Siz adam olmazsınız

Hepimizin değilse bile, birçoğumuzun babası veya bir aile büyüğü, çocukluğumuzda veya ilk gençliğimizde şu lafı bize defalarca söylemiştir: ” sen adam olmasın.” Bir Anadolu klasiği haline gelmiş olan bu laf söyledikçe kendimize olan güvenimiz azalmış, bizde suçluluk duygusu gelişmiş veya bu sözü bir daha duymamak için kapasitemizin üzerinde çaba göstermişizdir ve kendimizi tanıma sürecimiz yaralanmıştır.

Aslında kendimizi tanıma sürecini sağlıklı bir şekilde yaşamamız, diğer inananlarla sağlıklı ilişkiler geliştirmemizin olmazsa olmaz temel şartlarından biridir.

“Ben kimim” ya da “nasıl biri olmak istiyorum” soruları bireyi geliştiren sorular olması yanında içinde zorluklar ve tehlikeler barındıran sorular.

Evet, bireyin kendini tanıma çabasına girmesi hem zor hem de sancılı bir süreç… İnsanın “ben kimim,” “ben ne yapıyorum,” ” nasıl biri olmalıyım” diye sormaya başlaması bile; içinde özeleştiri olgusunu da taşıdığı için kişinin egosunu yaralar. Öyle de olsa, insanın kendisini geliştirecek dinamikleri ortaya çıkarabilmesi, sağlıklı, tutarlı bir kişilik edinmesi için bu süreci yaşaması gerekli ve zorunlu diye düşünüyorum.

Bu durum bizim diğer bireyler ile kuracağımız ilişkilerin veya diğer bireyler hakkındaki değerlendirmemizin sağlıklı ve tutarlı olmasını da belirleyecek bir çaba. Çaba ve süreç sözcüklerini özellikle kullanıyorum, çünkü bireyin kendisini irdeleme ve tanıma süreci sonu olan ve bitecek bir süreç değil. Tüm ömrümüzü kapsayan bir süreç. Hatta bazen ölümümüzden sonra bile başkalar tarafından bizim yaptıklarımızı ve yeryüzünde bıraktıklarımızı analiz etmek anlamında da devam ettirilecek bir süreç…

Eğer birey kendisi hakkında temel bilgilere sahip değilse ve kendi kişiliğinin analizini asgari düzeyde bile olsa yapmadıysa, diğerini,(bu çocuğu olabilir, sevgilisi olabilir) nasıl doğru ve sağlıklı bir şekilde değerlendirebilir? Veya nasıl diğer bireyler ile tutarlı ve sağlıklı ilişkiler geliştirebilir? Böyle bir birey, diğerinin dinamiklerini, acılarını, başarısızlıklarını, umutlarını, başarılarını sağlıklı bir şekilde anlayıp değerlendirebilmesi mümkün mü? Böyle bir birey gerçekten diğeri ile empati kurabilir mi? Burada söylenebilecek tek şey belki sadece anladığını sanır.

Büyüklerimiz, babalarımız “ben kimim”, “ben nasıl biriyim,” ” benim de yanlışlarım oldu mu?” “çıkmazlarımın, başarısızlıklarımın nedenleri nelerdi” veya “kendi potansiyelim ölçüsünde gerekli ve yeteri kadar uğraşı gösterdim mi? ” sorularının cevabını sağlıklı bir şekilde arama çabasına girselerdi; çocuklarına “sen adam olamazsın” dediklerinde aslında bizzat kendilerinin yenilgilerine, yanlışlarına, çıkmazlarına, yanılgılarına, başarısızlıklarına işaret ettiklerini ve bu tespitin öznesinin kendileri olduğunu fark ederlerdi.

Bence “adam” olmak her şeyden önce insanın kendisi üzerinde kafa yorması, başarılarının, başarısızlıklarının nedenlerini öğrenmeye, umutlarını, beklentilerini, düş kırıklıklarını, özlemlerini tespit etmeye çalışmasıyla ile başlayabilecek bir süreç.

Şunu söylemek çok abartılı olmaz diye düşünüyorum. Kendimizi tanımak ve değiştirmek, dünyayı tanımak ve değiştirmekten daha zor ve karmaşık bir süreç. Bireyin kendini arama, tanıma çabasına girmesi, aslından diğerini, başkalarını da araması ve tanımasını da işaret ettiği için sarsıcı ve binbir türlü sıkıntıyı barındıran bir süreç. Fakat sağlıklı ve tutarlı bir birey olmak, nitelikli ve tutarlı ilişkiler kurabilmek için ille de yaşaması ve vazgeçilmemesi gereken bir süreç.

Bireyin kendini tanıması, sadece dışarıya yansıyan şekli durumunu irdelemesi ve buna göre sonuçlar çıkararak yaşanması gereken bir mesele değil. Bireyin asıl olarak kendi özünü irdelemesi ve bu irdeleme sonucu elde ettiği verilere göre yaşanması gereken bir süreç. Örnek vermek gerekirse, şeklen gösterilen bir saygının aslında, özde bir kıymeti harbiyesi yoktur.

Kuşkusuz hiyerarşik yapıda üst basmaklara tırmanmak, çok para kazanmak önemlidir ve başarının bir göstergesidir ama bence, birey kendini ne kadar iyi tanıyor, özünü ve dinamiklerini ne kadar iyi biliyorsa o kadar başarılıdır.

Yaşadığımız şu yeryüzünün aydınlaması, bireyin büyük başarılara imza atması, biraz da bireyin kendisi ile mücadele içinde kendini aşma, kendi sınırlarını zorlama çabasının bir sonucu. Böyle bir uğraşı içine girersek belki yaşam geçmişte yaptığımız küstahlıklarımız, vasatlıklarımız ve bayağılıklarımız için bizi bağışlar. Unutmayalım ki, diğerini, ötekini anlamaya çalışmadan itham etmek bayağılıktır, vasatlıktır.

Bu bayağılık ve vasatlıktan bir nebze olsun kurtulmak için kendimizle, yaşamla uğraşmaya, didişmeye cüret etmeliyiz. Nerede olursak olalım, nasıl olursak olalım, yaşadığımız şeyin nedeni ne olursa olsun; hayatın hiçbir alanında pes etmemek, umut ve ışık adına uğraşmak, daha çok uğraşmak, gene uğraşmak…

Kekelesek de, tökezlesek de; bıkmadan usanmadan, büyük bir azimle yaşama sevinci ve umut adına uğraşmak ve didinmek… Çünkü; hiçbir fikri ve bedeni faaliyet içinde bulunmadan mutluluğu, huzuru ve refahı yakalayabilmiş bir birey veya insan topluluğunun varlığını ne duydum, ne gördüm, ne de okudum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.