SANATTAN… Heykel de mi öldü?

Royal Academy’nin tüm sanatçılara açık, yaz aylarında yapılan yıllık sergisinin sanat gündeminde önemli bir yeri yoktur, ancak bu yıl seçici kurulun yaptığı bir “hata” sergiyi farklı bir boyutta basının gündemine getirmişti.

Binlerce eser arasından, heykelinin sergiye kabul edilmesinin mutluluğuyla sergiye giren David Hensel’i bir sürpriz bekliyordu. Hensel, gülen bir adamın, taştan yontulumuş büstü olan heykelini, bir kaide ve bu kaide üzerinde dengelenebilmesi için, heykelin altına yerleştirdiği bir tahta parçasıyla sunmuştu seçici kurula. Binlerce eser arasından sergiye layik eserleri seçebilmek için hızla çalışan kurul, heykeli, kaide ve tahta parçasından ayrı ayrı görünce, kaide ve tahtayı sergiye layik bulup heykeli geri çevirmişlerdi. Böylece Hensel’in, sergide, bir kaide üzerinde duran tahta parçasını gördükten sonra, heykelinin nerede olduğunu sormasıyla olay manşete çıkmıştı.

Yine bu yıl Ekim ayında Frieze Sanat Fuarı’nda Fransız sanatçı Loris Gréaud’un, silikondan yapılmış ve mikro-chip üzerine yerleştirilmiş ‘nano sculpture’ı (gözle görülmeyecek kadar küçük heykel) bu ‘görülmez’ hali nedeniyle binlerce eser arasından basının ilgisini çekti. Heykelin gerçekten var olup olmadığı bile tartışılıyordu. Bu görülmeyen heykele takılan astronomik fiyat etiketi ise, olayı biraz  ‘kralın yeni elbisesi’ sendromuna çeviriyordu.

Bu iki olay, heykelin, çağdaş sanat pratiği ve pazarında geldiği noktayı özetlemesi açısından güzel bir örnek teşkil ediyor. Birinci örnekte, geleneksel yöntemlerle yapılan bir heykel, sanat kurulu tarafından reddedilirken, kaidesi seçiliyor, ikincisinde ise, “görülmeyen” bir heykel sanat fuarına sunuluyordu. Her iki örneğe geniş bir perspektiften baktığımızda ise,  bir sanat biçemi olarak heykel çevresinde bir takım sorunlar olduğunu görmemek elde değil.

Aslında, Tate Modern’de başlayan Amerikalı heykel ustası David Smith sergisiyle ilgili bir şeyler yazmak amacıyla başlamıştım, ancak elimde olmadan yazı, heykelin çağdaş sanat içindeki yeri temelinde gelişmeye başladı. Bu şüphesiz, bugün heykelin geldiği noktadaki karakterinden kaynaklanıyor.

80’li yıllardan beri, ‘resim öldü mü’ tartışmaları, aynı yoğunlukta olmasa bile  sanat gündemine gelir, gider. Buradaki ‘ölüm’, her ne kadar resmin popülerliğini yitirmesi anlamına gelse de, sanatçının kendini ifade metodlarından biri olarak resmin sanat pratiğinden çıkması, yani artık kimsenin resim yapmaması değildi elbette. Burada sözkonusu olan ‘ölüm’, kültürel bir ürün olarak resmin, içinde üretildiği toplumsal yapıda gündeme gelen dönüşümler sonucu, üzerinde temellendiği kavramsal boyutlarda ortaya çıkan sorunlarla ilgilidir. Yani patolojik değil, ‘ruhsal’ ya da felsefik bir çöküştür gündemde olan.

Tüm bu tartşmalara rağmen resim, sanılanın aksine her ilan edilen ölümün arkasından yeni bir beden içinde reinkarnasyona uğrarken, aslında yaşamımızdan sessiz sedasız çekilen heykel olmuştur. Heykelin başına gelenler, resmin sorunlarıyla aynı kaynaktan beslenmesine rağmen, sonuçları farklıdır.

Heykelin genel sorunlarını bir kenara bırakıp Tate Modern’e dönersek, David Smith’in (1906-1965) eserlerinde süreç içindeki değişimine bakarak da, heykelin bu yolculuğu izlenebilir.

Sergide, Smith’in, buluntu metal parçalarını anlatımcı bir üslup ve spontane bir yaklaşımla birleştirdiği ilk işlerinden, giderek boyutları büyüyen, üslup ve şekilleri bilincin yapılandırdığı parlak çelikten geometrik konstrüksiyonlara dönüşen heykelleri, kronolojik olarak düzenlenmiş. Üslup olarak, kendiliğindenci, primitif bir yaklaşımdan maniyerizme, (Tarzcılık) konu olarak figüratif bir dilden, soyuta doğru giden bu dönüşümün birdenbire kesilmesi, Smith’in 1965’de, 59 yaşında, bir kaza sonucu zamansız ölümü olsa gerek.

