Siyaset Bilimciler: Dün koyulan 50+1 bugün kendilerine baraj oldu

Siyaset Bilimciler Prof. Dr. Ülkü Doğanay ve Prof. Dr. Tanju Tosun ile Cumhurbaşkanlığı seçim barajını konuştuk: Dün özgüvenle koydukları bu koşulu bugün karşılayamıyorlar.

Cumhurbaşkanı olmak için konulan 50+1 seçim barajı iktidar bloğunda adeta kriz oldu. MHP Lideri Devlet Bahçeli 50+1’i sistemin devamı olarak nitelerken, Tayyip Erdoğan bu barajın revize edilmesi için meclisi işaret etmesi İki lider arasında yaşanan anlaşmazlığı gözler önüne serdi. Önceki gün sürpriz bir biçimde Cumhur İttifakı liderleri bir araya geldi. Kamuoyuna bir açıklama yapılmasa da ikilinin bu konuda anlaşamadığı biliniyor. Bu görüşmenin hemen ardından Millet İttifakın liderleri Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu da bir araya geldi. İki liderin gündeminde sadece 50+1 krizi yoktu. Ekonomideki kötü gidişat da değerlendirildi ve bir erken seçim çağrısı yapıldı.

Peki bu sürpriz gelişen toplantılar neyin göstergesi? İktidar bloğunda yaşanan 50+1 krizi ne anlama geliyor. Millet İttifakının yaptığı erken seçim çağrısı nasıl yanıt bulur?

Siyaset Bilimciler Prof. Dr. Ülkü Doğanay ve Prof. Dr. Tanju Tosun ile Cumhurbaşkanlığı seçim barajını konuştuk.

Siyaset Bilimciler, Anayasa değişikliği hazırlanırken büyük bir özgüvenle konulan 50+1 seçim barajının bugün iktidar için aşılması neredeyse imkansız bir baraja dönüştüğüne dikkat çekti ve bugün bu koşuldan vazgeçmenin seçmen desteğini kaybettiklerinin itirafı anlamına geleceğini vurguladı.

DOĞANAY: KAMUOYU ÖNÜNDE ‘AYAR VERİLEN’ TARAF AKP
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Ülkü Doğanay “AKP ve MHP işbirliğiyle getirilen Türk Tipi Başkanlık sisteminin cumhurbaşkanı seçilmek için koyduğu yüzde 50+1 oy oranına ulaşma zorunluluğunun bir noktada AKP ve MHP ittifakında çatlak yaratacağı beklenilir bir durumdu. Erdoğan arzu ettiği tek adam yönetimine ulaşmak için adeta bu koşulu bir diyet gibi kabul etti. Çünkü değişikliğin yapıldığı günlerde, yani OHAL şartları altındaki 2017 Türkiyesi’nde dahi anketler Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın görev onayının yüzde 50’nin üzerinde olmadığını gösteriyordu ve hem Anayasayı değiştirmek hem de Cumhurbaşkanı seçilmek için MHP’nin desteğine ihtiyaç duymaktaydı. Ancak bu durumun ittifakın üyeleri arasında eşitsiz bir ilişki yaratması da kaçınılmazdı. Bugün, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da, eğer hala varsa AKP kurmaylarının da Devlet Bahçeli’nin onaylamadığı, kabul etmediği bir adım atmalarının epeyce zor olduğunu görüyoruz. İçeride birtakım anlaşmazlıklar yaşasalar dahi, dışa karşı tam bir uyum görüntüsü vermek zorundalar ama bir yandan da bu ilişkide, 50+1 tartışmasında da gördüğümüz gibi, geri adım atmak durumunda kalan, ya da kamuoyu önünde “ayar verilen” taraf AKP oluyor. Üstelik, iç siyasette neredeyse başka hiçbir konuda geri adım atmayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, MHP Genel Başkanı’nın yaptığı çıkışlar karşısında çoğu zaman geri adım atarak ittifak ortağı ile her konuda uyum içinde oldukları görüntüsü veriyor. Ancak bunun sonucunda, kendi başına seçime girse barajı aşıp aşamayacağı bile şüpheli olan, milliyetçilik dozu aşırı uçlarda seyreden, otoriterliği ideolojisinin bir unsuru olarak gören MHP ile kurduğu bu ilişki ister istemez AKP’yi de merkezden uzaklaştırıyor, marjinal bir konuma sürüklüyor. Diğer pek çok etkenle birlikte, aslında MHP ile kurduğu ilişki ve MHP’ye mecbur olduğu görüntüsü vermesi, Erdoğan’ın ve AKP’nin seçmen desteğini azaltıyor” ifadelerini kullandı.

