Sen kalem ol, bende kağıt yaz beni

Belki her şehirde olduğu gibi en değerli, en güzel yerler ordu evlerine, lojmanlarına, komutanlıklarına tahsis eylendiğinden, önünden her geçişte genç kızlara “asker biriyle evlenmeli”yi düşündüren şehrinizde de, yapılabilecek iki üç aktiviteden birine; ünlü markaların Nuxx, Zara, Aldo, …., Sephora, GAP vb. sıralandığı, koca bir mahalleyi andıran “alışveriş merkezini gezme”ye katılmak üzere ayaklanmışsınızdır.
Kaldırımda yürürken, yarısı sararmış bir yaprakla birlikte kafasına “patanak” düşüp canını yaktığından annenize onca laf, sizeyse mevsimin buğulu sonbahar olduğunu fark ettiren asfalt üzerindeki onlarca at kestaneleridir.
Ne yani, zaman akmış, akmış, akmış da işten, kaostan, korna, insan sesinden, hayata dair ( …. ) parantezi dolduracağınız endişelerden, birilerine kendini kabullendirmek saçmalıklarından, bir şey değilken kendini bir şey zanneden patronlardan uzakta, gün batımı kızıllığının düştüğü bir sahilde, avucunuzda, yosun kokulu kumlardan seçeceğiniz yassı, kaygan taşlar, denize, saatlerce baktığınız, ….., baktığınız halde yine de bakasınızın geleceği yaz geçmişte, hazanın zamanı mı gelmiş şimdi ?
Böyle ayrımında bile olamadan yıllar, aylar gelip, gider de, “nasıl geldi, nasıl geçti”yi anlamazsınız ya “işte gene öyle oldu”yla hüzünlenmişken, tavuğun üzerinde 9.50 TL, etin 24. TL, mikrodalga fırının 300. TL. etiketlerini görünce “bu muymuş onca yaygara koparılan KDV, ÖTV indirimi….”yle söylenen annenize meyl-eylersiniz.
Aynı marka bir paket bisküvinin, çayın, etin, bir demet maydanozun her yerde aynı fiyattan satılmaması doğal sayıldığından şikayetin iletileceği görevli de şansınıza “IMF’yi protesto edenler hakkında ne düşünüyorsun” sorusunu “Bu vatanın bölünmesine izin vermeyeceğizzzzzzz”le cevaplayanlar gibi “Az bi git be güzelim, bunca zorlayıcı, tehlikeli “Kürt açılımlı”, “Ermeni protokolü” konseptte sen neyin peşindesin, önce bunlara tepki koyalım”la her şeyi dönüp dolaşıp “Erke Dönergeci” kadar gizemli Kürt açılımı”na bağlayan barut fıçılı insanlardan çıkmaz mı.
Gerçi, bugünlerde tekin değildir memleketin sath-ı mahalı ama “sus, sus ” modundan “bunca yanlışta, tek doğru olabilecek Kürt açılımı …” diyivererek kurtulursunuz. Dağlardan, derelerden akan oluk oluk kanlar yetmemiş ki liderlerinin “Kanlı süreç başlar”larıyla ( dersen başlar tabii ) hazırlığa başlayan çakma sosyal demokratların kalesinde, fikirlerinin onaylanmadığını gören görevli bir an bocalayıp, sonrasında altın vuruşunu yapıveriyor: “Nerelisiniz ?” Kastı anlayıp “Mustafa Kemal’in doğduğu yerden, Selanik’liyim”e “bunları söylemem için Kürt’mü olmalıyım ”ı ekleyiveriyorsunuz.
