Oyun ile oyuncak

Oyun, hos vakit geçirmek için yapilan bir yaristir kimi zaman, ya da bir hüneri sergilemektir. Satranç, dama, bilardo, tavla, tenis, futbol, cirit, çelik çomak birer oyundur, dikkat veya sansa dayanan eglenceli yaristir. Karagöz oyunu, Hokkabaz oyunu, Bale ve Tiyatro oyunlari, Zeybek, Karadeniz oyunlari ögretici ve estetik duygulari oksayici hünerlerdir. Her oyunun bir oyuncagi vardir elbette…Oyuncak, çocuklarin oynayip eglenmesine yarayan seydir.Ve bütün insanlarin, kadini erkegiyle, içinde hiç büyümeyen bir çocuk vardir, ve herkesin çok sevdigi oyuncagi, muhakkak vardir…

Yalnizlik bile oyun oynar kendi yalnizligiyla.Oyuncagi düsünmektir, sessizliktir, sükunettir…Benim oyuncagim ise, ses verir bana. Ismi Rüzgargülü’ dür.Sevdigim figürler metal veya tahtan yapilmistir ve iplerle baglanip,çanlar takilmistir, rüzgar estikçe , birbirlerine degip, müzikal sesler çikartir, insana huzur veren, sanki ninni söyleyen…öyle ki, yaz aksamlarinin ilik rüzgarinda uykuya daldigimda, ben duymasam dahi, bikmadan ninni söylemeye devam eder Rüzgargülü.Ve adeta hiç yorulmadan kiyiya vuran dalgalarin sesiyle yarisir, rüzgargülü.Eger, rüzgar esmiyorsa, susar durur, fakat ben duramam, elimle hafifçe dokunur, ses vermesi için ilk ivmeyi kazandiririm ona, ve dinlerim sesini…Sevdigim birisine hediye almak istedigim zaman, ilk aklima gelen Rüzgargülüdür. Beni hatirlatsin diye mi acaba, yoksa ben çok hatirlamak istedigim için mi, seçerim Rüzgargülünü, bilemem.
Kimbilir sizin en çok sevdiginiz, en çok oynadiginiz, en çok düsündügünüz oyuncaginiz hangisidir, kendi kendinize bir sorun ve hatirlayin bence, hiç büyümeyen çocuklugunuza rastlayip konusacaksiniz kendinizle.Konusmak, düsünmek kadar zordur esasinda. Insan, herkesle konusamaz, herkesi anlayamaz, herkese kendini anlatamaz, çilgin hayallerinden, çocuksu düslerinden, gerçeklesecegine yürekten inandigi ümitlerinden, yani, kendi samimi,hiç hesapsiz gerçeginden, herkese bahsedemez, ve en mühimi herkesi içtenlikle dinleyemez insan, yani hiç büyümeyen çocuk olan insan.
Bir gün, birisi, büyüdüm sanar kendisini, ve büyütmek ister bir baska birisini, birlikte oynamak için. Ve bir oyuncak gerekir ikisine, manevi bir oyuncak, bir çocuklari olur birdenbire, ve anlarlar ki, çocuk da büyütmez insani…Manevi oyuncak hep Maddi oyuncak ister yani para ister büyümek için…Çocuk, insani, ayni anda en çok mutlu edebilen ve en çok üzebilen tek seydir hayatta, sevinci sevincimiz, derdi derdimizdir çocugun…Ne çare ki, hepimiz çocuguz, hepimiz birilerinin çocuguyuz, ve kimin kimden çocugu oldugunu Tanri biliyor, ne mutlu ki çocuk sevinciyle, yasama sevincimizi diri tutuyoruz…Hep böyle olacak, hep böyle kalacak, çocuklar büyük olduklarini sanacak, büyükler hep çocuk kalinacagini bilecek…Eger, herseyi bildigini belli edersen,oyunun disinda birakilma ihtimali de var, yani yalniz oyun oynama becerisini kazanmak…bu da çok zor degil ama çocuklar paylasmayi sever,çocuklar gülmeyi sever, çocuklar oyun oynamak için gelirler bu hayata…

Mühim olan, ömrümüzün her çaginda hiç kimseye, çocuk yüregimizden bir dal koparttirmayalim. Kendi çocuklarimiza anne-baba rolü oynayacagiz diye çocuk oldugumuzu ve hep çocuk kaldigimizi unutturmayalim. Kendi anne-babamizin, yillarin içinde, gittikçe artan çekismelerinin sebebinin, kendi çocukluklarina sahip çikmak gayreti oldugunu, unutmayalim.Esasinda, bu dünyaya çocukca oyun oynayip, çocuklar gibi mutlu olup, oyuncaklarimizi birakip gitmek için gelmedik mi?Aman oyuna gelmeyelim yani aldatilmayalim, oyun ve oyuncak, hiç büyümeyen çocugundur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seven + fifteen =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.