alırken, bu ülkeler yolsuzluğun en az olduğu ülkeler olarak değerlendiriliyorlar. 

Adları daha çok diktatörlüklerle anılan en alttaki üç ülke ise şöyle sıralanıyor: Somali (13 puan) , Suriye (13 puan)  ve Güney Sudan (11 puan) . Yani bu ülkeler en fazla yolsuzlukların olduğu ülkeler olarak nitelendiriliyorlar. Türkiye ise Gambia, Kazakistan ve Sri Lanka’nın 1 puan üzerinde, 38 puan ile 96’ıncı sırada kendine yer bulabiliyor.

Yolsuzlukla mücadele ile demokrasi ve insan hakları mücadelesi bir arada olmak zorunda

Kuruma göre, yolsuzlukla mücadelede insan haklarının korunması çok önemli bir yer tutuyor. İyi korunan insan hak ve özgürlüklerine sahip ülkeler genellikle endeksin üst sıralarında, buna karşılık hak ve özgürlükleri yok eden, otoriter rejimler altında yönetilen ülkeler ise endeksin en alt sıralarında kendilerine yer bulabiliyorlar. Yani bir ülkede demokrasi ortadan kaldırılıp, ülke diktatörlüğe kaydıkça, o ülkedeki yolsuzluk iddiaları da artıyor.

Nitekim kurumun bir diğer çalışmasında, Avrupa Komisyonu’nun ilerleme raporlarına referans verilerek: “Batı Balkanlar ve Türkiye’de devletin ele geçirilmesinin ve kamu kurumlarının giderek özel çıkarlara hizmet eder hale gelmesinin, politikacıları ve bunların ilişkilendiği insanları ve grupları zenginleştirdiği (sıradan vatandaşların ağır bedeller ödemeleri pahasına) ileri sürülüyor. (10)

Bu çalışmada devletin ele geçirilmesini sağlayan iki önemli etkenden söz ediliyor: Üst düzey yolsuzlukların cezasız kalması ve özel olarak hazırlanmış kayırmacı yasalar ve düzenlemeler.  Ayrıca yargının bu yolsuzlukların ortaya çıkartılmasında yetersiz kaldığı ya da bunların üstünü örtmekte kullanıldığı ve yasama organının yaptığı düzenlemelerle bu ele geçirme işini kolaylaştırdığı iddiasında da bulunuyor.

Tek başına yüksek ekonomik büyüme adaleti sağlamaya yetmiyor!

Tüm bunlar (iddia edilenin aksine) bir ülkede, sadece ekonomiyi yüksek oranda büyütmenin toplumun iyiliğini, sosyal adaleti sağlamaya ya da yolsuzlukları önlemeye yetmediğini gösteriyor. 

Örneğin Türkiye ekonomisi 2020 yılında Çin ile birlikte pozitif olarak büyüyen iki ülkeden biri olmuştu. 2021 yılındaki büyümesinin ise yüzde 10’un üzerinde olması bekleniyor. Ancak bu büyüme ülkeye ait yolsuzluk algısının artmasını engelleyemediği gibi, ülkenin yolsuzluklarla büyüdüğü biçimindeki bir algı giderek güçleniyor.

Kaynaklar kimlere?

Böyle bir kötüleşmenin nedenlerini daha iyi anlayabilmek için ekonomide kaynakların nasıl tahsis edildiğine bakmak daha doğru olabilir. Çünkü Merkez Bankası’nın net döviz rezervlerinin (eksi) 45 milyar dolara gerileyerek eridiği, geçen yıl sadece 20 -22 Aralık tarihlerinde 9 milyar dolarlık bir rezervin arka kapıdan kamu bankaları aracılığıyla düşük kurdan satıldığı bir gerçek. 

Ayrıca, bütçe hakkının ortadan kalkmasının yanı sıra, iktidara yakın ve çoğunluğu siyasal İslamcı dernek ve vakıflara kamu bütçesinden yapılan milyarlarca liralık transferler ve devasa bir varlığı bünyesinde bulunduran ancak Sayıştay tarafından dahi denetlenemeyen T. Varlık Fonu’nun işleyiş biçimi yolsuzluk algısını artırıyor.

Keza Kamu Özel İşbirliği Modeli (KÖİ) altında ve neredeyse tamamı dış kredilerle yapılan, ancak (son kar yağışında yeni İstanbul Havalimanında yaşandığı gibi), kötü hava koşullarında felç olan onlarca milyar dolarlık havalimanları, köprüler, HES’ler ve şehir hastanelerinin ihalelerinin yapılış biçimleri ve dayandığı finansman modeli yolsuzluk iddialarının da, algısının da artmasının asıl nedeni. Bu yüzden de Yolsuzluk Endeksi’ndeki yerimizin hızlı bir biçimde kötüleşmesi hiç sürpriz değil. 

