Prof. Dr. İzzettin Önder: 18 Mart ve akıl

18 Mart 1915 tarihi bir anma günüdür; Çanakkale zaferinin tarih sayfasına altın harflerle yazıldığı tarihtir. 18 Mart 1915 muazzam bir deha ile birleşmiş fedakar şehitlerin, dünya tarihine insanlık onuruna yaraşır düzeyde verdiği bir derstir. 18 Mart 1915 tarihi, savaşta dahi nefret dili kullanmayan, zafer kazanıldıktan sonra da dünyanın dört bir yerinden savaşmaya gelenleri şefkatle bağrında barındıran ulu komutanın fedakar askerleri ile yazdığı bir destandır. 18 Mart 1915 bir akıl, bir deha işidir. 18 Mart 1915 bir ulusun doğumunun başlangıç tarihidir.

Bu muazzam zaferi dahi, toplumun cahil gerici takımı askerimizin, hele de ulu komutanın değil, gökten düşmanın üzerine saldıran yeşil cübbelilerin işi olduğuna toplumu inandırmaya çalıştılar, oldukça da muvaffak oldular. Benden bir önceki nesilde dahi böyle söylemlerle beyni uyuşmuş insanlara az rastlamadım. Nitekim aynı ifadelerle olmasa da, aynı mantıkla o muazzam eseri toplumsal algılamanın dışına iten kurumsal bağlantılı cahiller bugün de yok mu? İngilizlerin, Türklerle başa çıkmanın en etkili yolunun beyinlerin dincilikle köreltilmesi olduğu mantığı, bugün dahi kanıtlanırcasına doğru değil mi?

18 Mart 1915 tarihi, yaşanışı ve sonucu itibariyle, açık veya örtülü olarak müstevlilerin boyunduruğundakiler de dahil hiç kimsenin veya hiçbir örgütün karartamayacağı bir akıl, bir deha ve bir fazilet işidir!

Peki, 18 Mart 2022!

18 Mart 2022, Çanakkale’de belki de dünyanın en uzun, ya da kule boyu en yüksek veya sadece iki kara parçasını değil, sembolik olarak iki kıtayı birbirine bağlayan muazzam bir eser hizmete giriyor. İnsanlığa ve ulusumuza hayırlı olsun. Yapanlara teşekkür edelim! Peki, kim yaptı bu muazzam eseri? Hiçbir örgüt ya da kişi, siyaset kurnazlığı ile havaya girmesin ve bu ve benzeri eserleri seçim vitrinine koyarak sinekten yağ çıkarmaya kalkmasın! Bu köprüyü ve onunla benzer dönemde devreye alınmış ve gelecek tarihlerde alınacak olan altyapı hizmetlerini bu millet, var olanın ve gelecek nesillerinin akılsızlığa varan ekonomik fedakarlıkları ile yaptı, belki de bu akılsızlık devam ettiği sürece de, yapmaya devam edecektir.

Siyaset vitrinine koyulabilecek böylesi muazzam eserler ortada iken, müstevli ve akıl sözcüklerinin burada ne işi var? Var, hem de çok! Şimdi işin bu aşamasına geçelim.

Kafamızı iki elimizin içine alalım ve şöyle bir düşünelim; ne oldu da bir anda yüksek faiz, enflasyon, yoksulluk çukuruna düştük? Ne oldu da Merkez Bankası 128 milyar doları eritilmiş ve şu anda ekside olduğuna göre kesinlikle daha fazla döviz kaybına uğradı! Ne oldu da, Güney Körfezin yüz karası aşiret liderleri ya da şeyhlerinin dizi dibine çökülüyor ve halkımızın aleyhine bu muteberleri(!) Boğaz’ın en değerli yerlerine davet ediyoruz! Tüm bu süreçlerin açık ya da örtülü bir sebebinin olması gerekmiyor mu?

Ulu Önder de 1915 olayı sonrasında savaşmaya gelip can verenleri Çanakkale sırtlarında konuk etti, ama bir zaferden sonra ve şefkatle cereyan etti bu süreç. Şimdi ise, Çanakkale sırtlarının yerini İstanbul Boğazı ya da İstanbul Kanal çevresi almakta, bir zafer sonrası değil, görüntüdeki aldatıcı parıltılara rağmen ekonomideki içten içe tedrici eriyiş aşamasında, vatanın asli unsurlarını iterek varlığımızı hançerleyenleri davet ediyoruz.

