SANATTAN… Politikanın sonu komedi mi?

Bir espride insanı güldüren olgular nedir, neden ve neye güleriz? Mizahın, yüzde, göz ve özellikle de ağız çevresindeki  kasları gererek yarattığı fiziksel değişim ve bunu takip eden ruh haliyle, bedeni rahatlatma, gerilimi yumuşatma özelliği nereden gelir?

Bu sorular daha çok bilim adamlarını ilgilendiren, labaratuvar ortamında çözülmeye çalışılan olgular. Hemen herkesi ilgilendiren nokta ise, mizahın konusudur. Kimle dalga geçilmekte, hangi grup, toplum ya da halk tiye alınmakta ve daha da önemlisi, bu yapılırken güldürünün dozu kaçırılmış, hakaret düzeyine ulaşıp ulaşmadığıdır asıl merak konusu. Aslında tespit edilmesi en zor yan da budur; bir kimse, grup ya da bir olguyu mizahın konusu yaparken, mizah ve hakaret arasındaki sınırlar nasıl belirlenir? Yakın zamanda yaşanan peygamber karikatürleri olayları, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın kendi hakkında çıkan her türlü mizahı dava etme alışkanlığı, bu sınırın, hangi tarafta pozisyon alındığına göre belirlendiğini bize gösterdi. Ayrıca, bu sorunun sadece bazı inanışa sahip ya da belli ülke halklarına (Genellikle Doğu ve Müslüman) ait olmadığına, her kesimden insanın, mizaha karşı hoşgörüsünün bir sınırı olduğuna da tanık olduk

Değer yargıları, dini inanışlar, kültürel eğilimler, politik görüşler bir insanı kolektife bağlayan, bu bağlamda da yaşama anlam veren olgulardır. Çoğu zaman, tam da bunlar mizahın konusu olur. Komedinin doğasında vardır, tabularla oynamak, önyargıları tiye almak, katılaşmış toplumsal normların sınırlarını zorlamak, körelmiş, eskimiş geleneklerin karanlık yüzünü gözler önüne sermek, farklılıkların altını çizmek.. Bunu gerçekleştirirken abartma, başlıca yöntemidir güldürünün. Kullandığı alan da, yani sahne, sinema, gazete, dergi sayfaları güldürünün hedefine ulaşması ve mizah sınırları içinde kalmasında önemli bir rol oynar. Bir anlamda, bu alanlar dokunulmazlık bölgesidir komedyenler için. Gerçekle, kurgu arasındadır bu alan. Komedyenin ya da karikatüristin bu alan içinde söyledikleri, çizdikleri, gerçek dünyadaki yasalarla sınırlandırılamaz. En azından gerçek demokrasiden beklenen budur. Mizahçılar bu dokunulmazlığı kötüye kullanamaz mı? Elbette olabilir. Böyle bile olsa, bu yine, bu alan içinde çözülmeye çalışılmalıdır. Yasaların ihlali nezdinde değil, estetik temelde eleştirilmelidir. “Kötü” mizah ya da komedyen olabilir ama yasadışı mizah olmamalıdır.

Geçtiğimiz hafta ABD’de vizyona giren, “Borat: Cultural Learnings of America for Make Benefit Glorious Nation of Kazakhistan” (Borat: Görkemli Kazak Ulusuna Katkı için Amerikan Kültürel Öğrenimi) filmi, gişe rekorları kırdığı gibi hemen her kesimin katıldığı bir tartışma da başlattı.