AYNI ZAMANDA MHP’DEN KURTULMA ARAYIŞI
Yüzde 50+1 tartışmalarını, sadece Erdoğan’ın önümüzdeki seçimleri kazanabilmesi için yeni bir formül arayışı olarak değil, aynı zamanda AKP-MHP ittifakından kurtulma arayışı olarak da değerlendirmek gerektiğini belirten Doğanay, şöyle devam etti: “Çünkü bu koşul korunduğu sürece, MHP’nin ya da ikinci bir partinin desteğine hep ihtiyaç duyacağı, bundan sonrasında seçmenin yüzde 50+1 oyunu garantiye alacak yeni bir adım, yeni bir hamle, yeni bir vaat geliştirmesinin pek mümkün olmadığını görüyoruz. AKP de, Erdoğan da, yapabileceklerinin sonuna geldi. Son yirmi yıl içinde toplum değişti, AKP ve Erdoğan da değişti şüphesiz, ama bu değişim toplumla, toplumun beklentileriyle, özellikle de gençlerle aynı yönde olmadı. Bu sebeple, belki Anayasa değişikliği hazırlanırken yanlış bir özgüvenle konulan bu koşul, bugünün şartlarında AKP ve Erdoğan’ı değişikliği yaparken arzuladığı gücü eşitsiz biçimde bölüşmeye zorluyor ve bu eşitsiz ilişkinin kaybedeni yine kendileri oluyor. Ancak şunu da unutmamak lazım: Referandumla getirdikleri sistemin, biliyorsunuz, demokratik rejimlerde bir benzeri yok. Tüm yetkileri bir kişinin elinde toplayıp denge ve denetleme mekanizmalarını kaldırdığınızda ya da etkisiz kıldığınızda, parlamentoyu işlemez hale getirdiğinizde, eğer hala bir “demokrasi” olduğunuzu iddia etmekte ısrarcıysanız, sistemin meşruiyetini sağlamak için halk desteğini almak zorundasınız. 50+1 bunun göstergesi ya da güvencesi olarak konuldu. Yani halkın çoğunluğunun iktidarın yapıp ettiklerine onay verdiğini göstermesi için. İktidarın meşruiyetinin tek göstergesi de bu olarak planlandı. Böyle olunca 50+1’i aşağı çekmek, yüzde 40’lara, 30’lara indirmek rejimin meşruiyetini tümüyle ortadan kaldıracak bir hamle olur. Sonrasında artık seçim yapmaya da gerek kalmaz, çünkü meşruluğunu seçmenin iradesinden alan bir rejimden söz edemeyiz. Seçmenin yüzde 30 ya da 40 gibi bir azınlığının oyunu alanın tüm yetkileri tek başına elinde bulundurduğu bir rejim söz konusu olur. Bu da, böyle bir sistem için seçimli demokrasinin sonu olarak değerlendirilebilir.”

Yüzde 50+1 barajının, muhalefet bakımından bir imkan gibi göründüğünü söyleyen Doğanay, “Yani iktidar tarafından arzulananın tam tersine, muhalefetin benzemezlerini bir araya getirmeye ve birlikte hareket etmeye mecbur bıraktı. Muhalefetin en azından sistem değişikliğini getirene kadar ittifak içinde hareket etme kararlılığı, muhtemeldir ki aralarında bir araya gelmelerini imkansız kılacak anlaşmazlıklar olduğuna güvenen iktidarın beklediği bir şey değildi. Özellikle son birkaç aydan bu yana, Millet İttifakı’nın muhalefet etme tarzının iktidar nezdinde epeyce rahatsızlık verdiğini, dahası seçmeni artık Erdoğan’ın tek seçenek olmadığı, başka türlü de olabileceği konusunda ikna etmeye başladığını görüyoruz. Erken seçim çağrısı, doğru bir çağrıdır. Ancak bu çağrının muhatabı ne yazık ki AKP ya da Erdoğan değil, Devlet Bahçeli. Bu da 16 Nisan referandumu ile getirilen sistemin başından itibaren ne denli sorunlu olduğunu gösteren bir durum” diye konuştu.

