Sis perdesi kalkıyor

Prof. Dr. İzzettin Önder – Dünya kapitalizmi gerilerken Türkiye hızla dibe doğru ilerliyor. Bu ilerleme sistemin eseri mi, yoksa beceriksiz ve basiretsiz yönetimin sonucu mu, şimdilik bir hüküm vermekten kaçınmak, tarihin toplumumuza bahşettiği muazzam fırsatı kaçırmaktır. 

Siyasette kullanılan zarif ifadeler(!) karşısında dişin kovuğunu dahi doldurmayacak şu iki anlamlı sözcük, bize meçhulden fısıltı olarak bir şeyler söyle gibi. Hegel, Ruh Fenomonolojisi adlı eserinde şöyle seslenmektedir: “Ruhlar, yapısı itibariyle tedricen olgunlaşır ve eski dünyanın yapısını parça parça ufalayarak, sükûnetle yeni şeklini alır.” Türkiye’de anlaşılması zor iki akım çatışması bence artık sonlanma aşamasına geliyor. Biri, kapitalizm havuzunda tarihsel sürece doğru seyrederken, kısmen emperyalizmin dürtüsü, kısmen iç bünyede hortlayan gericilik bu gidişten yararlanarak, ülkeyi cehaletin ve gericiliğin karanlık dehlizine sürüklemeye çalıştı. Yaşananların diyalektik dürtüsü ülkenin öz ruhunun tedricen olgunlaştırarak, sürüklenmeye çalışıldığı dünyanın yapısını parça parça ufalama aşamasında olup, bir erken seçim ya da toplumsal dönüşümle, sükûnetle yeni yerini almaya hazırlanmaktadır. Bu yer, emperyalizmle işbirliği içinde siyasi erkin ülkeye biçtiği ve layık gördüğü yer olmayıp, dış ilişkilerde bağımsız, iç ilişkilerde ise gerçek ve ekonomik anlamda demokratik bir yapılanma olacaktır. Her doğumun sancılı olması doğaldır. 

Var olan siyasi iktidara minnet borcu değil, ama bir teşekkür borcumuz var. Bu iktidar, dış ilişkilerimizde ve içte tüm sosyal ve ekonomik yapımızda ne denli özümüzden uzaklaştığımızı açıkça gösterdi. Doğum sancısı gibi, bu süreç de sancılı ve maliyetli oldu. Ne var ki, ruhun olgunlaşmasına benzer şekilde, halkımızın kendi mücadele gücünü bilemesi de maliyetli olmuştur ve olmaktadır. Bu süreçte yaşanan maliyetler eğitimde, siyaset kültüründe, toplumsal etik duygularda ve daha birçok alanda yaşanmıştır. Bu olumsuz yaşantılar gelecekte kurulacak düzgün ve demokratik toplumun mihenk taşlarının ne olacağında müşir olacaktır. 

Siyasetçilerimizin topluma yakışmayan ifade tarzları kulakları tırmalarken, bu basitlikten biraz uzaklaşalım ve Shakespeare’in bir dörtlüğünde söylediği şu cümleye kulak verelim: “Bulutlar dağıldığında güneşin parlaklığı yansır.” Bulutları dağıtan sert rüzgârlardır. O rüzgârlar ki, estiğinde sinir sistemimizi uyarır, bizi uyuklamaktan diriliğe taşır ve kendimizi koruma refleksini harekete geçirir. Yaşadıklarımız böylesi sert rüzgâr gibi, hatta giderek sertleşen bora gibi bizi etkiliyor. Rüzgârın dağıttığı bulutlar güneşin sıcaklığının içimize işlemesine yol açıyor. Siyasi otoritenin bulutların dağılmaması için tüm çabaları, bir süre işe yarar gözüküyor olsa da, eninde sonunda bulutlar dağılacaktır, çünkü artık ufkumuzu karartan koyuluğundan tedricen uzaklaşmakta ve parçalı hale gelmektedir. Dağılıyor! 

Hükümet olmak ile devleti ele geçirmek arasındaki farkı idrak edemeyecek düzeyde siyaset biliminden ve devlet deneyiminden yoksun beyinler acemi salvolarla ekonomiyi sallarken, durum netleştikçe, şimdilik bazı söylem ve eylemlerinde iktidara tutunma pratiklerine yönelmekteler. Yoğun ve acemice din sosu kullanan iktidar, ifade ettiklerinin gerisini hesaplamaktan dahi aciz içinde olduklarını sergilemektedir. Halkın yastık altı döviz ve altınlarının ekonomiye kazandırılmasını emir buyuranlar düşünmekten aciz ki, halkın arlıklarını yastık altında saklamaları iktidara güvensizliğinin sonucudur. Bu durumda, siyasi erkin halka değil de, kendi politika, söylem ve eylemlerine dönmesi gerektiğini dahi idrakten aciz bir siyasi yapı artık bulutların dağılmasına engel olamayacaktır. Faiz ile döviz tacirleri arasında ayırım yapamadan faizi kafaya takıp, halkı yoksulluğa iten bir siyasi yapı direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş demektir. 

Bir ekonomide finansal işlemler reel işlemlerle boy ölçüşür aşamaya geldiğinde önce herkesin umudunu okşarcasına balon yaratır. Bilindiği gibi, finansal kaynaklar yabancılardan olduğu kadar yerli ve milli kaynaklardan da gelebilir. Varlık barışının anlamı tam da budur. Hatta, döviz dalgalanmasından kazanç sağlanabiliyor ise, döviz hareketlenmesi ise bağımsız Merkez Bankası politikası ile değil de, siyasi merkez güdümünde ise, böyle olası varsıllıklar üzerinde iki defa düşünmemiz gerekir. Halkı faize ezdirmeme tiradı altında dikkatleri faizde toplayıp, kurlar üzerinde operasyon, faydalanan kesimde bir değişiklik yaratmadan, hükümet politikası olumlu gösterilip, döviz baronları suçlu locasına oturtulabilmektedir. 

Üniversitelerin suskunluğu susturulmalarının sonucu olarak görülemez. Zira bilimsel kafa ve, ondan da önemli olarak, ruh yapısına sahip bir kişi halkının yararına, kimseye hakaret oluşturmayacak şekilde, bildiğini söylemek durumundadır. Hukuk, iktisat, psikoloji, hatta ilahiyat alanında çalışanlar dilsiz şeytan olma konumuna geçemezler. Bu insanlar görevlerini hakkıyla yapmak durumunda olmalıdır ki, siyasi erk yolunu çizerken emin ve seçime giderken kaybetme korkusundan azade olsun. Bulutların dağılması rüzgâra bağlıdır, ama bulutlar dağılıp, güneş tüm toplumun üzerine doğduğunda ak ile kara da netleşeceğinden, siyasi ya da bilimsel mahcubiyet, hatta sorumluluk vicdanı zuhur etmesin! 

Yeni Yıl’ın bulutların dağılıp, güneşin üzerimize tüm parlaklığı ile yansıyacağı ve kimseyi vicdanı ile hüzünlü bir hesaplaşmaya itmeyeceği güzellikler getirmesini dilerim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.