İNGİLTERE’DEN… Erdoğan’ın kızı da o panele katıldı mı?

Yer: London School of Economics. Nam-ı diğer LSE. Konu: ‘AB Yolundaki Türkiye’de Yükselen Milliyetçilik’ Durum böyle olunca panele ilginin de olağanüstü büyük olması doğal. Gerçekten de LSE’nin Aldwych’deki Clement House binasında panelin yapılacağı salon, panelin başlamasından çok önce hınca hınç dolmuş ve izleyiciler koridorlara kadar sarkmış.  İzleyiciler panelin konusuyla bağlantılı olarak farklılık teşkil ediyor. Aralarında İngiltere’nin çeşitli üniversitelerinde öğrenim gören, mastır yapan veya dil okuluna giden Türk öğrenciler, Atatürkçü gençler, milliyetçiler, Türkiye’yi merak eden İngiliz akademisyenler, Kıbrıslı Türk ve Rumlar,  Ermeniler, solcular, türbanlı kızlar, Türkiye kökenli politik göçmenler, PKK sempatizanı Kürtler, ulusal ve yerel basından gazeteciler var.

LSE Avrupa Enstitüsü bünyesinde kurulmuş olan Çağdaş Türkiye Araştırmaları Kürsüsü Başkanı Profesör Şefket Pamuk’un yönettiği panelin  konuşmacıları  gazeteci-yazar Can Dündar, Ordinaryüs Profesör Sami Zubaida ve Dr. Welat Zeydanlıoğlu. Panelin düzenleyicisi The Association for the Study of Ethnicity and Nationalism (ASEN).  Sosyal Bilimler ve  ekonomi alanlarında dünyanın en iyi üniversitelerinden biri olan LSE bünyesinde 1990 yılında araştırma öğrencileri ve akademisyenler tarafından kurulmuş ASEN’in bölüm başkanı Professor Anthony D. Smith, dünyaca tanınan bir akademisyen ve bilim adamı. ASEN etnisite ve milliyetçilik üzerine bilimsel araştırmalarıyla tanınıyor ve Balkanlar, Afrika, Avrupa ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki etnik sorunlar ve milliyetçilikle ilgili çok sayıda bilimsel konferansa, panele ve seminere ev sahipliği yapıyor.  Son zamanlarda Türkiye’de yükselen milliyetçiliğin de bu çatı altında tartışılıyor olması şaşırtıcı değil. Ancak konu Türkiye olunca ve izleyicileri de Türkiye kökenli farklı kesimler oluşturunca tartışma beklenenden daha hararetli geçiyor. 

İlk konuşmacı olan Profesör Sami Zubaida Londra Üniversitesi’ne bağlı Birbeck Kolej’de Ortadoğu uzmanı. Ortadoğu politikası, din, hukuk ve milliyetçilik üzerine uzman. Zubaida’nın da milliyetçilik, İslam ve Ortadoğu üzerine bir çok kitabı bulunuyor. Zubaida Türk milliyetçiliğinin tarihsel kökenlerini aktarırken,  bunun ‘İslamcı Ulusalcı’ yapıda olduğunu vurguluyor.  Zubaida, Türk devletinin kuruluş sürecinin korkunç savaşlara sahne olduğunu ve dönem açısından bakıldığında ulusçu yapılanmalar için uygun bir sürece rastladığına vurgu yapıyor. Devletin bu süreçte askeri ve seküler olarak şekillendiğini söyleyen Zubaida, Türkiye’deki İslamcılık ulusalcıdır” diye devam ediyor. Daha sonra söz Can Dündar’ın. Türkiye’deki güncel gelişmeleri aktaran Dündar, Türkiye nüfusunun yüzde 80’inin desteklediği, geleceklerine dair bir umut olarak gördükleri AB sürecinde milliyetçiliğin büyümesinin birtakım iç ve dış faktörlerden kaynaklı olduğunu ifade ediyor. AB dayatmasıyla da olsa Türkiye’de Kürt sorunu, Ermeni meselesi, Alevilik gibi son bir yüzyılda halı altına süpürülmüş meselelerin bu süreçle yeniden hortladığını belirtiyor Dündar ve  “tabi bu gerçekleştiğinde ortaya çıkan sorunlar bir zombi gibi görünmeye başladı. Korkular büyüdü bu da milliyetçiliği körükledi” diye sürdürüyor konuşmasını. Özet olarak bu korkuların Türkiye’de milliyetçiliği tetiklediğini ve sağduyulu olunmadığı sürece milliyetçilikle baş edilemeyeceğini söylüyor usta gazeteci Can Dündar. 

