Oblomov’lukla Olmaz

Müzikten anlamam ama çalışı pek hoşuma giderdi. Kendine olan o eşsiz güvenini yıllar önce duruşunda, yürüyüşünde, bakışında gözlemledim. Varlığı sahneyi sessizce dolduruyordu. Çalım atmıyor, kurum kurum kurulmuyor, ilgiyi çekmek için özel bir çaba göstermiyordu. Kadın olarak güzelliğini öne çıkarmakta herhangi bir telaşı da yoktu. Çaldığı parçayı bitirir bitirmez, silinip gitmek ister gibi, hemen oradan kaçıp gitmek ister gibi bir an durur kalırdı. İşini iyi yapan herkeste gördüğümüz o rahatlık onun kişiliğinin de bir parçası olmuştu. Birçok sanatçı tanıdım, çoğunda ondaki dinginlik yoktu. Neden geçmiş zamanda konuşuyorum, bitmiş bir şeyi anlatır gibi anlatıyorum? Çoktandır bu kirli dünyadan elimi eteğimi çektim de ondan. Ne konsere ne tiyatroya gidiyorum. Dilerim daha uzun yıllar çalar, daha uzun yıllar yaratır, dilerim süslü kadınların ve boş adamların kulaklarından çok insanlığın sesini duymaya alışık olanların kulakları için çalar. İdil Biret’den sözettiğimi anlamış olmalısınız.

Geçenlerde Sabahat kardeşim Fransa’dan onunla ilgili bir kitabı benim için getirtmiş. Dominique Xardel’in İdil Biret adlı bu kitabı hem bir görüşme kitabı hem bir bilgi kitabıdır. Yazar pekçok konuda sanatçının görüşünü alıyor, bu arada onunla ilgili bilgiler de veriyor. Henüz kitabı bitirmedim, tadını çıkara çıkara okuyorum. İdil Biret’in ruhunun bütün güzelliği bu kitaba bir armağan gibi dökülmüş. Ben yalnız çalışkan insanları adam sayarım. Alçakgönüllülüğe hiç gerek yok, ben kendim de çalışkanım. İdil Biret’in belli ki bütün yaşamı çalışmayı en büyük değer bilen bir gerçek aydının yaşamı olmuş. İnsan olmak adına taş üstüne taş koyarken çalışmaktan başka bir dayanağımız olabilir mi? Çehov’un Üç kızkardeş’inde İrina’nın şu sözlerini anımsadığımda gözlerim dolar: “Bir zaman gelecek, insanlar bütün bunları anlayacaklar, bu acıların neden çekildiğini anlayacaklar, giz diye bir şey kalmayacak: ama bu arada yaşamak gerek… çalışmak gerek, çalışmak… Yarın tek başıma gideceğim, okulda ders vereceğim, yaşamımı belki de ona gereksinimi olanlara vereceğim. Şimdi güz, arkası kış, kar her şeyi örtecek, ama ben çalışacağım, çalışacağım…”

Kitabı okurken İdil Biret’le ortak bir yanımızı buldum. Rus edebiyatı benim ilkokuldan başlayarak ilk okulum olmuştur. Şu sözlerin benzerini ben de söyler dururum: “O günlerde tüm rus edebiyatını tek sözcük kaçırmadan yutar gibi okuyordum. Oblomov’u pek sevdim -tanıdığım İstanbullulara hatta kendi ailemin üyelerine çok benziyordu-, prens Mişkin’in pırıltılı kişiliği beni pek sardı ama Dostoyevski’nin büyüklüğünü Ecinniler’in gözle görünür dağınıklığında buldum. Tolstoy’a büyük romanlarından çok öyküleriyle hayrandım. Çehov’un kişiliği beni öyküleri kadar büyüledi.” İdil Biret’in tam bir yüreklilikle ortaya koyduğu gözlemi beni çok duygulandırdı. Gonçarov bir Oblomov’lar toplumunda yaşıyordu. Bütün rus yazarlarında o zamanki rus insanının tembelliği şu ya da bu biçimde yani bazen açık bazen örtülü bir biçimde yansır. Gerçekte Türkiye de bir Oblomov’lar ülkesidir. İdil Biret’in belirttiği gibi Türkiye’yle Rusya birbirine benzeyen iki ülkedir: “Türkiye’nin Rusya’ya azçok benzeyen bir yanı vardır, her iki ülke de iki kıta üzerindedir, buralarda apayrı ve birbirini tümleyen uygarlıklar ardı ardına gelmiştir.”

Bununla birlikte her ülke insanı kendi apayrı özellikleriyle vardır. Benzeşmeler bir yana her toplum kendi renklerini yaşar. Prens Mişkin rustur, Raskolnikov da rustur, Karamazov’lar da rustur, ama Oblomov rus olmakla birlikte yalnız rus değil aynı zamanda türktür, aynı zamanda bir başka ülkenin de insanıdır. Dobrolyubov bu gerçeği “Bu kitapta önemli olan Ovlomov değil Oblomov’luktur” sözleriyle belirlemiştir. Oblomov’luk insanlığın çok ciddi bir hastalığıdır. Çünkü her Oblomov örtülü bir asalak olmakla her koşulda işini sağlama almaya bakacaktır. Görünmez bir asalaktır o. Onun görünen yanı sanat adamıdır, bilim adamıdır, felsefe adamıdır, devlet kapısında memurdur, önemli bir kurumun bir üyesidir, buna benzer biridir. Onu bir yerde söylev verirken, bir başka yerde felsefe öğretirken, daha başka bir yerde yöneticilik yaparken bulabilirsiniz. İnsanların bilimsel yeterliklerini makalelerle ortaya koyabildikleri hatta ona bile gerek duymadıkları bir dünyada Oblomov’luk ister istemez şarlatanlıkla eşanlamlı olacaktır. Ne mutlu insanlığa ki bir yanda sayısız Oblomov’lar yetiştirirken öte yanda İdil Biret’ler yetiştiriyor. İyiden iyiye karamsarlığa gömüldüğünüz bir anda birdenbire içinizde duyacağınız bir müzik sesi size kendiliğinden insanlığın pırıl pırıl bir geleceği olduğu duygusunu verecektir. Çehov haklıydı, bugün çektiğimiz acılar yarının o eşsiz aydınlıklarını doğuracak.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

20 + nineteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.