Britanyalı komedyen Sacha Baron Cohen’in yarattığı Kazak gazeteci Borat Sagdiyev, kaba, görgüsüz, şovenist, kadın, homoseksüel ve çingenelerden nefret eden, anti-semitik bir karakter. Cohen, daha önce kısa TV skeçlerinde yarattığı bu tiplemenin ilgi görmesi üzerine Borat’ı beyaz perdeye taşıdı. Borat’ın ABD’de yaptığı yolculuğu belgesel (istihza temelinde yaratıldığı için, mock-docu olarak adlandırılan) bir dille anlatan filmde Cohen, hassas bir konjektür üzerinde kurulmuş, toplumlar arası politik dengelerin, bir ip cambazı ustalığıyla sürekli kontrol edilmesi gereken bir dünyada var olan her türlü siyaseten doğruluk ilkesini ihlal ediyor. Bu nedenle Borat karakteri daha başta Kazakistan hükümetinin tepkisini çekmişti. Kazakistan hükümeti filmi engellemeye çalışmış, olmayınca, New York Times’a 4 sayfa, Kazakistan’ın aslında bu filmde anlatıldığı gibi bir ülke olmadığı üzerine bir ilan vermiş, sonunda da bizzat Cohen’i, kendi gözleriyle görmek üzere Kazakistan’a davet etmişlerdi. Gerçekte Cohen Kazak halkını, oradaki yaşamı, onların gelenek ve göreneklerini aşağılamak için mi bu karakteri yarattı, ya da bazı çevrelerin savunduğu gibi, niyeti bu olmasa bile bu film, gerçekten bağnaz olan izleyicilerin önyargılarını güçlendirmez mi? 

Sacha Baron Cohen, Yahudi asıllı, İran etnik kökleri olan Cambridge’de eğitim görmüş bir komedyen. Onun böylesine geniş, kapsamlı kimliği aslında yukarıda bahsettiğim gerçek ve kurgu arasındaki alanda daha rahat hareket etmesini sağlıyor. Filmde, “Yahudileri kuyuya atalım” şarkısını söylerken, bir silah dükkanında tezgahtardan, yahudi öldürebileceği en iyi silahı istemesi, homoseksüellerin asılması gerektiği ya da Humvee jiplerinin çingeneleri ezmek için ideal olduğunu ileri sürmesi kolaylaşıyor.

Cohen’in mock-docu’sünde strateji, görüştüğü insanların Borat’ı gerçekten Kazak bir gazeteci olduğunu sanmaları. Filmde oynayan birkaç profesyonel oyuncu dışında herkes gerçekten bir Kazak gazeteci olan Borat’la konuştuğunu sanıyor. Cohen’in daha önce yarattığı Ali G’de aynı strateji üzerine kurulmuştu. Politikacılar ve ünlülerle yaptığı görüşmelerde, cahilliği ve bağnazlığıyla konuklarını hayrete düşüren Ali G, “naif” sorularıyla onların maskelerini düşürüyordu.

Son filmimde de sanılanın tersine, tiye aldığı Kazak kültürü değil, karşısında, onun bu aşırı ve grotesk görüşlerine katılan ve destekleyen Amerikalılar olduğunu görüyoruz. Borat’ın diğer kültürler hakkındaki inanılmaz boyutlardaki cahilliği, kadının toplumdaki yerini tanrı, erkek, at ve köpekten sonraki sırada tanımlaması bugünün dünyasının gerçeklerini yansıtırken, ‘medeniyetler çatışması’nda karşı karşıya gelen toplumların gülünçlüğünü de gözler önüne seriyor. Cohen’in Kazakistan’ı seçmesi de dünyanın politik gündemine yakından bağlı. Asya’da, eski SSCB üyesi, Müslüman bir ülke olan Kazakistan’ı harita üzerinde gösterebilecek Amerikalıların azlığı da “öteki”  üzerinde kurulan argümanlara bir atıf yapıyor.

Komedi, özünde ciddi bir olguyu gülünç bir şekle sokarak, yapısöküme yol açarken aynı zamanda onun yeniden yapılandırılmasını, üzerinde tekrar düşünülmesini sağlar, en azından bunu umar. Abartarak, çarpıtarak, gerçekle kurguyu birbiri içine sokarak kalıpları kırar. Yalnızca bir açıdan gerçeği olduğu gibi görmenin mümkün olmadığını hatırlatır. Bu bağlamda, Cohen’in kimden yana olduğunu tam olarak söylemek belki olası değil ama neye karşı olduğunu tam olarak belirlemek hiç de zor değil.

