Okuduğumu okuyorsan evlenebiliriz

Bay Word Babcock kendisine bir “entelektüel fahişe” arıyordu.
Bütün telefon rehberlerini karıştırıp, sayfalarını eskitti; yok yoktu…
İlanların tahrik edici lafzından başı bile döndü:
“Gecelik eskort!”
“Bir gece için muhteşem karınız olsun, alın tepe tepe kullanın!”
“Al, yeme de yanında yat!”
“Bu kız masaj da yapar, yemek de, başka şeyler de…” gibi ilanları taradı, ama aradığını bulamadı…
Onun aradığı bambaşka bir kadındı!
Penelope gibi sadık bir kadın arıyordu, ama Jezebel gibi azgın da olmalıydı…
Francis Macomber gibi kocasını bir kurşuna harcamalı, fakat seks konu olunca Alberto Moravia’nın Léda’sı gibi samanlıkta köyün berberiyle hasadı birbirine karıştırmalıydı.
Fakat, gelgelelim, Körleşme romanındaki Teresa gibi hiç olmamalı, ancak biraz ev hanımı olmak için tutumluluk açısından Frank Norris’in McTeague romanında anlattığı Bayan Trina’yı az birazcık andırmalıydı…
Tarihin günâhkâr kadınlar listesinde ilk beşe oturmuşlar arasında olan bir Romalı Messelina kadar siyasî fesat ve fitne fücrün sahibi bulunmalıydı; çünkü kadının iyisi biraz böyle olmalıydı diye bir yerlerde okumuştu.
Fransız saraylarının resmî metresi Madame de Pompadour’dan kalfalık eğitimi almış, ustalık müracaatına gittiği Mata Hari gibi James Bond’a taş çıkartacak bir hatun olmalıydı.
Ama bütün bunlar bir yana kuzu kuzu erkeğin yanında durmalıydı. Böylesini koydunsa bul!
Bay Babcock, öyle bir “fahişe” bulmalıydı ki onunla Marcel Proust, Dostoyevsky, Melville, Homeros, Graham Green, Cervantes üzerine konuşabilmeliydi…
Hatta Gramschi’den söz edebilmeli, Marx’a laf gelirse fahişe dediğin iki kelâm çakabilmeliydi. Lenin ve Troçky adı geçerse bülbül kesilmeli yahut en azından saka kuşu gibi ötmeliydi.
Ödediği ücretin arta kalan kuruşlarında, zaman yeterse, Herodot’un hikâyeleri ele alınmalı, bunların “Tarih Baba” tarafından yazılmış gerçeklik değil, birer uydurma olup olmadığı tartışması ikisi arasında sürmeliydi.
Bay Babcock, gerçeğinden fazlasını istemekteydi.
Siz şimdi buna inandınız mı, hiç öylesi olur mu?
Ama bu bir hikâyedir ve anlatılan zırvalar ünlü film yönetmeni, oyuncu, sanatçı Woody Allen tarafından yaratılmış bir karakterin “cinsel tutkularıdır.”
Hikâyenin adı, “Müşteri” dir, yazıldığı tarih de epeyi eskidir: 1974…
Peşinde abone gezdiren The New York Review dergisinde yayınlanmış, 2 bin kelimelik bir hikâyedir.
Meraklısı gider, arar, bulur, okur…
Bay Babcock da aradı ve sonunda bir entelektüel fahişeyi kendine buldu: Bayan Flossie…
Flossie, New York’un ünlü Vassar Üniversitesi’nde gündüzleri edebiyat öğrencisiydi; Geceleri malûm!
Bay Babcock’un evli olduğunu söylemeye gerek yok!
O, “Evlendiğimde karımın edebiyattan keyif almadığını bilmiyordum” diyenlerdendir…
Amerika’da şimdi “Babcock Sendromu” denilen duruma, evlenip, hele bir de çoluk çocuk bostanına düşmeden evvel yakalananları rahatlatacak bir web sayfası icad edildi. Sitenin adı alikewise.com ‘dur, şimdilik 4 bin kullanıcısı vardır.
Birbirlerini arayıp hâl hatır sorduktan sonra, sen ne okudun, ben bunu okudum, a-aa onu da mı okudun, “Mahmut âbi sen bütün bu kitapları okudun muuuu?” diye kedi aksânıyla sorup edebiyat testi yapan ortalaması otuzlarında bay ve bayanlardır…
Herkes ne okuyorsa, onları paylaşarak eşini arıyor, buluyor burada… Böylece daha sonra, Flossie gibi edebiyat fakültesi öğrencisi fahişe arama telaşında kalmıyor.
“Okuduğumu okuyorsan gel evlenelim” sitesine son kayıt yapanlardan birisi, Orhan Pamuk’un “Benim Adım Kırmızı”yı okumuş, şimdi soruyor, “Osmanlı tarihini seven hanımlar beni arayınız!”
Adını da yazalım meraklı ve Orhan Pamuk sever-hanımlarımıza kolaylık olsun: Bay Jim R. Mc., 65 yaşında…
Virginia Eyaleti’nden arıyor müstâkbel hanımını, gel evlenelim diyerek karısına kapı açacağı evin adresi de Falls Church kasabasındadır… ( Virginia güzeldir bayanlar, vallahi tavsiye ederim!)
Açıkçası bu anlamda çöpçatanlık yapan web sayfası sadece “alikewise” değildir, daha bir sürüsü var, fakat en ciddi çalışanı galiba bu!
Zira, daha hoşlandıkları aynı romanın ikinci sayfasında evlenmeye karar veren çiftler hep bu alikewise’dan çıkıyormuş; ben reklamını yapmıyorum, Amerikan basınındaki yorumcuların lafını aktarıyorum.
Ben ne bilirim bu işleri, ne de “çakarım!”
Zatî evli barklı bir adamım, hikâye roman tartışacak hâlim mi kalmış; benim hayatım zaten roman…
Ha! Bir de benim romanlarımı okuyup birbirilerine evlenme teklif edecek bay ve bayanlara da “Bir yastıkta kocayın!” demekten başka ne gelir elimden…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.