FARUK ESKİOĞLU / LONDRA – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), yaşlıların da tıpkı ırkçılık ve seksizim gibi ekonomik ve sosyal olarak ayrımcılığa uğradığını belirterek, yaş ayrımcılığına (ageism) küresel olarak yaşlı karşıtlığının öne geçilmesini istedi. Yaş ayrımcılığı, insanların sadece yaşlarından dolayı istihdamda, sosyal ilişkilerde ve hizmet alımında ayrımcı davranışlara maruz kalmaları anlamına geliyor.
DSÖ’nün resmi web sitesinde yer alan bilgide dünya çapında 60 yaş ve üstü yaklaşık 600 milyon insanın bulunduğu ve bu sayının 2025’e kadar ikiye katlanacağı, 2050’de ise iki milyara ulaşacağı belirtildi.
Yaşlanan dünyada ekonomideki çarkların daha çok emekliler ve yaşlı bakımı için dönmesi yaşlı karşıtlığı ve ayrımcılığını da körüklemesinden endişeleniliyor.
IRKÇILIK VE SEKSİZİMİ SOLLAYABİLİR
Yaşlı ayrımcılığının da tıpkı ırkçılık ve seksizim gibi ekonomik ve sosyal olarak giderek artmasından duyulan kaygının vurgulandığı açıklamada 2014’de dünyada pek çok hükümetin yaş ayrımcılığının önlenmesi, sorunların çözülmesi ve yaşlıların haklarının geliştirilmesine karar verdiği hatırlatıldı.

DSÖ ayrıca konuyla ilgili yapılan araştırmalardan da örnekler verilerek yaş ayrımcılığının giderek ırkçılık ve seksizimden daha yaygın bir soruna dönüşebileceği konusunda uyarıda bulundu. Yaşlı karşıtlığının yaşlılar kadar toplum için de ciddi bir sorun yumağına dönüşebileceği öne sürülen yazıda, bütün bunları önlemek için sorunları saptayarak, sorun yaratan olguları aşacak politikalar geliştirmenin gerektiğinin de altı çizildi.
NE YAPMALI?
DÖ, yaş ayrımcılığını engellemek için kamu oyu oluşturulmasını isteyerek, bu konuda medya, siyasiler, işverenler ile hizmet sağlayıcılara büyük iş düştüğünü belirtti. Yaşlı nüfusun artışıyla yeni sorunlarla karşılaşağı vurgulanan yazıda, “Araştırmalara göre; yaşlanmayla ilgili olumsuzluklarla karşılaşanların 7,5 yıl daha az yaşadığı saptandı” denildi.
Yaşlanma ve topluma yük olma psikolojisinin kalp hastalığından öz güven yitikliğine kadar pek çok biyolojik sorunları doğuracağı belirtilerek, bu negatif ayrımcılığın yaşlıların en savurmasız olduğu sağlık ve sosyal bakım ortamlarında bile yaygın olarak rastlanıldığı öne sürüldü.
Bilinçi ya da bilinçsiz yaşlı ayrımcılıkları arasında en klişe olanlar da şöyle sıralandı:
- Yaşlıları sosyal olarak izole ederek fiziksel ve zihinsel olarak gerilemelerine neden olmak
- Fiziksel aktivite ortamı sunulmaması
- Ekonomik yük olarak görülmesi ve bu duygunun yansıtılması
- Bunama gibi yaşla ilgili sorunlarda önyargılı davranılması
- Yaşlı bakımında iş koşullarının diğer iş kollarıyla eşit tutulması
- Yaşlılara uzun süreli bakım hizmetinde kalite düşüklüğü
- Pek çok ülkede yaşlı bakımı için bütçe ayrılmaması
***
TÜRKİYE’DE YAŞ AYRIMCILIĞI
Türkiye’de salgın nedeniyle hükümetin çalışanlar dışında 65 yaş üstüne belli saatlerde sokağa çıkma yasağı uygulaması medyada yaş ayrımcılığı tartışmalarını da gündeme taşıdı. AKP hükümeti yasağı yaşlıları koruma adına yaptığını öne sürerken, çoğu emekli olan bu yaş grubu da asıl niyetin kendilerine yasaktan dolayı her hangi bir ödeme yapılmayacağı için eve mahkum edildiklerini belirttiler.

Merkezi İstanbul’da bulunan 65+ Yaşlı Hakları Derneği, koronavirüs salgını karşısında yaşlıların kırılgan haline dair yaptığı açıklamada, “Birlikte hastalıktan korunmayı, birlikte iyileşmeyi becerebiliriz. Yaşlılar, aile fertleriyle, komşularıyla, destek aldıkları kişilerle bir acil durum planı yapmalı” denilerek önlemlerin yaş ayrımcılığına dönüştürülmemesi istendi. Açıklamada “Evsiz yaşlılar, emekli maaşıyla geçinemediği veya sosyal bir güvenliği olmadığı için 65 yaşın üzerinde olmasına karşın çalışmak zorunda olanlar da bu sınırlandırma kapsamında yer alıyor” denildi.