Zayıf, savunmasız, baskı altında olan üzerinden yapılan mizah, muhafazakarların belirlediği, politik ve ideolojik belirsizlikler içinde kıvranan bir dünyaya özgü bir güldürü yaratıyor Cohen. Borat, şizofrenik özellikleriyle iki uçlu iğnesi olan bir karakter. Bir perspektiften komik görünürken, diğerinden hakaret gibi algılanabiliyor. Pala bıyıkları ve adi, buruşuk gri takım elbisesi altında, beyaz bir Britanyalı olduğu gerçeğinden Borat, oryantalizmin en banal örneği olabilecekken, Yahudi, kültürlü, liberal ve insan haklarını savunan Cohen gerçeğinden Borat, Amerikan kültürünün bayağılığını, zenofobik ve ırkçı yapısını deşifre eden bir kataliz olarak görülebiliyor.

POLİTİKA VE MİZAH
Cohen’in Borat karakteri, İngiltere’de komedinin son yıllarda tabu ve önyargıların geldiği noktaları, siyaseten doğruluk adına yapılanların toplumu getirdiği alan merkezinde gelişen mizah türünün en tartışmalısı, ama ilki değil. “Have I got News for You”, “Office”, özellikle de “Little Britain” aynı kaynaklardan beslenen başarılı komedi programları. Gülmekten kırıp geçirirken, komedinin ciddi bir iş olduğunu da düşündüren skeçler bunlar. Çevremizde politika adına olagidenler öylesine komik boyutlarda ki, bunların bir trajedi olduğunu göstermek için bazen mizaha ihtiyaç duyuluyor. Komedi artık politikanın da bir parçası neredeyse. Guardian gazetesinin bir araştırmasına göre, İngiltere’de 18-36 yaş arasındakilerin çoğunluğu dünya ve Britanya’daki politikalarla ilgili bilgileri “Have I Got News For You” programından alıyorlar. Kültür alanında yapılan etkinliklerin önemli bir dilimini komedi kaplıyor İngiltere’de. Öylesine ki, politikacılar bile doğrudan söyleyemediklerini şaka yollu açıklamayı seçiyor. Tony Blair, eşinin konferans sırasında Maliye Bakanı Gordon Brown’a herkesin içinde yalancı demesini teyid etmek ya da inkar etmek yerine iyi bir espriyle geçiştirmesinde, onun iyi bir retorik ustası olmasının yanısıra, şakanın, ciddi konuları anlatmanın etkili bir yöntemi olarak kabul görmesinin de şüphesiz rolü vardı.

Komedinin yaşamın ve politikanın önemli bir parçası olmasında politikacıların halka, açık, dürüst bir dille her şeyi anlatmamalarının rolü büyük. Böyle bir ortamda mizah, politikacıların halka söyleyemediklerini sulandırarak anlatmak için kullandıkları bir üsluba dönüşüyor. Basının, olayların üstüne gidip, onları derinliğine incelemek yerine sansasyonalist ve yüzeysel haberlerle geçiştirmeleri, deliller yerine sonuçların haber olması, bilgilendirmenin bir tür eğlence formuna sokulmasının da güldürünün politikleşmesinde ya da politikanın komediye dönüşmesinde payı var.

Politika, adalet ve mantıktan uzaklaştıkça, trajedinin ötesine geçerek komediye yaklaşması kaçınılmaz gibi görülüyor. Bush’un, Irak’ta yükselen direnişle ilgili, “İsyancılar mağlup ediliyorlar; bu nedenle savaşmayı sürdürüyorlar.” açıklaması, ya da Blair’in İşçi Partisi konferansında, “Yargılar, gerçekler gibi değildir. Sezgiler bilim değildir. Ben sadece inandığımı (bir şeyi) bilirim.” sözleri, dünyanın ileri gelen politikacılarından çok bir stand-upçının mantık oyunuyla yarattığı espriler gibi kulağa gelmiyor mu! Politikacı kisvesi altında komedyenlerin yönettiği bir dünyada, gerçek komedyenlerin politika yapması doğal olsa gerek.

 

 

1631920cookie-checkSANATTAN… Politikanın sonu komedi mi?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

two × three =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.