Sığ İnsanlar (II)..

Aslında sığ insanlar hakkında bol bol isim vermek isterdim.

Neler yapmışlardır?

Bu meslekte nasıl yükselmişlerdir?

Paraşütle inenler kimlerdir?

Kısa zamanda “boyası” dökülenler şimdi neredeler?

Gerçek yüzleri ortaya çıkınca “kayan yıldız” misali kısa sürede kaybolup, bir daha ortaya çıkamayanlar?

Paraşütü delinenler…

Patron karısının desteği ile yükselenler.

Gazete sahibinin oğlunu kafaya alıp kendisini yere göğe sığdıramayanlar.

50 yıl boyunca neler gördü bu gözler, neler duydu bu kulaklar neler?.

Kimseyi isim vererek teşhir etmeye hakkım yok.

Hiç kimseye suç isnat etme gibi bir niyetim de yok.

Her meslekte olduğu gibi Gazetecilikte de “çürük”ler olacaktır.

Aslında çok az olabilir.

Ama maalesef 1983 yılından sonra gazetecilik mesleği ters yüz oldu.

“Sığ insanlar” görünmeye başladı.

Çok miktarda.

Rahmetli Özal yarattı tüm bu ortamı.

Hürriyet’te ve yan kuruluşlarında : Hürriyet Haber Ajansı, Dünya Gazetesi, Son Havadis Gazetesi’nde Ankara Temsilciliği, Tempo Dergisi, Artı Haber Dergisi’nde editör ve muhabirlik olmak üzere 30 yılı aşkın süre çalıştım.

Nezih Demirkent, Çetin Emeç ve Ertuğrul Özkök’le aynı çatı altında mesleğimi yapmaya çalıştım.

Diğer gazete ve yayın organlarını saymayacağım, NTV’deki editörlük maceramı, sevgili meslektaşım Nuri Çolakoğlu ile Show TV’de açık oturum düzenlediğimiz dönemi “es” geçeceğim.

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Ankara Temsilcisi olarak 15 yıl boyunca tanıdığım gazeteci ve televizyonculardan da bahsetmeyeceğim.

Ama Hürriyet’i “es” geçemem.

Sığ adamın en yoğun olduğu gazete ne yazık ki Hürriyet idi.

“Tabii ki en çok olur, çünkü en büyük gazete Hürriyet, en çok gazeteci çalıştıran kurum yine Hürriyet’tir” savunmasını yapanlar çıkabilir.

O zaman BBC , NBC ya da Amerikan menşeyli CNN kurumlarını da örnek göstermek gerekir.

Bu kurumlarda sığ adama yer yoktur.

Bizim ne kadar fazla sığ adamımız varsa, batılı kurumlar bunu sıfıra indirmek için insan kaynaklarını devamlı devreye sokmuşlardır.

Bizdekiler “ sığ” olmakla kalmaz.

Devletin ajanları bile cirit atar gazetelerimizde.

MİT elemanları az mı mesai yaptılar büyük gazetelerde.

Buna Hürriyet de dahil.

Sığ adamların mumla aranılır hale geldiği dönemler oldu gazetecilikte.ç

Çünkü öyle hale geldi ki sığ değil “ alçak”lar girdi aramıza.

Alçaklık yetmedi “çukur”lar uç gösterdi bazen.

Onun için isim vererek başımı derde sokmak istemem.

Hele hele mesleğin ve yaşamın son basamaklarını tırmanırken.

Gelelim Kruger ve Dunning’in araştırmasına.

“Cehaletin gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini arttırdığı” tezine gelince bu çok doğru bir sonuç

Biz de bu analiz “cahil cesareti” olarak tanımlanıyor.

Ama en uygununu galiba atalarımız söylemiş:

“Abdal ata binince, kendini bey oldum sanır”

Dilekçe yazamayanların “temsilci” yapıldığı, sanat okulundan terk bir telekscinin (yeniler bilmez, eskiden haberleri yazan ve gazete merkezlerine ulaştıran kişi) “haber müdürü” yapıldığı bu meslekte sadece “cehalet”e, “ cahil” ve “ sığ” adama yüklenmemek gerekir.

Patronların da işine geliyor bu sığ adamları çalıştırmak.

“Sığ adam” demek bir anlamda “ucuz” adam demek bazı kaportacı-parçacı patronlar için.

Ne yazık ki ülkemizdeki 42 İletişim Fakültesi var.

Yılda 6 binden fazla gazeteci-televizyoncu ve iletişimci mezun oluyor bu okullardan.

Plansız, programsız bir eğitim denebilir.

Ama gazeteci hayali ile okuyanların yerine, ilkokul mezunu, ya da sanat okulu ikinci sınıftan terk birini, hayatında eline kitap değil Tom Miks almamış birini eğer haber müdürü yaparsanız, sığ adamların çoğalmasına çanak tutmuş olursunuz.

Böylelikle bazı gazetelerde okumuş “sığ adamlar” tepe noktasına kadar gelirler.

Bazen de okumamışlar daha alt kademelerde eğitimlilerin yolunu keserler.

Meslek de yavaş yavaş çürür.

“Sığ yönetmenler” ve “ sığ patronlar” sayesinde…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

8 + 6 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.