Resmi verilere göre, Türkiye’de yaşlı nüfus 5 yılda yüzde 21,9 oranında artarak geçtiğimiz yıl 7 milyon 550 bin 727 kişi oldu. Türkiye, yaşlı nüfus oranına göre dünyada 66’ncı sırada bulunuyor. Nüfusunun yaklaşık yüzde 9’unun 65 yaş üstü nüfustan oluşan Türkiye’de yasağın sadece belli bir yaş grubuna uygulanması insanların sadece yaşlarından dolayı istihdamda, sosyal ilişkilerde ve hizmet alımında ayrımcı davranışlara maruz kalmaları anlamına geliyor.
Bilgi Üniversitesi’nden yaşlılık çalışmaları konusunda uzman, sosyolog Prof. Kenan Çayır’a göre, yaşlıların bu süreçte korunmaları gerektiği konusunda bir konsensüs var ama bu sürecin nasıl yönetileceğine dair bir uzlaşıya varılabilmiş değil.
Euronews Türkçe’ye konuşan Çayır, “Yaşlanan bir dünyada yaşçılığın bir ayrımcılık ideolojisine dönüşme riski var. Kadınlar kadın, göçmenler göçmen olduğu için kalıpyargılara maruz kalırken, insanlar da yaşları yüzünden çeşitli damgalara konu olabiliyorlar. Bu tıpkı taciz davalarında kadına yöneltilen “o saatte sokakta işin neydi” sorusuna benziyor. Bugünlerde gördüğümüz biraz da bu. 65 yaş üstündeyseniz, zaten evde kalmanız, atıl ve pasif olmanız, çalışmamanız gerekiyor şeklinde bir görüş var ve bu da sosyal medyada nefret söylemine dönüşüyor” diyor.
Koronavirüs salgınında ölenlerin büyük kısmının yaşlı olmasından dolayı hiçbirisi kamu sağlığı önlemlerine dikkat etmiyormuş gibi bir algı yaratılmaması gerektiğine dikkat çeken Çayır, “Mesele, yaşlılık değil. Asıl sorun sosyal sistemde ve yaşlılığın algılanmasında. 65 yaş üstü nüfusun bir kısmı yaşlılıkla birlikte çalışmadıklarında yoksullaşıyorlar. Dolayısıyla, 65 yaş üstünü istihdam sektöründe kalmaya zorlayan sebeplerin başında, maddi olanakların azlığı geliyor” diye konuştu.
TÜRKİYE’DE YAŞLI BAKIMI YETERSİZ
Kalkınma Bakanlığı, 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı’na yaşlanmayı da dahil etmiş, yaşlı yoksulluğu, aktif yaşlanma, yaşlılıkta psiko-sosyal yaşam ve kuşaklar-arası dayanışma konularında hedefler belirlemişti. Bununla birlikte Türkiye’de halen yaşlı bakım hizmetleri yeterli düzeyde değil.
KONDA araştırma şirketinin 2019 Aralık ayı verilerine göre, 65 yaş üstü nüfusun yüzde 17’si tek başına yaşıyor, yüzde 13,4’ü halihazırda bir işte çalışıyor.
EMEKLİLİK ÜCRETLERİ ÇOK DÜŞÜK
Öte yandan emeklilerin yaşam standartı maaşlarının düşmesi ve hayat pahalılığıyla son yıllarda düştü. 2024 yılını emekliler için sefalet yılı ilan eden basına göre orta dönemde bile emeklilerin durumunun iyileştirilmesi zor görünüyor.
Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında en düşük emekli maaşı veren ikinci ülke. En düşük emekli maaşı veren ülke ise Bulgaristan. Euro News’un haberine göre Almanya’da ortalama emekli maaşı Türkiye’nin 7 katı. Son on yılda Avrupa’da emekli maaşları artarken, Türkiye’de yüzde 34 geriledi.
Lüksemburg’da emekli 2 bin 734 euro, Norveç’te 2 bin 448 euro, Avusturya’da bin 996 euro, Almanya’da bin 552, Türkiye’de ise 237 euro.
Türkiye’de emekli maaşlarının giderek düşmesinin en önemli nedenlerinden biri de AK Parti iktidarının emekli maaşı bağlama oranını düşürmüş olması. Maaş bağlama oranının düşürülmesiyle en düşük emekli maaşı uzun süredir asgari ücretin altında.
Yine Euro News’ta yer alan haberine göre 2003 yılında en düşük işçi emekli maaşının asgari ücrete oranı 1.47’ydi. İşçi emeklisi asgari ücretten yüzde 47 daha fazla maaş alıyordu.
2023 yılında ise bu oran 0.71’e geriledi. 2024 yılında 0.61’e düştü. En düşük işçi emeklisi maaşı asgari ücretten yüzde 39 daha düşük. Bu oran 2011 yılından bu yana her sene kademeli olarak düşüyor.
En düşük memur emeklisi maaşı ise 2003 yılında asgari ücretin 1,87 katıydı. Bu oran ilk kez 2023 yılında 1’in altına düşerek 0.86 oldu.
En düşük memur emeklisi maaşı ilk kez asgari ücretin altına indi. 2024 yılında ise bu oran 0.80’a geriledi. En düşük memur emeklisi maaşı asgari ücretten yüzde 20 daha düşük hale geldi.
Bu habere emoji ile tepki ver