Bu zoraki misafirperverliğe mecbur muyuz? Truva Atı misali oynan oyunda, tahta atın ihtişamını gıpta ile seyreden halkın bilinçsizliğinde, atın taşıyıcıları zaten içeride idi ve kendi yolunu döşemeye çoktan başlamış idi.

Sondan başlayarak, başlangıçlara doğru kısa ve hızlı bir tur yapalım. Günümüz koşulları malum. Yine aynı soru: Niçin ve nasıl geldik bu duruma? Bir dizi yanıtı tek bir ifadeye indirgersek, tasarruf yetersizliği yaşayan bir toplumda sosyal sermayenin yanlış kullanılması mantığını ileri sürebiliriz. Evet, bu ifade de biraz karmaşık, şimdi onu da sadeleştirelim ve en basit, fakat bir o kadar da en çarpıcı sonuca gidelim. Firma ya da millet olarak en değerli kaynak tasarruf ve onun karşıtı olması gereken sermayedir. Tasarrufumuz yetersiz ise, dış kaynağa başvurulabilir. Hangi yoldan olursa olsun, sağlanan sermaye unsurunun en yüksek verim getirecek şekilde kullanılması çok temel bir ekonomi kuralıdır. Kendisini ekonomist olarak gören her yönetici bu kuralı bilmek durumundadır.

Şimdi gelelim garantilerle yapılan altyapı işlerine. Bu yatırımlar yapılırken bütçeden bir kuruş bile çıkmamaktadır. Siyasilerin kullandığı bu ifade doğrudur, çünkü bunu yerli ya da yabancı sermaye veya birlikte yapmaktadır. Peki, iş bittikten sonra firmaya verilen garanti ne demektir? Şu demektir: piyasa koşullarında tüketici tercihi bu sermayeye düşük değer biçmektedir, o nedenle fark devlet bütçesinden kaynaklanmaktadır. Denebilir ki, bu tür yatırımlar uzun yılları kapsar, oysa sermaye uzun süre bekleyemeyeceği için zaman farkı ödenmektedir. O zaman da faiz farkı devreye giriyor; devlet, uzun sürede sağlanabilecek geliri kısa sürede ödeyebilmek için Merkez Bankasını da Varlık Fonunu da kullanır, hem de günümüzün yüksek faiz koşulunda.

Siyasilerin ağızlarından düşürmedikleri “Söke söke alırlar” ifadesi de doğrudur. Durum bu ise, bu sözleşmeler yapılırken, ileride hangi parti ya da ne tür bir iktidar devrede olacaksa onun da sözleşmelerle bağlı olması için, konunun parti ya da lider düzeyinde değil de, parlamento düzeyinde ve parlamento kararı ile ele alınması gerekmiyor mu idi?

Görülüyor ki, ortada bir hizmet var, ama kaynak dağılımı açısından sermaye yanlış yönlendirilmiş, siyasi olarak ülkeyi bağlayıcı çok ciddi karar hatalar yapılmıştır. Evet, ortada bazı hizmetler var, ama bu hizmetler milletin bu ve gelecek neslinin kucağına nur topu gibi bir borç sarmalı, bir ateş topu atmıştır. 18 Mart 2022 tarihindeyiz, 18 Mart 1915 akıl zaferini kutluyoruz da, 18 Mart 2022 tarihinde, geçmişle öykünmeyi bir tarafa bırakalım da bugün neyi, hangi akılcılığı kutluyoruz?

Bu söz siyasi hırsa bürünen siyasilere değil; artık olanları, tüm dokularının en ince noktasına kadar anlamaları gereken halkıma yöneliktir. 18 Mart 1915 şehitlerini ve başlarındaki Ulu Lider’i minnet ve şükranla anıyorum! EVRENSEL

 

2592480cookie-checkProf. Dr. İzzettin Önder: 18 Mart ve akıl

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

16 + twelve =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.