Kaynakla demirleri birleştirerek heykeller yapan ilk heykeltraşlardan biridir Smith. Amerika’da, ‘kaynak makinesinin Pollock’ı olarak bilinmesi, onun bu yöntemi, içeriğin bir parçası haline getirmesiyle de ilgilidir. İlk heykelleri, anlatmak istediği konuya uygun metaller bularak çalıştığını bazen de, bulduğu metallerin şekilleri ve yapısını izleyerek bir anlatıya ulaştığı izlenimini uyandırıyor. Kullandığı malzemeler arasında, endüstrileşen dünyanın metalden ürettiği hemen her şey var: demir çubuklar, eski testereler, çelik levhalar, vinç makaraları, araba hatta tank parçaları…

Heykelde, kütlesel yapıdan uzaklaşan, diğer bir deyişle, kitlesel hacmi, üç boyuttan çıkaran ilk heykeltraş değildir Smith. Ondan önce Julio Gonzales, Giacometti ve Picasso bu geleneği ilk kıranlardandır. Ancak Smith, heykele çizgisel bir anlatı getirmiş, üç boyutlu heykellerini neredeyse,  grafik bir üslupta işlemiştir. Özellikle erken dönemde, Kübist konstrüksiyonları andıran çalışmaları, ağır bir malzeme olan demirle çalışmasına rağmen, boşlukta çizilmiş desenler gibidir. Demiri, kaynakla birleştirirken böylesine özgür ve spontane olması nedeniyle Pollock’a benzetilmiştir belki de.

Akademinin resim bölümünden mezun olmasına rağmen küçük yaşlardan beri araba montaj fabrikasında kaynakçı olarak çalışması, daha erken yaşlarda onun kaynak kalemini, fırçaya tercihini belirlemişti. II. Dünya savaşı sırasında da tank ve tren üreten bir fabrikada kaynakçı olması sayesinde tekniğini daha da geliştirmişti.

Metale hakimiyeti artıkça işleri bir tür, elle hızla yapılmış çizimleri, hatta hiyeroglifi andırır. Bu çizgisel anlatı, ‘Letter’ (1950- Mektup) adlı çalışmasında tam anlamıyla bir yazıya dönüşür. Ancak, okunup bir anlam çıkarılacak bir mektup değildir bunlar. İlk insanın, ilk iletişim kurma çabalarını hatırlatan, semboller ve harflere benzer şekillerden oluşur, ‘Letter’. Bu ‘mektup’un, karısına ya da annesine yazıldığı konusunda fikir yürütülür. Oysa, tek bir kişiden çok, ‘insan’a yazılmış gibidir bu mektuplar. Sanatçının, genelde insanın, gittikçe törpülenen sezgisel anlatımına bir atıftır sanki. Ne de olsa, soğuk savaş yılları, düşlerin yaşamlara şekil verdiği ve sanatın, üne ulaşmak için bir araç değil, ütopyaların cisimleşmesinde bir amaç olduğu bir dönemdir, Smith’in dünyası. Retrospektif bir perspektiften bakıldığı zaman da bu hissedilir; kullandığı sembolizm, otobiyografik olmaktan öte, toplumsal ve politiktir.

Daha sonraki yıllarda, kısaca, ‘Şahsiyetler’ olarak adlandırdığı insan boyunda, dikey olarak yapılandırılmış, totemsi heykellerden oluşan seride, artık kaide de ortadan kalkmış, heykeller kendi başına bir varlık haline gelmiştir. O yıllarda sanat dünyasına hakim olan soyut ekspresyonistlerin de etkisi görülür bunlarda. De Kooning çılgınlığında, ancak içinde bulunduğu mekanın dışına çıkmak isteyen metal çiziktirmelerdir bunlar. Bu dışarı taşmayı, serginin son bölümünde, 1964 yılında kendisiyle yapılan son mülakat filminde, eserlerini galeri ya da müzede sergilemek yerine, onları çalıştığı çiftliğinde, doğanın bir parçası gibi açık alana yerleştirmesinden ve sık sık da heykellerin yerlerini değiştirmesinden de anlıyoruz.

50’lilerin ikinci yarısından sonra işlerinde belirmeye başlayan geometrik şekiller, kübizme geri dönüş olabileceği gibi, minimalizmin esintisi de olabilir. Düz çelik levhalar, parlak çelikten yapılmış kutulardan oluşmuş konstrüksiyonların yanında, buluntu metaller hala işlerinde biryerlerde yer bulur. Heykeller gittikçe büyürken, boya da yeni bir öğe olarak bu dönem heykellerine girer. Tuval üzerine elle gelişigüzel  sürülmüş araba boyası, paslanmaya bırakılarak elde edilen pas kırmızısı, Smith’in dikkatinin yüzey üzerinde yoğunlaştığının delilleridir. Üslup ve malzemedeki bu dönüşüme rağmen, insanın primitif doğasını vurgulayan olgular, bazen eski Roma’da kullanılan iki tekerlekli savaş arabası, bazen, saban ya da arkeolojik kazıdan çıkmış nesnelere dönüşen heykellerine, özgün bir karakter verir.

David Smith sergisi, sadece heykele nostaljik bir geri dönüş yapmak isteyenler değil, çağdaş sanatta olduğu gibi toplumda da nesnenin, algılama açısından değişen yerini  tekrar irdelemek isteyenler için de ideal bir sergi.

David Smith sergisi 21 Ocak 2007’e kadar Tate Modern’de.

1631940cookie-checkSANATTAN… Heykel de mi öldü?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

four × 5 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.