Selçuklu ve Osmanlı VİP çadırında mı kuruldu!

YUSUF YAVUZ /  AÇIK GAZETE – Türkiye’nin konar-göçer hayvancılık üretimini sürdüren son topluluğu olan Sarıkeçili Yörüklerinin önderi Pervin Savran kültürün gerçeği yok olurken sanal etkinliklere milyonlar harcanmasını eleştirerek, “Yörük ve kültür kelimelerini bu etkinliklerden çıkarın” dedi. Kültürün gerçeği yok olurken yerine milyonlar harcanarak plastik bir kültür konulması tepki çekiyor…

Televizyon ekranlarından pompalanan ve bugünün siyasi atmosferine göre şekillendirilen tarihi dizilerin yarattığı kültürel zehirlenme kendini en çok Yörük-Türkmen festivallerinde göstermeye başladı. Bunlardan biri de Mayıs’ın ilk haftasında Antalya’da yapılması planlanan Uluslararası Yörük-Türkmen Festivali. Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği festival için Aksu ilçesinde oluşturulan etkinlik alanında VİP Yörük Çadırı ve VİP tribün gibi uygulamalara yer verilecek olması dikkat çekiyor. Festival alanıyla ilgili hazırlanan krokide bireysel çadır, kulis çadırı ve geleneksel fast-food satış alanları gibi Yörük kültürünü yansıtmayan üniteler yer alıyor. Milyonlarca lira harcanarak yapılması planlanan festivale kimi Yörük dernekleri tepki göstermişti.  Bahar göçü sırasında ziyaret ettiğimiz Türkiye’nin konar-göçer hayvancılık üretimini sürdüren son topluluğu olan Sarıkeçili Yörüklerinin kadın önderi Pervin Savran, kültürün gerçeği yok olurken sanal etkinliklere milyonlar harcanmasını eleştirerek  “Yörük ve kültür kelimelerini bu etkinliklerden çıkarın” dedi.

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı tarafından organize edilen Uluslararası Antalya Yörük-Türkmen Festivali’nin, 6-8 Mayıs 2022 tarihleri arasında Aksu ilçesindeki At Çayırı Mevkii’nde yapılması planlanıyor. İhale yoluyla özel bir firmaya yaptırılacak olan festival için yurt içi ve yurt dışından toplam 360 uçak bileti, bir kısmı 5 yıldızlı otellerde olmak üzere 2700 konaklama ve festival boyunca toplam 13 bin kişilik yemek alımı yapılması planlanıyor.

PERGE ANTİK KENTİ YAKININDAKİ AT ÇAYIRINDA YÖRÜK FESTİVALİ

Büyükşehir belediyesi yetkililerince resmi bir rakam açıklanmadı ancak yaklaşık 20 milyon lirayı bulan bir bütçeye mal olacağı öne sürülen festivalin belediye eliyle yapılmasına kimi Yörük derneklerinin yöneticileri tepki göstermişti. Aksu ilçesinde bulunan Perge antik kenti yakınlarında bir mera alanı olan At Çayırı Mevkii’nde yapılması planlanan festivalle ilgili hazırlıklar sürerken etkinlik alanında VİP Yörük çadırının kurulacağının belirtilmesi dikkat çekiyor.

FESTİVAL ALANINDA VİP ÇADIRI VE OTOPARK UYGULAMASI

Yaklaşık 400 dekarlık bir alanda kurulumu başlanan etkinlik alanıyla ilgili hazırlanan krokide,
güvenlik koordinasyon çadırı, İtfaiye çadırı, yönetim/hizmet çadırı, basın çadırı, kulis çadırı, VİP çadır, VİP tribün, halk tribün, ilçe belediyeleri çadırı, muhtarlar derneği çadırı, kare çadır, bireysel çadır, Federasyon çadırları, bilimsel etkinlik çadırları, yuvarlak çadır, kare çadır ve geleneksel fast-food satış alanı gibi üniteler yer alıyor. Festival alanında ayrıca 164 araçlık VİP otopark, 5650 araçlık da halk otoparkı kurulurken, kamp çadır alanı, karavan otopark ve çocuk oyun alanları da oluşturulacak.

