İNGİLTERE’DEN… Ölü sayısı

Midem bulanıyor. Yazmak istemiyorum bu gün. Eli kanlı savaş sevicilerine söylenecek sözleri bir araya getirecek kelimeleri bulmakta zorlanıyorum. Bir başlarsam bu yazı hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor. Hiç virgülü olmayan, hiç noktası olmayan bir yazı yazacakmışım gibi geliyor. Bir saat. Üç saat. Beş saat. Hiç durmadan, dinlenmeden yazacakmışım gibi geliyor. Bu kirlilik beni kusturacakmış gibi geliyor. Bu sağcı, bu milliyetçi, bu palavracı, bu klişeci ortam kusturacakmış gibi geliyor beni. Çok uzaklarda, soğuk bir Londra gecesinde vuruluyor gibi umutlarım. Vuruluyor gibi düşlerim. Vuruluyor gibi insanlığım. Ve sonunda elimde sadece bir avuç hüzün, sadece bir avuç gözyaşı kalacakmış gibi geliyor.

İnsanlar geçiyor önümde. Gözlerimin görmeye yetmeyeceği kadar çok sayıda insan geçiyor önümde. Beyaz çarşaflar içinde gençler. Sırtlarında 35 kilo yükleriyle yürüyorlar. Sayıları bilinmiyor. Kimileri bin diyor, kimileri on bin. Manşetlerde sevinç çığlıkları atılıyor. Olağanüstü bir heyecan. ‘Güneş Doğuyor’ ülkenin uzak dağlarına. ‘Karakışta Güneş Doğdu’ oluyor dev sür manşeti birilerinin. “Sınırsız temizlik” diyor diğerleri. Ağız birliği etmişçesine yollar ve köprüleri imha ediyorlar.

30-40 kilometre içeriye giriyorlar. Dağları, ormanları bombalıyorlar. Ve sonra gururla ilk gün’ skorunu yazıyorlar hep birlikte. ’44 terörist öldürüldü ‘ Ve ‘5 asker şehit’

Sonra ikinci gün skoru geliyor: 35 terörist öldürüldü, 2 şehit. Sonra üçüncü gün: 33 terörist öldürüldü, 8 şehit”. Derken dördüncü gün: 41 terörist öldürüldü, 3’ü korucu 5 şehit. Ve beşinci gün, altıncı gün…

Gözlerimin görmeye yetemeyeceği kadar çok insan geçiyor önümden. Beyaz çarşaflar içinde genç insanlar hepsi de. Sırtlarında 35 kilo yükleriyle, kafalarına asılı gece gözlükleriyle, yüzlerinde kamuflaj boyalarıyla, ellerinde silahlarıyla, ayaklarında özel botlarıyla yürüyorlar.  Duruyorlar. Dinleniyorlar. Uyuyorlar. Kalkıyorlar. Yine yürüyorlar. Kaçıyorlar. Kovalıyorlar. Saklanıyorlar. Siper alıyorlar. Nişan alıyorlar. Ateş ediyorlar. Korkuyorlar yara almaktan. Korkuyorlar vurulmaktan. Korkuyorlar donmaktan. Korkuyorlar düşmekten. Korkuyorlar aileleriyle konuşmaya bile. Gün sayıyor genç insanlar. Gün sayıyorlar  ölümün kol gezdiği bilmedikleri, tanımadıkları uzak bir coğrafyada. Gün sayıyorlar. Birbirini tanımayan, birbirinin yüzünü bile görmeyen ve hiçbir zaman konuşma şansı bulamamış olan aynı ülkenin çocukları. Sonra imkansızlığın ortasında tezahüratlar ve alkışlar arasında öldürüyorlar birer birer. Ve ölüyorlar birer birer.  Bütün ayrılıkları, yaşanmamışlıkları, imkansızlıkları geride bırakarak düşüyorlar adına vatan dedikleri kara toprağa. Ve savaşı kurtuluş olarak görenler bayram ilan ediyorlar her ölümün ardından. Ellerini kovuşturuyor birileri beş yıldızlı lüks lotel odalarında. Cilalı masalar etrafında yeni kan pazarlıkları yapıyorlar. Serbest Piyasa. Petrol. Küreselleşme. Çok uluslu şirketler. Pazar. Enerji. Açıklanmayan pazarlıklar. “Şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganlarıyla gençleri ölüme yollayanlar, sessiz kalıyor diğer köşesinde ülkelerinin kaynakları satılırken birer birer.

Gözlerimin görmeye yetemeyeceği kadar çok sayıda insan geçiyor önümde.  Ay yıldızlı tabutlarda ölü çocuklarını gömüyor gözü yaşlı analar feryatlar arasında. Sayıları bilinmeyen ölü insanlar. Kimileri 17 diyor, kimileri 170. Mütevazi gecekondu odalarında, köy evlerinde, cami avlularında ağıtlar yükseliyor yine. Yitenler  için yapılacak bir şey yok artık dua etmek ve ağlamaktan başka. Türkçe ve Kürtçe ağıtlar yükseliyor ülkenin dört bir yanında. Komutanlar, kaymakamlar, üst düzey yöneticiler kara gözlükleriyle en ön safları tutuyor cenaze törenlerinde.

Gözlerimin görmeye yetemeyeceği kadar çok sayıda ölü insan görüyorum. Kimisi 20, kimisi 25 yaşlarında. Kimisi ilk okul mezunu. Kimisi ortaokul terk. Kimisi Samsun’lu. Kimisi Trabzonlu. Eskişehirli. Çanakkaleli. Kırıkkaleli. Bitlisli. Diyarbakırlı. Yoksul gençler. Köylü gençler. Şehirli gençler. Gözlerimin görmeye yetemeyeceği  kadar çok sayıda genç insan ölüsü görüyorum. Kimisi yeni evli. Kimisi nişanlı. Kimisinin sevgilisi bile olmamış daha. Kimisinin eşi hamile, kimisinin babası felç, kimisinin annesi hasta, kimisinin kardeşi üniversitede öğrenci…

Ve midem bulanıyor artık. Yazmak istemiyorum bunları daha fazla. Okumak istemiyorum. İzlemek istemiyorum. Görmek istemiyorum. Duymak istemiyorum. Bilmek istemiyorum. Yoksul Anadolu insanının canıyla vatanseverlik yapan eli kanlı savaş sevicilerine söyleyecek söz bulamıyorum. Sadece Türkçe ve Kürtçe ağıtlar yankılanıyor kulaklarımda. Durmadan aynı sesi duyuyorum. Yeter artık! Edi Bese!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 18 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.