İnsancıllığın ters kutupları…

Muazzam çekimler eşliğinde, bir taraftan doğanın acımasız şartlarına, yaşam yasalarının ölümcül katılılıklarına, diğer taraftan buna rağmen süren ekolojik ahenge, sevginin ve şefkatin ulviliğine kilitleniyorsunuz… Onca katılık ile bunca hassasiyet arasında sıkışmış insan türü olarak, kendi statünüzü  sorguluyor, eski insani değerlerin insan eliyle cüceleştirilmesinden önceki duruluğu yakalıyor ve öykünüyorsunuz doğaya…


Yeryüzünün barındırdığı değerlerin en yüce ve kutsal olanlarına sadece insanların sahip olduğunu sanıyoruz… Acaba öyle mi?  İzlemeyenler için,  Antartika’nın uçsuz bucaksız, ıssız beyazlığında barınan penguenleri anlatayım size…


Binlerce penguen, üreme mevsimleri gelince geniş bir buz vadisinde toplanıyorlar, her biri kendilerine has işaretlerle ve kurlarla kendi eşlerini seçiyorlar. İçgüdüye, buz üstünde sıcak bir aşk yükleyerek, kendi kuytularında üreme görevlerini ifa ediyorlar…  Dişi bir an bile kalkmadan kuluçkaya yatmak zorunda, yoksa yumurta eksi 60 derecede anında donabilir… Dişi, günlerin yorgunluğuyla bitap düşünce, erkek, kuluçkaya yatma görevini eşinden devralıyor. O sorumluluğu ve o disiplininin bir saniye süren törensel devir teslimindeki titizliği anlatmak çok zor. Ekip çalışmasında dişinin rolü, uzaklara gidip, aylarca yiyecek arayıp bulmak ve doğacak yavrusuna ulaştırmak… Erkeğin rolü ise, daha güçlü ve dirençli olduğu için, bahar gelene kadar, aylarca, bacaklarının arasındaki özel kesede önce yumurtayı, sonra da yavruyu sıcak tutup, donmaktan korumak.


İşte esas ekip çalışması orda başlıyor… İnsana kapak olacak müthiş bir dayanışma oluşuyor penguen ülkesinde… Kabilenin tüm erkekleri birbirlerine sokulup saf tutuyorlar, birbirlerini ısıtıyorlar. Binlerce penguenden oluşan yumaklar oluşuyor beyaz sonsuzluğun üzerinde… Yumağın en ortası en sıcak yer olduğu için, her bir erkek penguen, keselerindeki yavrularıyla, dönüşümlü olarak en ortaya geçerek ısı depoluyorlar, sonra nöbetleşe olarak çemberin en dışına dönüyorlar. İnanmayacaksınız, bu süreç tam 4 ay böyle sürüyor, ayakta, aç billaç ve  omuz omuza yaslanarak…


4 ay sonra, ailelerinin yanına dönmekte olan dişiler beliriyor ufukta, karınlarını tıka basa balık ve kalamar doldurmuş vaziyette… Ve binlerce penguenin her biri, sevinç çığlıklarıyla haberleşip, o kalabalıkta kendi eşlerini buluyorlar. Erkeklerin keselerinden kafalarını çıkarmış olan yavrular, annelerinin karınlarında taşıdıkları balık ve kalamarlarla, annelerinin ağzından beslenmeye başlıyorlar… Bu sahne, annelerin yavrularını ilk görüşü… Daha sonra dişiler, önce yavruları vermekte nazlanan erkeklerinden müthiş bir itinayla devralıyorlar çocuklarını… Anne babanın o andaki gururları görülmeye değer…


Bu arada, bu acımasız süreçte yavruları telef olmuş olan annelerin, anneleri geri dönememiş olan yavruları evlat edinmek için birbirleriyle olan mücadelelerini izlerken boğazınız düğümleniyor artık…


İnsani değerlerin giderek yokolduğu bir gezegenin, insan ayağı basmamış en ücra ve donuk bir köşesinde donmadan yaşatılan insani değerler hala var demek ki,  hayvanların devralıp, sürdürdüğü… Sevgi gibi, saygı gibi, dayanışma gibi, kollektif yaşam sürebilmek ve hayvanca paylaşmak gibi… Hem de doğanın onca çetin şartlarına ölümüne göğüs germelerine rağmen… Oysa insanların şehirlerinde, bunların tam tersi orman yasaları hakim… Bu müthiş paylaşımı ve dayanışmayı izlemeli önce maço erkekler, sonra bütün insanlar ve sonra da nalıncı keserleriyle insanlığı yontan ülkeler…


Ki üstünlüklerini ezmekte değil, dayanışmada kullanarak ve paylaşarak, topluca geleceğe tutunabilsinler ve evrim basamaklarına tırmanabilsinler, bu kuşbeyinlilerden kapacakları derslerle…

694210cookie-checkİnsancıllığın ters kutupları…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eight + 7 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.