ETKİNLİKLERİN YAPILACAĞI ALANDA ARKEOLOJİK SİT ALANI ÇIKTI

Festivalin koordinasyonunu üstlenen Antalya Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Durmuş Ali Arslan, 2 Nisan’da sosyal medyadan yaptığı videolu paylaşımda Aksu’daki festival alanını tanıttı. Festival alanının bir kısmında 1. Derece arkeolojik sit alanı ortaya çıktığını ancak Koruma Kurulundan izin alındıktan sonra iş makinelerinin alanda çalışmaya başladıklarını dile getiren Arslan, “İzinleri aldıktan sonra bizim iş makinalarımız çalışmaya başladı mera içerisinde. Bütün daire başkanlıklarımız ortak güzel bir çalışma yaptı. Fen işleri dairemizin araçları, arazözleri, beko loder’ları, kazıcıları, yükleyicileri. Dört dairemizin de burada makineleri çalıştı ve çok şükür bugün itibariyle bu alanı festivale hazır hale getirdiklerini görüyorum” ifadelerini kullandı.

‘PİSLİKLER GİDERİLİNCE MÜKEMMEL BİR ALAN ORTAYA ÇIKTI’

Alanın pırıl pırıl ve çok güzel olduğunu dile getiren Arslan, videolu paylaşımında “Ben de bir Aksulu ve bu işin başında birisi olarak başkanımıza teşekkür ediyorum. Çok güzel bir etkinlik alanı, mükemmel bir alan ortaya çıktı pislikleri giderince” dedi.

‘GASTRONOMİ ALANI VE PROFESYONEL AŞÇILARIN SUNUM ALANLARI’

Hazırlıkların sürdüğü festival alanından 22 Nisan’da bir paylaşım daha yapan Durmuş Ali Arslan, kurulumun son sürat devam ettiğini belirterek, gastronomi alanı, profesyonel aşçıların sunum alanları ve yöresel ürünlerin satılacağı üniteleri tanıtarak, “Şu an dernekler de çadırlarını kurmaya başladılar. İnşallah burada 29 Nisan’a kadar kurulmamış hiçbir sistem kalmayacak. Sabırsızlıkla bekliyoruz” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’NİN EN BÜYÜK YÖRÜK TÜRKMEN FESTİVALİ’ PAYLAŞIMI

Antalya Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı İsmail Oskay ise “Türkiye’nin en büyük Yörük-Türkmen festivali için hazırlıklarımız yoğun bir şekilde devam ediyor” paylaşımında bulundu.

CHP’Lİ BELEDİYE, BİLAL ERDOĞAN’DAN ROL MÜ ÇALIYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın da yöneticisi olduğu Okçular Vakfı’nın Ahlat başta olmak üzere ülkenin değişik kentlerinde yaptığı etkinliklerin bir benzerine sahne olmaya hazırlanan Antalya’daki festival alanına film setini andıran çadır görünümlü ünitelerin kurulumu sürüyor. Akdeniz’in doğusunda ise gerçek kıl çadırların yüklendiği son göçerlerin develeri ise bu günlerde zorlu göç yolunda.

GERÇEK YÖRÜK GÖÇÜ TÜM ZORLUKLARA KARŞIN BAŞLADI

Ülkenin siyasi ve ekonomik gündeminin arasında bir yanda üretim araçları ve yaşadıkları coğrafyaları ellerinden alınarak kentlere doluşturulan kitlelerin kimlik arayışını siyasete tahvil etme yarışındaki belediyelerin ‘Yörük’ etkinlikleri, diğer yanda ise öykünülen kültürün gerçeğini yaşatmak için mücadele veren gerçek konar-göçerlerin çığlığı var. Ancak bu çığlık ülke gündeminin kasveti arasında yeterince duyulmuyor.