Diğer konuşmacı Dr. Welat Zeydanlıoğlu ise Cambridge Üniversitesi’nde “Kemalizm’in Ötekileri: Türkiye’de Oryantalizmin yeniden üretimi” adlı doktora çalışmasından bazı bölümler okuyor. Zeydanlıoğlu, Türk milliyetçiliğin temelinde anti-Kürtçülüğün yattığını söyleyerek, Türkiye’de ulus devletin ideolojisinin Kemalizm’le inşa edildiğini belirtiyor.
Her şey iyi gidiyor. Salonda çıt yok. Herkes ilgiyle konuşmacıları dinliyor. Sorular, cevaplar, yorumlar. Derken, soru sormak isteyen bir gencin,  konuşmasına başladığı anda Abdullah Öcalan için ‘sayın’ ifadesini kullanması. Ve ortalık karışıyor. Kimse kimseyi dinlemek istemiyor. Karşı taraftan gence müdahale edenler. Müdahale edenlere  müdahale edenler. Bir karmaşa. Neyse ki bunlar panelin sonunda oluyor ve toplam beş dakikayı geçmiyor. Kimse bu tartışmaları onaylamıyor. Ama panele katılanlar bunu çok büyük bir mesele olarak da görmüyor. “Bağıra çağıra birbirimizi dinlemesini de öğreneceğiz” diyorlar. Panelden sonra salon hala dolu. Can Dündar’ın etrafını saranlar. İmza almaya çalışanlar. Diğer konuşmacılara soru sormaya çalışanlar….  LSE’deki panele yaklaşık 500 kişi katıldı ve bağırarak diğerlerine söz hakkı tanımayan dinleyici sayısı 10’u geçmiyordu. Ancak buna rağmen ertesi gün Türkiye’de gazetelerde yazılanlara bakıyoruz. Herkes şaşkın. Panele katılmış olan İngiliz akademisyenlere ve araştırmacılara Türkiye’deki gazetelerin neler yazdığını tercüme ediyorum. Hayretler içinde kalıyorlar. İnanamıyorlar. ‘Nasıl olabilir?’ ‘Nasıl böyle çarpıtabiliyorlar’ diye soruyorlar. Utanıyorum… Panele katılan konuşmacıların (Can Dündar dışında) ne söylediklerini bırakın, isimlerine bile yer verilmemişti yorumlarda. 

Panele en başından beri emeği geçenlerden Özgür şaşkın. “Böylesine başarılı bir etkinliğe nasıl gölge düşürebilirler?” diye soruyor.  Panele katılan ve haber yapan ulusal gazetelerin temsilcilerini tek tek arayıp “gazetecilik etiği” tartışmasına giriyor. Ama artık olan olmuştu. Kaldığı otelin lobisinde Can Dündar ile konuşuyoruz. Türkiye’yi çok yakından tanıyan sevgili Can Dündar, “30 yıldır Türkiye’de gazeteciyim. Neyin haber olup, neyin olamayacağını  çok iyi biliyorum artık. Bunlar, dışarıda yaşayanlara tuhaf geliyor olabilir ama bizler alıştık” diyor. Can Dündar’ı anlıyorum. Çünkü Türkiye medyasını yakından takip eden biri olarak medyanın yıllardır ‘dezenformasyon böcekleriyle” nasıl donatılmış olduğunu iyi biliyorum. Ama bazı gazetecilerin daha da ileri giderek panelle ilgili hiçbir araştırması ve bilgisi olmadan sadece paneli düzenleyenlerle, katılanları zor durumda bırakmak amacıyla “hedef gösterme” çabalarını anlayamıyorum. Hele Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidardaki partisi AKP’ye yakınlığıyla bilinen bazı kişilerin, Türkiye’nin Başbakanı Recep Tayip Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın ve Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker’in kızı Zeynep Eker’in de eğitim gördüğü, LSE gibi dünyanın en önemli akademik kuruluşlarından birinin bünyesinde kurulmuş olan ASEN’in düzenlediği bir paneli ‘bu paneli PKK’lılar düzenledi ve Can Dündar’da bunu bilerek katıldı” şeklinde daha da ileri gitmelerini ve hem Can Dündar’ı hem de ASEN’i zor durumda bırakma girişimlerini hiç anlamıyorum. Unutmadan, paneli izleyenler arasında bulunan türbanlı gruptan bir kişinin LSE’de mastır yapan Başbakan’ın kızı Sümeyye Erdoğan olduğunu söyleyenler oldu. Benim fazla ilgimi çeken bir konu değil. Ama bu tartışmaları başlatanlardan şunu sormaları beklenebilir:Başbakan Erdoğan’ın kızı PKK’nın düzenlediği panelde var mıydı? Eğer ordaydıysa o da paneli PKK’nın düzenlediğini bilerek mi katılmıştı…?”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 + 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.