12 Eylül’ü dimağında hiç bitirmeyecek annenizin sararmış yüzü, aklınıza “tansiyonu”nu getirirken, ölümüne kamikaze vatandaşlarınızdan birinin başlatacağı, ana haber bülteninde yer almayacağınız gibi “tahrik etti”yle de suçlanabileceğiniz kitlesel bir reflekste, darplanmadan çıkıyorsunuz marketten.
Az sonra 3 boyutlu sinemada “Ice age 3”ü seyredecek, ellerinde Ice Tea’yle dolanan 12, 14 yaşlarında çocuklar arasından geçerken “gereği yoktu”yla size kızan anneniz, karşınızdaki banka adeta yığılıyor. Yanınıza oturan bir bayan inci kolyeli diğer bayanları gösterip “ moda ya herkeste var, o yüzden takmıyorum” diyor arkadaşına.
Belki de alışveriş merkezinde, ….., dolmuşta, ….., bunlar yaşandığında, herhangi bir semt pazarında turşulukların acurun, …., yeşil domatesin önünde kuyruk oluştuğunda, bir başkası da Bebek’te Starbucks Coffee’ye yaklaşan tekneden uzanan kolun Macchiato’yu almasına şaşırdığında, başka türlüsünü bilmediği dünyasının rutin işini yapmak için, genzini yakan gübre kokusuna aldırmayan Ceylan’da pembe hırkasıyla aynı renk naylon terliklerini giyinmiştir.
Belki beğendiği elbiseye, parfüme, …, beyaz eşyaya, yiyeceklere bakıp “ her şey ne kadar da pahalı”yla yakınanlara, kimseler “Ekonomisinin % 40’ını ordusuna ayıran, gençler işsizlikten kırılırken 7.8 milyar dolar ödeyerek Patriot füzesi almayı planlayan, gereksiz iç savaşına milyarlarca lirasını harcayan ülkede işsizlik, yoksulluk, açlık olmayacaktı da, ya ne olacaktı”yla karşılık vermez, Ceylan’da kapının eşiğinde mavili, beyazlı leçeğini başına bağlarken, annesinden de makarna yapmasını istemiştir
Belki sen de “Atsız”cı olarak “……. Bu da benim açılımım …..: Türkiye ….. yaşayan … Kürt nüfus vatandaşlıktan çıkarılsın, mal ve mülklerine, bankadaki mevduatlarına, iş adamlarının şirketlerine kadar her şeylerine el konulsun. Burdan toplanacak … yüz milyarlarca dolarlık fon ile boş kalacak olan ev, arsalar, Türk milletine eşit ve adaletli bir şekilde dağıtılsın ….”ı foruma yazdığında, en çılgın Türk de 21.yüzyılda “Elbette egemen milletin bazı üstünlükleri vardır” beyanatını verdiğinde, Ceylan’da elinde siyah “dare”si mallarını otlatmak üzere çoktan önüne katmıştır.