SARIKEÇİLİ YÖRÜKLERİ AKDENİZ SAHİLİNDEN TOROSLARA YÜRÜYOR

Türkiye’de geleneksel konar-göçer keçi yetiştiriciliğini halen sürdüren son topluluk olan Sarıkeçili Yörüklerinin önderi Pervin Savran, belediyelerin yaptığı bu tür festivallerin Yörük kültürüne hizmet etmek bir yana bu kültürü yozlaştırıp yok ettiği eleştirisinde bulunuyor. Sarıkeçili Yörüklerinden yerleşik hayata geçmemiş olan yaklaşık 150 aile kış aylarını Mersin’in Aydıncık, Gülnar ve Mut ilçeleri sahillerinde, yaz aylarını ise Karaman ve Konya’nın yaylalarında geçiriyor. Keçi sürüleri, develeri ve çoban köpekleriyle birlikte az sayıdaki eşyalarını sırtlayıp yollara düşen Sarıkeçililer, yılda iki kez Torosları aşarak yaklaşık 500 kilometreyi bulan bir yolculuk yaparak dikey göçü sürdürüyorlar.

PERVİN SAVRAN İLE GÖÇ YOLUNDA KONUŞTUK

Geçtiğimiz günlerde bahar göçü öncesinde Mersin Aydıncık’taki kış yurdunda ziyaret ettiğimiz Pervin Savran, Sarıkeçililer Yaşatma ve Dayanışma Derneği’nin de başkanlığını yürütüyor. Kendisi de bir Çoban olan Savran, yaşadıkları tüm zorluklara karşın bu kültürü yaşatmak için verdikleri mücadeleyi anlattı. Şu günlerde sahilden Torosların yüksek kesimlerine doğru göçün sürdüğünü dile getiren Savran, Gülnar, Mut ve Silifke güzergâhlarından yaylalara doğru yaptıkları göçler sırasında karşılaştıkları zorlukları şöyle dile getiriyor:

‘KEÇİLERİMİZ KARAYOLUNDAN GEÇERKEN TELEF OLUYOR’

“Göç yolundaki üç güzergâhta da büyük sıkıntılar var. Ekim-dikim sahaları ve tarlalar ekili olunca yollarımız kapanıyor. 2015’te bizim göç yollarımızla ilgili yapılan tescil çalışması henüz resmiyet kazanmadığı için göçerken çok zorluk yaşıyoruz. Zaman zaman mecburen karayolundan da geçmek zorunda kalıyoruz. Karayolundan geceleri geçiyoruz ama sürücüler yolda keçi sürüsünü görünce sürekli korna çalıyor. Yollar kendilerinin gibi davranıyor. Hayvanlar ne korna sesine ne de ışığa alışkın değil. Zaman zaman kazalar yaşanıyor, keçilerimiz telef oluyor. Sadece bir ailemizden geçen yıl 20, bir önceki yıl 60 tane keçi telef oldu bu yüzden. Zaman zaman bu sayılar artıyor. Örneğin dün Gülnar’da Dayıcık Mevkii’nde bize ‘geçemezsiniz’ dediler. Jandarma ve köylüler geldi, canhıraş şekilde sorunumuzu Karakol komutanına ilettik. Bize ‘şikâyet var’ dediler. Ankara’dan bir doktor gelmiş, buradan arazi almış. Daha tel çekmemiş arazisine ve ‘bu bölgeden Yörük geçmesin’ diye şikâyette bulunmuş. Dün bu sorunlarla uğraştım. Bu gece yine göçümüz var. Köy yollarına ulaşana kadar Ermenek-Mut karayolunun bir bölümünü kullanacağız. Yolun bir kısmından göç ediyoruz. Keşke bir ekip bu konuda yardım etse, sürücüler için uyarı işaretleri konulsa. Böylece uyarıyı gören sürücüler kornaya basmaz, araçlarının hızını yavaşlatır. Bizim keçilerimiz bile yolu nasıl kullanacağını biliyor ama karşıdan gelenlere bunu anlatamıyoruz ki. Burası eskiden bizim göç yolumuzdu, sonra karayolu yapıldı.”

