Nabız ölçtük. Hasta can çekişmekte!

Geçtiğimiz Pazar gün silkinip politik bir amaç için halkın içine çıktık.

1989 yılından beri Londra’da faal olan ve amacı Türk, Kürt ve diğer işçi ve toplumlar arasında dayanışma sağlamak olan Day-Mer’in park şenliğine katıldık. Nabız ölçmek için.

Day-Mer kurulduğu yıl olan 1983den beri Londra’da birkaç hafta süren yıllık kültür ve sanat festivalleri düzenlemektedir. Genç, dinamik kişilerin yoğun olarak katkı sağladığı dernek entegrasyonu çok başarılı sağladı. Politikacılar, sendikalar, diğer etnik azınlık gruplar ile elele vererek işçi, göçmen, ilticacı haklarını birlikte savunuyorlar. 

Park şenliği geleneksel olarak kültür ve sanat festivalinin son gününde yapılır ve aralarında çok sayıda Türk, Kürt olmayan halklar dahil onbinlerce kişi tarafından ziyaret edilir. 

Park şenliğine Barış ve Federal Kıbrıs Platformu olarak birkaç kişi katıldık. İsmimizden de anlaşılacağı gibi Kıbrıs’ta federal bir çözüm modelini savunmaktayız. Bilgi için Facebook sayfamıza bakabilirsiniz. https://www.facebook.com/PeacePlatformUK

Kişisel olarak birincil görevimizin yaşadığımız ülkelerde toplumsal gelişimimizi sağlamak olduğuna inanırım. Ancak Kıbrıs’ın şu an içinde bulunduğu durum karşısinda, çözüme en çok ihtiyacı olduğu bir zamanda nasıl kayıtsız kalabiliriz ki?

Londra gibi bir yerde yaşamak Kıbrıslılar için bir şans. Özellikle adamızda barış ve çözümü destekleyenler için. Çünkü Birleşik Krallık’ın Kıbrıs üzerinde tarihsel olarak söz sahibi ülkelerin başında gelen bir ülke. O yüzden bu ülkenin iktidar ve muhalefetteki siyasetçilerine, özellikle insan hakları üzerinde uğraş veren sivil toplum örgütlerine, sendikalara sesimizi duyurup adamızda olup bitenden haberdar etmek, barış isteğimizi haykırmak ve böylelikle çözüme direkt olarak katkı koyma görevini aydınlar olarak yüklenmeliyiz.

Güzel bir havada gerçekleşen şenliğe katılan onbinlerce insanla içiçe olmanın ve federasyon tezini savunan bildirilerimizi dağıtıp halk ile konuşmanın bir fırsat olacağını düşündük.

Epeyce Kıbrıslıtürk de vardı şenlikte. Onlarla birebir konuştuğumuzda eski önyargıların, güvensizliğin, korkuların hala çok belirgin bir şekilde belleklerde yerleşmiş kaldığını gördük. Şaşmadık tabii. Ama üzüldük.

İki güleç yüzlü kızları ile türbanlı bir orta yaşlı kadın masaya yaklaştı. Kıbrıs üzerine yazılmış birkaç kitap getirip masanın üzerine koymuştum. Profesör Doktor Mehmet Hasgüler’in “Kıbrıs” kitabını alıp incelemeye başladı. Uzun uzun onunla konuştuk. “Rumlara güvenmem” konuşmasının ana hatlarını oluşturdu. Ama okumaya çok meraklı. Yaşar İsmailoğlu’nun, Hasgüler’in ve diğer Kıbrıs’la ilgili kitapların listesini ona gönderme sözünü verdim. Sevindi. En azından bilgilenme isteği olması umut verici.

Yine türbanlı bir kadın masaya yaklaştı. Yarı Arab, yarı Kıbrıslıtürk olduğunu söyledi. Onun da görüşü Rumlara güven olmadığı, çözümün imkansız olduğu yönünde. Her iki kadın da ailelerinin Kıbrıs’taki durumdan ne kadar kötü etkilendiklerinden bahsettiler.

Eşi ile masaya yaklaşan asık yüzlü bir adam şöyle dedi: “Kıbrıs’ta Rumlardan kurtulmayınca çözüm olmaz. Orası Türk adasıdır”. “Ama Osmanlıdan önce orası Bir Venedik adası idi” sözüme karşı: “Tarih Atatürk ile başlar” cevabını verdi. Ben şaşkınlıkla bakarken bir arkadaş “Nerelisiniz?” diye sordu. “Selanikli” cevabını aldı. 

İşin ironisi büyük. Day-Mer oldukça sol çizgide, ilerici bir örgüt. Sahne, parkın etrafı Deniz’lerin büyük ebatta fotoğraflarını aksettiren panolarla dolu. Sahne alan sanatçılar, konuşma yapan konuk siyasetçi ve sendikacılar, kitaplarını sergileyenler, katılımcı halkın yüzde 99u aynı görüşten. Bizim karşılaştığımız kişiler genel tabloya karşı büyük bir tezat oluşturmakta. 

Kıbrıs’ın Kuzeyinden gelen çatlak sesleri duyar gibiyim: “Londrezler gittikleri yıllarda kaldılar”. Onlara önce iğneyi kendilerine batırmalarını öneririm. Kıbrıs’ın Kuzeyinde yaşayanların sosyal medya yorumlarını hayretle, tüylerim diken diken okurum her zaman.

Her konuştuğumuz Kıbrıslıtürklerin olumsuz yaklaşım sergilediği sanılmasın. Bizlerle aynı görüşleri savunanlarla da karşılaştık şenlikte. Ama en çok Türkiye’li ilerici arkadaşların teşvik edici, destekleyici tavırları bizi sevindirdi. O yüzden gerek burada gerekse Kıbrıs’ta Türkiye solu ile dayanışmanın ne kadar önemli olduğunu takdir edip ilişkilerimizi geliştirmek için çok daha fazla gayret etmemiz gerekmektedir. En önemlisi Londra’da Kıbrıslırumlarla birlikte hareket etmemiz. Çünkü görünüşte onların pek çözüm gaylesi yok. İnsiyatifi biz almalıyız. 

Son olarak, düşmanlıktan dem vuranlara barışı en fazla savunanların savaştan en çok kaybedenler olduğunu söyleyerek sevgili Sevgül Uludağ’ın İncisini Kaybeden İstiridyeler” kitabını önerdim.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.