Kim bilir, 14 yaşındaki “annesinin bir tanesi” kızınız “Winks Giydir”i tıkladığında, biri de GANDİ’nin 140. doğum gününde hazırladığı Power Pointe sunuma kopyaladığı “Dünya üzerindeki tüm topraklar tek bir insanın kanının dökülmesine değmez”ini yapıştırdığında, belki de havan topunun arkasındaki er İbrahim de, komutanın “ateşşş” talimatından irkilmiştir.
Kim bilir, belki de taş atan çocukları “terör örgütü yandaşları yine olay çıkartılar”la yine mimleyen sunucu, sıra gazete manşetlerini okumaya geldiğinde, Teksas’lıların Diyarbakır’lılara karşı attıkları “PKK dışarı” sloganı için yaptıkları “ırkçı, faşit değiliz“ açıklamasını manşete taşıyanları “bravo”yla övdüğünde, bir türlü alışamadığı tepedeki taburdan atılan top seslerinin “tedirginliğinde”, hayvanlarının peşinden sektirirken, toprakta ışıldayan savaşın getirisi metal cisme çocuksu merakıyla eğilip daresi ya da yerden aldığı tahtayla vuran ya da vücuduna isabet eden mermiyle, ne olduğunu anlayamadan yüreği yerinden fırlayan Ceylan’nın , göğsü, karnı sağa, sola dağılmıştır.
Lime lime olmuş Ceylan’ın bedeninden kopan et parçalarının, artık bir yazı dizisine dönüşen “Kürt açılımı”yla birlikte ağaç dallarında asılı kaldığı o anlarda, belki birileri de, en çok okunanlar listesine giren “Ayşe türban’da,……, Reina’da, haşemeda” serisinin devamı “Ayşe Faşistler arasında”yı da bekledikleri saygın medya sayesinde, eğer “PKK, Kürt’ler dışarı” sloganı faşizmi, ırkçılığı çağrıştırmıyorsa, Faşistlerin hangi sloganları kullandığını, daha daha nasıl faşist olunabileceğini öğrenecek olmanın hevesiyle tutuşmaktadırlar.
Canımsın, o kadar mı “dangalağız”. Hepimiz de biliyoruz ki ölümüne yol açan ister patlamamış 40 milimetrelik bomba atar, ister havan mermisi olsun Ceylan’ı, Uğur’u, Baran’ı, Yunanlı Alexandros’tan, Fransa’da ayaklanan göçmen gençlerden, P.İ’yi, Y.S’yi İsrailli askerlere taş atan Filistinli çocuklardan, ayıran neden Kürt olmalarıdır.
İyi de, Kürt çocuklarını katledenleri, savaşın dehşetini “Münevver davası” gibi takip etmeyen Türk medyasını, çalınan hayallerin, yok edilen hayatların rahatsız etmediği Türkiye Cumhuriyeti devletini, ordusunu, polisini akıl almayacak derecede dokunulmaz, önemli kılıp Yunan, Fransız, İsrail devletinden, ordusundan, polisinden, ayıran nedense “Türk” olmaların da mıdır ?
Hemen şimdi, bu yalnız, hemi güzel, hemi de tutabilene aşk olsun, bir coşmuş, bir coşmuş herkesin askerliğinin yanında gizlediği “faşist” titrinin de açığa çıktığı ülkenin, yasalar, kararlar, kararnamelerle müfredatını çizerek, aynı anda, hem ilerici hem muhafazakâr, hem demokrat hem faşist, hem batılı hem batı düşmanı olmaya çabalayan şizofren devletinin, “bölünecez, ……, bölünecez”i sayıklattırıp, herhalde savaşta can vermek daha kolay ki “savaş, savaş” diye tepindirdiği tiplere bakın.
Şimdi de son kez insanoğlu için basiretin, insafın, erdemin ve de aklın ne denli gerekli olduğunun ispatı Ceylan’nın vesikalık resmini kaplayan şaşkın bakışlarına bakın.
Şimdi söyleyin, hiç birini öldürdünüz mü ? Hiç kendinizi, öldürenlere, linçleyenlere, savaşa kayıtsız kalarak birilerinin, çocukların ölmesine, öldürülmesine göz yummuş saydınız mı ? Hiç çocuğunuzun yaşamasını asla dilemeyeceğiniz tarlaları, dağları, ovaları patlamamış mühimmatla, mayınla, tankla, tüfekle, askerle dolu “Doğu’da, Güneydoğu’da” meğer nice Ceylan’lar heder olmuşta “ruhumuz duymamış”la, kaybettirilen vicdanınızı geri istediniz mi ?
Hayır mı? O zaman cinayetlerin mahali: Ceylan’nın şarapnel parçaları saplı bedeninin uzatıldığı mezrada, Engin’in tekmelendiği nezarethanede, er Muhammet’in, Bilal’in, gerilla Sapol’un Rengin’in öldüğü dağlarda, düşürdüğünüz kimlikler kimindir, neyin nesidir ?
Öyleyse, ırkını beğenmeyen ordusu failini arayacağına “Mayın olmadığını nereden biliyorsunuz, TSK’de eğitim mi gördünüz…. ”le Ceylan’ın babasından hesap sorduğu, polisinin kundaktaki bebeğe gaz bombası attığı, akranlarının kafasını dipçikle yarıp, panzerle ezdiği, ailesinden de birilerini mutlaka faili meçhulle, savaşa kurban vermiş, komşusuna, akrabasına “bok” yedirilmiş, tecavüz edilmiş, hayatı da hep bir eksikle yaşaması istenmiş yoksul, geçmişten alacaklı Hakkari’li, …., Batman’lı Kürt bir çocuk neden polise, askere taş atmasın ki ?
Bir uslanmazlık, bir arlanmazlık hali Ankara’da bambaşka bir hal alıp kendini aşmışken, yoksa, yaşarken “Sen kalem ol, bende kağıt yaz beni, beni…” sini işitmediğiniz Ceylan’ı da mı hemencecik ana belleğinizden silip, Aşk-ı Memnu’nun yeni fragmanına kilitlendiniz . Oysa GANDİ, ne demişti ?

Gülsen FEROĞLU
15.10.2009

1609700cookie-checkSen kalem ol, bende kağıt yaz beni

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

eleven − seven =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.