‘BÜYÜK ETKİNLİK YAPARAK YÖRÜKLÜĞE HİZMET EDİLMİYOR’

Binlerce yılı aşıp bugüne ulaşan göçü sürdürebilmek için verdikleri mücadeleye rağmen bu kültüre hizmet etmeyen devasa bütçeli Yörük Festivallerine yönelik tepkisini de dile getiren Pervin Savran, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin organize ettiği festival için kendisini de aradıklarını ancak derdini anlatamadığını söylüyor. Anlatamadığı derdin ne olduğunu sorduğumuz Pervin Savran şunları dile getirdi: “İçim yanarak söylüyorum: Belki bugün bu söylediklerimi anlamayacaklar ama yakın gelecekte mutlaka daha iyi anlaşılacaktır. Doğayla barışık yaşayan bu kültür yok olurken, doğaya zarar verecek uygulamalarla yapılan festivaller yaşadığımız yok oluşu hızlandırıyor. Yaşatmaya gücünüz yetmiyorsa bari yok oluşa meydan vermeyin. Sadece Antalya için değil, bütün dünya için bir çağrıda bulunuyorum: Yaşadığımız alanların yok oluşunu hızlandıracak her türlü adımdan kaçınmak zorundayız. Yörük demek; eşyası, evi,  yediği- içtiği doğanın içerisinde olan, doğayı yok etmeden oradan oraya göçen demektir. Yörük göç yolunda öldüğü yerdeki toprağa gömülen demektir. Bu bir yaşama biçimidir. Büyük etkinlik yapmakla Yörük olunmuyor, Yörüklüğe hizmet edilmiş olunmuyor. Boynuna poşu takıp, çadırlarda ağalık yapmakla Yörük olunmuyor.

‘BÜTÜN BUNLAR YÖRÜKLÜĞÜN YOK EDİLİŞİ DEMEKTİR’

Yörüklük, parayla satın alınabilen ağalık, beylik, analık, bacılık, hatunluk unvanı değildir. Bu tür insanlara sormak istiyorum: Dağdaki bir oğlağın meleyişinden bir şey anlayabilirler mi? Bir çocuğun susuzluğunu, açlığını hissedebilirler mi bunlar? Bu unvanlar için verilen rakamların yüz katını dağıtsanız bir oğlağın, bir çobanın, bir çocuğumuzun gönlündeki doğa aşkını anlayabilirler mi? Bir damla su ulaştırabilirler mi? Bunu düşünüyorum kendi kendime. Kim daha güzel kilim dokudu, kim daha güzel yoğurt, peynir mayalamayı başardı. En güzel tekeyi, koçu kim yetiştirdi. Kim geçmişten gelen dokumalarımızı yaşatmak için çaba harcıyor, bunları kim destekliyor? Böyle bir amacı var mı bütün bu etkinliklerin. Böyle bir yüreğe sahip olanlar var mı? Yoksa bu yaptıklarımızla kültürü yaşatmak yerine yok etmeye devam mı edeceğiz? Bütün bunlar resmen Yörüklüğün yok edilişi demektir. Oradan buradan, derme çatma bir şeyler toparlayıp yapılan işlere Yörük kültürü demesinler. İlla ki diyeceklerse de bu kültüre sahip çıksınlar.”

SAVRAN’DAN VİP ÇADIRI ELEŞTİRİSİ: ‘KİMİ KİMDEN AYRIŞTIRACAĞIZ’

Antalya’da hazırlıkları süren festival alanında VİP çadır ve tribün uygulamasını da eleştiren Pervin Savran, “VİP gibi uygulamalar Yörük kültürü yaşıyorsa bile bunun yok edilmesi anlamına geliyor. Yapılan masraflardan daha büyük bir zarar bu uygulama. Bu kültürü ayrıştırmak, bölmek anlamına geliyor. Kimi kimden ayrıştıracağız. Yörük kültüründe bu tür ayrıştırmalar yoktur” görüşünü dile getiriyor.