Mevcut yoksulluk derin ve yaygın bir yoksulluğa dönüşürken, ülkede hatırı sayılır sayıda dolar milyarderi ve milyoneri zenginin bulunması da kuşkusuz bu yolsuzlukların somut bir göstergesi.

Sonuç olarak

Yolsuzluklar, kara para aklama ve rüşvet gibi olgular paranın, finansın hayatımızı bu denli belirlediği ve servet edinme ve bölüşümündeki adaletsizliklerin zirve yaptığı kapitalizm altında siyasal ve toplumsal bir çürümenin apaçık belirtileri.

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi sonrasında iktidar olan Özal’ın  “benim memurum işini bilir” sözünün topluma sanki bir “marifetmiş” gibi sunulduğu 1980’li yıllarda başlayan neo-liberal kapitalist çürüme süreci 2000’li yıllarda giderek güçlenen siyasal İslamcı yapılarla birlikte doruk noktasına çıktı.

Bu süreçte hem fiziki ve fiziki olmayan müştereklerimiz, hem de para, maliye, kur politikaları, sosyal politikalar, Merkez Bankası, kamu bankaları başta olmak üzere sosyal ve ekonomik hayatımızı etkileyen tüm politikalar ve kurumlar iktidarı ellerinde tutanların ve çevresindeki sermaye gruplarının lehine kullanıldı. Ülkede adeta bir rant ekonomisi, bir rantiye devlet ve ahbap-çavuş-akraba kapitalizmi yaratıldı.  Bir mafya liderinin ifşaatları ise, ülkedeki devlet-mafya-sermaye üçgeninin ve burada ortaya çıkan yolsuzlukların ne kadar yaygın ve derin olduğunu gösterdi. Şimdi bunlar ortalığa dökülmeye başladı.

İngiliz tarihçi, politikacı ve yazar Lord Acton’ın bir zamanlar dediği gibi:  “İktidar çürümeye, mutlak iktidar ise mutlak çürümeye yol açar. (11) Ülkede 20 yıllık mutlak iktidar mutlak bir çürümeyi, bu da beraberinde korkuyu ve daha da otoriterleşmeyi getirdi.

Eğer sorun mutlak iktidar, mutlak çürüme, mutlak korku ile beraber gelen mutlak otoriterleşme ise çözüm bellidir: Katıksız demokrasi. Bugün toplumsal refahımızı azaltan, gençlerimizin, çocuklarımızın geleceğini karartan bir toplumsal ve siyasal çürüme örneği olarak büyük çaptaki yolsuzlukları ortadan kaldırmanın yegâne yolu emekten, doğadan, özgürlüklerden ve barıştan yana olan herkesin katıksız bir demokrasi için birlikte mücadele etmesidir.

___________________

Dip notlar:

  1. Nepotizm, akraba, eş-dost kayırma veya adam kayırma, adil olmayan, öznel şekilde yapılan ayrımcılık olarak tanımlanıyor ve günümüzde özellikle de devlette karşılaşılan en önemli önemli sorunlar arasında sıralanıyor.
  2. https://halktv.com.tr/gundem/kilicdaroglu-hazineden-6-milyar-tl-nasil-ic-edildi  (27 Ocak 2022).
  3. https://haber.sol.org.tr/haber/erdogan-karaismailoglu-turhan-ve-4-sirket-hakkinda-suc-duyurusu (28 Ocak 2022).
  4. https://www.dw.com/tr/erdo-duyurusu-ve-tazminat-davas (28 Ocak 2022).
  5. https://tr.euronews.com/2022/01/26/chp-li-erdogdu-rusya-ile-yap-lan-mavi-ak-m-anlasmas-nda-12-milyar-dolar-yolsuzluk-yap-ld (26 Ocak 2022).
  6. 2017 yılına kadarki veriler: Mustafa Ersönmez, Acele Kamulaştırmanın Kentsel Yenilemedeki Rolü, Yüksek Lisans Tezi, Mersin Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2018, başlıklı kaynaktan alındı. 2018 sonrası verileri Resmi Gazete taramalarından elde edildi.
  7. https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat (30 Ocak 2022).
  8. Transparency International,  Corruption Perception Index, https://www.transparency.org/en/cpi/2021  (24 January 2022).
  9. Agr.
  10. https://www.transparency.org/en/publications/examining-state-capture (26 January 2022).
  11. https://en.wikipedia.org/wiki/John_Dalberg-Acton,_1st_Baron_Acton (30 Ocak 2022).

 

2580960cookie-checkMutlak iktidar mutlak çürümeye yol açıyorsa çözüm katıksız demokrasidir!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

thirteen + eleven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.