Ses ve ışık!

Yağmur tanelerini izliyorum, bir yandan yola bakıyorum. Yağmur ile şiir dizeleri geliyor aklıma, Şeyh Bedreddin ve yoldaşları asılırken de yağmur yağıyordu. Sakallarından sızan yağmur gibi, camdan aşağıya doğru sızıyordu. Rüzgarında etkisi ile yağmur taneleri bir çizgi olmuşlar akıyorlardı.


Karanlıkta karşıdan gelen araçların ışığı altında bakıyordum su tanelerine. Birden hızlanan ve yavaşlayan yağmura göre cam sileceklerde ona göre hareket ediyordu.


Uzun ve geniş bir yolda, akıntıya kapılmış ışıkların arkasından gidiyordum. Yanımdan arkamdan gelen araçların aydınlığında gölgeme bakıyordum, bir de dışarıdaki yağmura! Masa başına oturup yazı yazmayalı kaç gün olmuştu, kaç gün geçmişti ömrümden, kaç saat yollardaydım. Berlin’den ayrılış tekrar Köln’e dönüş. Eve dönüş inanın içinde sevinç yaratır değil mi, ben de değil. Her eve dönüşüm kendi yalnızlığıma döndüğümü bilirim. Her geldiğim şehir benim için kalabalığı gerimde bırakmak gibidir. Geldiğim şehir, yani yaşadığım ve yıllarımı geçirdiğim şehirde küçük odamda yine birbaşımaydım. Televizyonu açıyorum gürültü olsun diye, yoksa televizyona pek bakmam, sadece yalnız bir ses olsun diyedir. Eskiden radyo açardım, şimdi televizyon, çünkü ışık oyunu vardır televizyonda, her görüntü değiştiğinde oda içinde belli belirsiz ışığın dansı olur. Sadece ses değil, aynı zamanda ışık dost olur yalnızlık ile!


Evdeyim, televizyon açık ve ben televizyona ters dönüp bu yazıyı yazıyorum, aslında toplumsal sorundan filan bahsetmem gerek ama bu sefer toplumsal sorunun bana yansımasından bahsedeceğim.


Almanya son yıllarda yaşamış olduğu ekonomik krizden en çok etkilenenlerdenim, bir zamanlar grafikerdim, şimdi sadece zevk için grafik yapar konumda oldum! Para getirmeyen işe ne denir? Hobi olarak da görebilirsiniz! Karikatürden para kazanmadığım için o benim için artık mesleki hobi oldu! Fotoğrafçılığı hiç para kazanmak olarak düşünmedim, onu sadece zevk için yapıyorum ama bu Köln şehrinde fotoğrafçı olarak tanınmadığım anlamına gelmez!


Yazı yazıyorum, fakat yazılarım su tanecikleri gibi yok olup gidiyor, şu anda o kadar yazdığım kelimeler nerede durmaktadır. Uzaya kelimelerimi serpiyorum, belki birgün birinin kulağına giderde duyar diye. Uzak diyarlardan zaman zaman kelimeler de gelir beni bulur, ben o kelimelerden yeni bir dünya kurarım, fakat kurduğum dünya çabuk yok olur.


Okurum, okumaktan da zevk alırım… Üstelik fazla ayrımda yapmam ama okumaya başladığımda eğer okuduğum şey beni sarmıyorsa veya ilgimi çekmiyorsa ya da bana bir şey öğretmiyorsa bırakırım, sonuna kadar gitmek zorunda hissetmem kendimi.


En çok yaptığım şeyde başkalarının sorunlarını dinlerim, eskiden daha fazla dinlerdim, şimdi eskisi kadar dinlemediğimi gördüm. Birisi anlatırken ve ilgim yoksa dinler gibi pozisyonda kendi iç dünyamda yolculuk yaparım.


Birçok alanda bilgi sahibi olduğumdan bir gazete okuyarak dünyayı yorumlamam ama yorumcu yazarları okurken hep şunu düşünürüm, yazar bir yazı okumuş, ya da ‘hürriyet’ gazetesi okumuş dünyayı yorumluyor. Hatta dünya ekonomisini ve Ortadoğu sorununu bir çırpıda çözüyor! Bana göre birçok yazar kendisini kanıtlama peşinde olan kişiliksiz kimlikleri çağrıştırıyor. Okuyamıyorum maalesef! Her konuda yazı yazan, her konuda danışılacak kişi aslında kendileri, fakat fikri alınmadan iş yapıldığı içinde hem saldırgan hem de muhbir olabiliyorlar!


Ben yeniden yalnızlığıma döneyim, arkada sesin ve ışığın dansı var!


—————————
http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.sitemynet.com
http://www.blogcu.com/cemoezkan


 

694540cookie-checkSes ve ışık!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twelve − 3 =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.