BİZ HAYKIRMAYA DEVAM EDECEĞİZ: YANIYORUZ, DOĞAMIZ YANIYOR

Son yıllarda Yörük kimliği üzerinden siyaset yapılmasına da karşı çıkan Savran, sözlerini şöyle sürdürdü: “Siyaset,  seyislikten geliyor. Seyislik de at terbiyeciliği demek. Eskiden daha iyi yararlanmak için atlara ala şeker verilirdi. Şimdi bunlar milletin gözünü boyayarak yapacakları siyasetin zeminini oluşturuyor. Akıllı olan insanlar buna alet olmaz. Bunların tek düşüncesi oraya gelmek. Vatandaşın sorunu onları ilgilendirmiyor. Onların tek bir sorunu var;  ne kadar aldatabilirlerse o kadar kazançlılar.  Memleketimizde siyaset de şirket gibi oldu. Ben öyle düşünüyorum. Bundan 30 yıl önceki siyasetin bir amacı vardı, herkesin bir ideali vardı. Şimdi kişisel çıkar peşinde koşmaya dönüştü. O zaman adam gibi şirket kurun ticaretinizi yapın. Siyasette bu kadar ticaretin dönmemesi lazım. Benim gönlüm buna razı olmuyor. Kültürü, doğayı, siyasete alet etmeyin. Yörük şenliği de siyasetin parçası. Ben açık konuşurum. Yaşamında bir şey yok. Beline bir kuşak takan, boynuna bir poşu bağlayan, bu yapılanların sarhoşluğu içinde bu söylediklerimizi duymayacaklar. Ama bunların dışındakiler anlayabilir. Biz haykırmaya devam edeceğiz: Yanıyoruz… Yanıyoruz…  Doğamız yanıyor… Bu yangını körüklemek yerine buna bir çare arayalım hep beraber.

‘OTELLER, UÇAK BİLETLERİ VE MİLYONLAR BU KÜLTÜRÜ YOK EDİYOR’

Ben şöyle bir şey söyleyeceğim; idareci diye tabir edilenler kendini idare edemeyen insanlar. Gelin şu yoldaşların (keçilerin) hiç değilse bir 20-30 tanesine yoldaşlık edin de idareci olup olmadığınızı görelim. Ya da ‘bakan’ deniliyor… Bunlar nereye bakıyorlar. Cebine mi bakıyor, bankamatiğe mi bakıyor, ayın sonuna mı bakıyor? Yoksa senin benim hakkımı gasp etmeye mi bakıyorlar. Ya da yerelde idareciler seçiliyor, geçici bir süreliğine yetki veriyorlar, o zannediyor ki ‘bu yetkinin tamamı bende. Bütün her şeyi yok edebilirim. Kültürü de yok edebilirim.’ Bizim zerresi telef olmasın diye dibine su döktüğümüz ağacı keserek; doğaya çöp bırakmayalım diyerek çekindiğimiz, bulaşığı yeri geldiğinde odun külüyle yıkayarak doğa kirlenmesin diye uğraştığımız bir dönemde kendi kabımızı kendimiz üretirken onlar ne yapıyor? Yok oteller, yok uçak biletleri, yok milyonlar… Senin benim cebimden gelen vergilerle… Biz çoluk çocuğumuza alamadığımız bir tek şekerin hesabını yaparken onlar hakkımızı gasp ederek bir yerde kültürümüzü de yok ediyorlar. Bunların ömrü çok azdır. Bunlar gerçeği, geleceği göremiyorlar. Yaşamdaki gerçekliğin ne olduğunu farkına varsalar bu zararı vermezler. Önce doğaya, sonra tüm canlılığa zarar veriyorlar.

‘BU KÜLTÜRÜ YAŞATACAKSANIZ GEZİCİ SU TANKERİ SAĞLAYIN’

Bakın, su yok. Kilometrelerce su getirmek zorunda kalıyoruz. Şu canlılara bari bir yararınız dokunsun. Sormuyorlar, ah bir sorsalar bu kültürü yaşatacaksanız hodri meydan. Bir gezici su tankeri sağlayın. Bize yolda, yurt yerinde bari su getirin. İmkânı olmayan, bir güneş paneli alamayan gençlerimiz var. Niye bu insanlar traktörden bir kablo çekip aydınlatma sağlayacağım diye uğraşıyor. Çoğu çadırımızda güneş paneli yok. Biz kalkıp da bize elektrik hattı çekin demiyoruz. Biz taş cağı maden ocağı açın ya da tomruk hesabını yapalım da doğayı yok edelim demiyorum bakın. Şu var olan güneşten biz de yararlanalım ki hiç değilse telefonumuzu şarj edelim, akşam çadırımızın içi aydınlatılsın istiyoruz.