TOSUN: SEÇİM BARAJINI GÜNDEME GETİREREK NABIZ YOKLUYORLAR
Siyaset Bilimci Prof. Dr. Tanju Tosun, seçim barajı tartışmasına dair “Cemil Çiçek’in açıklamasıyla yeniden gündeme gelen 50+1 tartışması Türkiye’nin mevcut hükümet sisteminin yol açtığı sorunlar dikkate alındığında, tartışılması gereken en son sorun diye düşünüyorum. Buna rağmen, kimi AKP’li eski ya da yeni vekiller 50+1’in önümüzdeki dönem sistemin işlemesinde sorun yaratacağını düşünüyorlarsa, bunun ardında AKP adayının seçilebilmek için yüzde 50+1’e ulaşamayacağı endişesi yatmaktadır. Aslında Cumhur İttifakının iki bileşeni de bu oranın adaylarını seçtirmek için yüksek bir oran olduğunun farkındalar, fakat açıkça geri adım da atmak istemiyorlar. Çünkü bu durumda seçmen desteği anlamında güç kaybetmekte olduklarını kendileri de kabul etmiş olacaklar. Kendi seçmenleri nezdinde de bunun bir itibar kaybı olacağının farkındalar. Şu aşamada sadece zaman zaman gündeme taşıyarak nabız yokluyorlar. Muhalefetten bir destek alabilir miyiz diye taktiksel bir girişimde bulunuyorlar. Destek gelse Cumhurbaşkanı seçilmek için gereken bu oranı değiştirmek için hemen harekete geçerler. Fakat bu saatten sonra böyle bir değişikliğin gerçekleşebilme olasılığı yok. Kaldı ki, bu kadar geniş yetkilerle donatılmış bir Cumhurbaşkanını 50+1’den düşük bir oyla seçtirmek yürütmenin demokratik meşruluğu açısından riskli” ifadelerini kullandı.

50+1 dünyadaki başkanlık sistemlerinde ağırlıklı olarak benimsenen bir oran olduğunu belirten Tosun, “Örnek vermek gerekirse; ABD, Brezilya, Şili, Güney Kore gibi. Arjantin’de ise başkan nitelikli çoğunluk, Meksika’da basit çoğunlukla seçilir. Bizde de bu oranın tercih edilme nedeni muhtemelen başkanın çok geniş yetkilerle ve en az yüzde 50+1’le seçilerek ‘güçlü başkan’ algısını pekiştirmek, demokratik meşruluğunu arttırmaktır. Oysa ki sosyo-kültürel açıdan çoğulcu, fakat bunun siyasette temsil kanallarının sınırlı olduğu ülkelerde inşa edilmeye çalışılan bu algı, seçmen tercihlerinde oy parçalanmasının yaşandığı durumlarda risk unsuruna dönüşmektedir. Tam da önümüzdeki ilk seçimlerde muhtemelen gözleneceği gibi. Sonuçta yürütmeye demokratik meşruluk takviyesi ile tercih edilen çoğunluk oranı, yürütmenin bırakın meşruluğunu, Anayasa yapıcılarının hiç istemediği şekilde makam ve kurum muhalefetin eline geçecek gibi görünüyor. Dolayısıyla, iktidar adayının yeniden seçilmesi için öngörülen bir sayısal gereklilik bugün iktidar için aşılması neredeyse imkansız bir baraja dönüşmüş gibi” diye konuştu.

ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI ÖNEMLİ BİR HAMLE
Millet İttifakının iki lideri Meral Akşener ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun dolardaki yükseliş sonrasında yaptıkları görüşme sonrasında yineledikleri erken seçim çağrısının muhalefetin önemli bir hamle olarak değerlendiren Tosun, “Fakat, siyasi aktörlerden gelen bu talebin sivil toplumdan gelecek taleplerle de pekişmesi sonuç üretebilmesi adına önemlidir. Aksi takdirde, iktidar bu koşullar altında seçime gitmenin kendileri için kaybetmeyle sonuçlanacağını bilecek kadar siyasette ustalaştı. Aslında erken seçim için geç kalındığını düşünüyorum. Demokrasiler siyasetin güven tazelemesi odaklı işler. Güven kaybı siyasi meşruiyeti zedeler, bunun ardından halkın siyasete güveni ve ilgisi azalır. Bütün mesele; gidilecek bir seçimle bu meşruiyeti güçlendirme ve halkın başta ekonomi olmak üzere, sorunlarına çözüm üretmedir.” şeklinde konuştu. Şerif KARATAŞ / Evrensel İstanbul

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.