‘ÖĞRENCİLERİMİZE YERİNDE EĞİTİM VERİN’

Yüreği yeten varsa, kültürümüze hizmet edilebilecek çok detay var. Öğrencilerimiz var, gençlerimiz var. Yerinde eğitim verin. Eğitime katkı verin. Eğer bu kültürü yaşatacaksanız sanallaştırarak, yok ederek yapmayın. Kültüre destek diyerek bu kültüre büyük engel oluyorsunuz. Ama şunu bilsinler ki bu kültüre onlar engel olmayacak. Kendilerinin sonunu hazırlıyorlar. Sanal olarak yaptıkları bütün her şeyle kendi sonlarını hazırlıyorlar. Biz bu zorlukla, bu direnişle, bu emekle, doğa var olduğu sürece var olacağız.”

 

2601900cookie-checkSelçuklu ve Osmanlı VİP çadırında mı kuruldu!
Önceki haberDW: Cumhur İttifakı Kürt oylarını nasıl etkilemek istiyor?
Sonraki haberBM: Dünya topraklarının yüzde 40’ı bozuldu
YUSUF YAVUZ (GAZETECİ-YAZAR) Isparta, Sütçüler'de doğdu. 1990’da edebiyatla ilgilenmeye başladı. Deneme ve inceleme tarzındaki ilk yazıları 1996 yılında 'Atatürkçü Ses' Dergisi’nde yayımlandı. Aynı yıl yerel ölçekte yayın yapan kanallarda 'Dönence' başlıklı radyo ve televizyon programları hazırlayıp sundu. 1999 yılında Antalya'da kurulan Müdafaa-i Hukuk Dergisi’nde yazmaya başladı. 2001’de Gazete Müdafaa-i Hukuk’ta Muhabir-Temsilci olarak görev aldı. Daha sonra adı 'Yeniden Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk' olan dergiyle bağını temsilci-yazar olarak sürdürdü. 2001-2007 yılları arasında Kaş Kitap Şenliğini organize ederek başta çocuklar ve gençler olmak üzere yöre insanının kültür, sanat ve edebiyat çevreleriyle buluşmasını sağladı. 2005 yılında Muğla ve Antalya arasındaki sahil bandında yaşanan yabancılara toprak satışına ilişkin yaptığı araştırmalar önemli etkiler yarattı. Deneme, inceleme, röportaj, düz yazı, haber ve yorumları; Cumhuriyet Akdeniz, Odatv, Yeni Harman, Edebiyat ve Eleştiri, Yolculuk, Evrensel, Atlas, Magma, Aydınlık, Birgün, Açık Gazete gibi dergi ve gazetelerde yayımlandı. Antalya merkezli VTV Televizyonunda, Pelin Gel Ağan'la birlikte 'İki Ağaç İçin' adıyla 16 bölümden oluşan bir program hazırlayıp ve sundu. Kanal V Televizyonunda, Biyomühendis Çağlar İnce ile birlikte, Yörük kültürünü ve tarihsel köklerini ele alan 'Islak Çarıklar' adlı belgesel haber programı hazırlayıp sundu. Araştırma yazılarından bazıları, 'Yer Bize Çimen Verdi' ve 'Darağacına Takılan Düşler' adıyla belgesel filmlere de konu olan Yavuz, şu sıralar 'Islak Çarıklar' adlı bir belgesel haber programı için çalışmalarını sürdürüyor. Ağırlıklı olarak arkeoloji, çevre, kentsel dönüşüm ve tarım konularını ele alan çalışmalar yapmayı yazılı ve görsel medyada sürdüren Yavuz, yıkım politikalarıyla tarımdan hayvancılığa, kültürden mimariye kırsal yaşamın dönüşümünü ele alan araştırma yazılarıyla tanınıyor. Ziraat Mühendisleri Odası Basın Ödülü, Çağdaş Gazeteciler Derneği Belgesel ödülü, Türkiye Ziraatçılar Derneği Tarım ödülü, Kubaba Derneği kültür hizmeti ödülü'nün yanı sıra Türkiye Ormancılar Derneği gibi çeşitli meslek odası, kurum ve kuruluşlar tarafından ödüle layık görülen Gazeteci Yusuf Yavuz, Likya'dan Teke yöresine uzanan coğrafyadaki su kültürüne ilişkin uluslararası bir sanat projesinin de danışmanlığını ve metin yazarlığını üstleniyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − six =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.